Cemal Nar

Cemal Nar

Bu Zulümler Kayda Geçiyor

Bu Zulümler Kayda Geçiyor

Bizim memlekette eşin dostun ve ailesinin rağmına bir iş yapıp da sonunda pişman olana, sorun yaşayana söylenen bir söz vardır: “Sen kokladın, buyur ye!”

İşin aslı şöyleymiş anlatıldığına göre, Nasreddin Hoca eşeğiyle giderken, hayvancık yolda tezek gördükçe koklarmış. Hoca da onları alır, boş olan yem torbasına koyarmış.

Yemek molası gelince kendisi azığını açmış, torbayı da eşeğin boynuna asmış. Ama eşek iltifat etmemiş, burun kıvırmış. Bunun üzerine Hoca, “Ne yapayım, sen kokladın, sen yiyeceksin” demiş.

Bu insan haklarından uzak, baskıcı, dayatmacı sistem de bir gün gidecektir elbette. İşte bu zafer ve iktidar günleri böyledir; döndürülür durmadan, elden ele geçer insanlar arasında.

“İşte biz, zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz. Allah zalimleri sevmez.” (Al-i İmran, 140)

Bu sistem içinde olan zulümlere bakarsanız, sosyolojik kanunların kararı malumdur; “Abbas yolcu.”

Bir tarafı bizim istek ve çabalarımıza, bir tarafı da layık olana Allah Teâlâ’dan lütuf ve keremine bağlı olmak üzere, herhalde yerine yepyeni bir sistem gelecektir. Hakkın hatırının en yüksekte olduğu bir sistem. Adaletin en büyük değer olduğu bir sistem. Hukukun üstünlüğünden taviz vermeyen bir sistem. Zulmün lanetlendiği bir sistem.

Ama konuştuğum birçok insan, o sistemden önce bir ara dönem istiyorlar. Şimdilerde kendilerine yapılan zulümleri kayda alan bu insanlar, bütün bunlar için “mukabele-i bilmisil” ilkesinden kalkarak “kazanılmış haklarını” istiyorlar. “Kısasta hayat vardır. Bize yapılan kadar zulmü, bizim de onlara yapmamız adalete aykırı değildir” diyorlar.

Altını çiziyorlar: “Bize yapılan kadar, daha fazlası değil.”

“Ne yapacaksınız?” diyorum. Cevapları tanıdık geliyor.

“Önce tesettüre girmeyenleri, başlarını örtmeyenleri hiçbir okula almayacağız. Üniversitelere dahi almayacağız. Kamusal alanlarda çalıştırmayacağız. Askeri alanlara almayacağız. Eşleri tesettürsüz olanları ordudan atacağız” diyerek başlıyorlar.

“Bizim inancımızda olmayanları fişleyecek ve asla önemli yerlere getirmeyeceğiz” diyorlar.

“Devlet imkanlarından onları mahrum edeceğiz” diyorlar.

“Kendi dinlerini, hukuklarını, örf ve adetlerini öğretmeyeceğiz, uygulatmayacağız” diyorlar.

“Dillerini bozacağız. Kılık kıyafetlerini bozacağız. alfabelerini bozacağız. Bayramlarını, seyranlarını bozacağız” diyorlar.

“Bütün Gayr-ı Müslim ülkelere vize uygulayacak, bütün İslam ülkelerinden vizeyi kaldıracağız” diyorlar.

“Kabe’ye gitmek, komşu vilayete gitmek kadar kolay olacak” diyorlar.

“!8 yaşına gelmeden dans, bale, şarkı, türkü vs. öğretmeyi yasaklayacağız” diyorlar.

“Beğenmeyenler İran’a, Cezayir’e, Malezya’ya, Arabistan’a gitsin!” Şey… pardon, ağız alışkanlığı ile yanlışlık yaptık, “Moskova’ya, Pekin’e, Paris’e, Vaşinkton’a, Londra’ya gitsin diyeceğiz” diyorlar.

Sözü uzatmayalım, ellerinde dosyalar var, bakıp bakıp söylüyorlar oradan.

“Bu nedir?” diyorum dosyaları göstererek.

“Bunlar tutanaklardır. Bir zamanlar bize yapılan zulümlerin tutanakları. Hepsini kayda geçtik” diyorlar.

“Yırtın gitsin!” diyorum.

“Hayır, asla!” diyorlar.

Onlara Mekke’nin fethi gününü hatırlatıyorum. Sevgili Peygamberimizi (s.a.v) binbir eziyet ve işkenceyle şehrinden kovan, bir sürü savaşta karşısına çıkan, kendisine, arkadaşlarına ve dinine hayat hakkı tanımayan ve şimdi “Bize ne yapılacak?” diye korkuyla bekleyenlere,o büyük insanın (sav): “Bugün size kınama bile yok, gidin, serbestsiniz!” müjdesini hatırlatıyorum.

“Ama ya zulümler!” diyenlere Vahşi’nin ve Hind’in Müslüman oluşunu hatırlatıyorum. “Geçmişi silerler, yeni bir sayfa açarlar, boşuna içinizde kin ve nefret biriktirmeyin. Yoksa hayal kırıklığı yaşarsınız” diyorum.

Acı acı bakıyorlar. Sanırım ikna olmuşlar, içlerinden hak veriyorlar bana istemeseler de.

Sonra dosyalara bakıyorlar tekrar. Buruk bir acı tutkal gibi yapışmış suratlarına…

“Ama bunlar, bütün bu yaşananlar…” diyorlar yutkunarak.

“Size İslam yeter” diyorum. “Şükrün lezzeti yeter size. Nimetin kemali ve itmamı yeter. Dininizin burada bir kere daha kemale ermesini görmeniz yeter. Rabbimizin rızası yetmez mi size?” diyorum.

Başlarını eğiyor, boyunlarını büküyorlar. Acılarını anlamıyor değilim. İçim yanıyor aslında…

Geçmişte bilfiil mazlumken ve şimdi intikam imkan ve fırsatı yakalamışken zalimlerini affetmek kolay olmasa gerek. Ama o gün, o zafer gününde, yüreklerinde yara barındırmayacaklarına eminim.

Zira ben o yürekleri iyi tanırım.


www.cemalnar.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
Cemal Nar Arşivi