23 Mayıs 2017 Salı27 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:41Güneş 05:33Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:30Yatsı 22:13
    • 20°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 12°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 97.717 1.37
  • Altın: 144,131 -0.08
  • Dolar: 3,5713 0.27
  • Euro: 3,9962 -0.12

AP-AB hep Rumca konuşunca...

Ahmet Taşgetiren

"Kıbrıs dendiğinde, Avrupa'nın aklı bilinçli olarak karışıyor" desem, yanlış söylemiş olmam.
Aklı karışıyor ama bilinçli olarak. Çünkü akıl karışıklığı hep Rum yanlısı olarak devreye girmekle sonuçlanıyor.

Bu yıllardan beri böyle.

Bu bilinçli akıl karışıklığı Kıbrıs'ta işlerin çorbaya dönmesine, bununla birlikte Türkiye-AB ilişkilerinin dinamitlenmesine yol açıyor.

Avrupa'nın Kıbrıs konusunda en son çarpık tavrı, AP Türkiye raporunda ortaya konmuş bulunuyor.

Tam da, Kıbrıs'ta iki toplum arasında çözümün arandığı bir süreçte, AP kalkıyor, Rum ve İngiliz parlamenterlerin verdiği değişiklik önergesi ile görüşmelerde taraf rolüne soyunarak, "Türk askerleri Kıbrıs'tan çekilmeli, Maraş asli sahiplerine verilmeli, Türkiyeliler sorunu çözülmeli" gibi taleplerde bulunuyor.

Kıbrıs meselesinin Türkiye açısından çok önemli bir yanı var.

Bu sebeple, Kıbrıs'ta sorun çözmek, sadece Kıbrıs'ta sorun çözmek anlamına gelmiyor.

Kıbrıs'ta sorun çözmek ya da çözememek, Türkiye-AB ilişkilerinde müzakere sürecinin devamı ya da aksaması manasını da ihtiva ediyor.

AB, Kıbrıs konusunda en çarpık kararı, Kıbrıs Rum yönetimini, tüm Kıbrıs'ı temsilen birliğe tam üye yapmakla verdi.

Rumlar'ın AB'ye tam üye olması demek, henüz müzakere safhasında bulunan Türkiye'nin önüne, "Rumlar'ı tanı" dayatmasını sunmak demekti.

Sonra bu karar Rumlar'a, Türkiye'yi sıkıştırmak üzere veto imkanı vermek demekti.

Sonra bu karar, tüm AB üyesi ülkeleri, Rumlar'ın yanında saf tutmaya zorlamak demekti.

Ben bu yaklaşıma ısrarla "Türkiye'nin kolunu bükme operasyonu" dedim. Türkiye'ye karşı "kalleşlik" olarak niteledim. Dostça bir tavır değildi bu. Yarın tam üye olması öngörülen bir ülkeye karşı benimsenecek tavır değildi bu.

Çok net olan bir şey var:

-AB istedi ki Türkiye, Kıbrıs'ı Rumlar'ın hakimiyetine devretsin.

-Orada yaşayan Türkler'in azınlık haline gelmesine göz yumsun.

-1974 Barış Harekatı ile orada yaşayan soydaşlarımızın elde ettiği tüm kazanımlarını heba etsin.

-Türkiye'nin önüne AB üyeliği gibi bir yem atılsın, Türkiye de bu yeme kavuşma zaafı içinde, tüm dayatmalara boyun eğsin.

AB, hemen tüm platformlarda Türkiye'nin önüne Rum dayatmalarını sunuyor:

-Rum gemilerine limanları ve uçaklara havaalanlarını açın.

-Gümrük Birliği'ne ilişkin ek protokolü uygulayın.

Türkiye direniyor.

Hoş, AB ile müzakerelerde AB'nin tam üyesi olan Rumlar'ı tanımamak nasıl mümkün olabilir, ayrı bir mesele. Bir masaya oturuyorsunuz, karşınızda AB üyesi ülkeler sıralanıyor, onlar arasında sizin halen "Güney Kıbrıs temsilcisi" olarak gördüğünüz Rum temsilci, Kıbrıs Cumhuriyeti temsilcisi olarak oturuyor.

Ne yapacaksınız?

Sineye çekiyorsunuz.

Türkiye'nin, AB ile ilişkilerinin tamamı, Rumlar da orada tam üye halinde bulunarak gerçekleşiyor.

Bunun alternatifi, "Rumlar orada oldukça AB ile görüşmemek" olabilir ama bunu da Türkiye göze almıyor.

Bunun sonucu olarak da, ilişkilerde hep bir gerilim yaşanıyor.

Oysa Türkiye, Kıbrıs sorununun Türkiye-AB ilişkilerini etkilememesini istiyor.

Ama olmuyor.

Şu anda, AB ile müzakere süreci, Rum ambargosu altında ağır aksak yürüyor.

Evet, Rum ambargosu.

Avrupa Parlamentosu'nun son onayladığı rapor da, AB'deki Rum ambargosuna destek olmaktan öte bir anlam taşımıyor.

Onun için sakil. Onun için özürlü. Onun için yanlış.

Başbakan Erdoğan, AB büyükelçilerine, "AP'nin gözü kör mü Allah aşkına" diyerek, bu konuda Türkiye'nin tavrını en net ve sert ifadelerle bildirdi.

Bu sertlik, aslında insanımızın yüreğindeki öfkenin yansımasıdır.

Avrupa'da, Amerika'da, aklıselim sahipleri, sağlıklı stratejik değerlendirme yapanlar, AB'nin Türkiye'ye ihtiyacının, Türkiye'nin AB'ye olan ihtiyacından daha çok olduğunu ifade etmekten çekinmiyorlar.

Türkiye, son 8 yıl içinde, bu coğrafyada geliştirdiği ilişkilerle, gerçekten küresel bir vizyon içinde yürüdüğünü ortaya koydu.

Belki de bir gün, bu ters çıkışlara cevap olarak, AB'ye karşı "canın isterse" gibi bir tepki konacak ortaya...

Toplum nazarında kabul edilemez ve tamamen Rum yanlısı tavırlar içinde yer almak, Türkiye'de AB taraftarlığını yerlerde süründürme sonucu doğuruyor.

Onun için AB, bilinçli akıl dışılıklara yönelmekten vazgeçmeli, Türkiye ile daha dostça ve samimi bir ilişkiye girmeli.

Bütün Türkiye insanı, "Alın Rumlar'ınızla ne haliniz varsa görün" demeden...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.