Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Operasyonlar... Türkiye, geçmişiyle hesaplaşıyor!

Operasyonlar... Türkiye, geçmişiyle hesaplaşıyor!

Söyleye söyleye dilimizde tüy bitmiş olsa da, bir gerçeği tekrar hatırlatmakta fayda var... “CHP ve yandaşları”nın iddialarının aksine, “Ergenekon çetesi” ile AK Parti iktidarı arasında, “doğru”dan hiçbir bağlantı yoktur... Sözlerimizi biraz açalım: “AK Parti, toplumu Ergenekon ile korkutuyor ve iktidarını muhkemleştirmek için bir malzeme olarak kullanıyor” diyenler, kesinlikle “palavra” sıkıyorlar, insanların kafasını “bilgi kirliliği” ile bulandırıyorlar... Çünkü, adına Ergenekon denilen örgütün varlığı, “henüz AK Parti kurulmadan” önce MİT tarafından ortaya çıkarılmış ve hatta dönemin Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’na bildirilmiş; ancak herkes kulaklarının üzerine yatmıştı... Adına ister “illegal örgüt” deyin, ister “cunta”, ister “şebeke” veya “çete” deyin, “Ergenekon” adlı oluşumun kuruluşu, “en yakın tarih” olarak 1998-1999’a uzanıyordu... O halde sormak gerekmez mi; 1998 veya 1999’da kurulan bir örgüt, 3 Kasım 2002 seçimlerinde “iktidar” olan AK Parti’nin nasıl hedefinde olabilir, nasıl malzeme olarak kullanılabilir?..
Demek oluyor ki;
Ergenekon ile AK Parti arasında hiçbir ilişki, bağ ve bağlantı yoktur... Eğer dönemin Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı üzerlerine düşeni zamanında yapsalardı; Türkiye, belki de Ergenekon’u konuşmaya 1999’da başlayacaktı...
Dahasını da söyleyelim:
Eğer 17 Mayıs 2006’daki Danıştay cinayeti olmasaydı ve hemen ardından Ümraniye’deki gecekonduda “bomba”lar ele geçirilmeseydi, örgüt belki de “deşifre” edilmeyecek, “kanlı eylemler” ve “faili meçhul cinayetler” işlenmeye devam edecekti!..
TETİKÇİ YAKALANDI, PLÂN BOZULDU!
Ne var ki;
Tetikçi avukat Alparslan Arslan’ın cinayeti işledikten sonra “kaçması” üzerine “plân”lar yapan ve cinayeti “dinciler”(!)in üzerine yıkmayı hesaplayanlar, “avuçlarını yalamak” zorunda kaldılar!..
Öyle ya, hesap şuydu:
Danıştay’ı basıp, Mustafa Yücel Özbilgin’i öldüren Alparslan Arslan “kaçacak” ve böylece, o dönemde Danıştay Başkanvekili olan Tansel Çölaşan’ın; “Saldırgan, Allah’ın askeri olduğunu söyleyerek ve Allahuekber diyerek çekti tetiği” şeklindeki “yalan”ı ve dönemin Cumhurbaşkanı A.N.Sezer’in; “Saldırı lâik Cumhuriyete karşı yapılmıştır” şeklindeki “palavra”sı, toplum katmanlarında dalga dalga yayılacak ve “AK Parti’nin iktidardan düşürülmesi” sağlanacaktı!..
Ama Allah, onlara bu fırsatı vermedi...
Arkalarında “kuvvetli bir sivil irade” bulan “hakim” ve “savcı”lar, “çete”nin üzerine gitmeye başladılar... Gördüler ki; karşılarında basit bir “çıkar örgütü” değil, “Hükümeti devirmeyi, demokratik düzene son verip, askerî cuntayı işbaşına getirmeyi” amaçlayan ve kolları bir “ahtapot” gibi her yere uzanan “darbeci cunta” vardır!..
İşte bu “fotoğraf” ortaya çıktıktan sonradır ki; “operasyon”lar hızlandı, “gözaltı”lar ve “tutuklama”lar yaşandı!..
EN BÜYÜK DİRENÇ YÜKSEK YARGI’DAN!
Ve tabiî, “çarpıtma”lar da başladı!..
“Ergenekon avukatlığı”na soyunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve yandaşları; gözaltına alınıp tutuklanan “yazar”lar, “profesör”ler, “sendikacı”lar ve “komutan”ların “birbirleriyle ilişkisi olmayan kişiler” olduğunu iddia ettiler... Ancak, ortaya çıkan “bilgi” ve “belge”ler, bütün bu kişilerin ortak paydasının “darbe” olduğunu gözler önüne serdi!..
Sadece bilgi ve belgeler değil, “cuntacı”ların ev ve işyerlerinde ele geçirilen “kroki”ler üzerine başlatılan “kazı”larda ortaya çıkarılan “silahlar ve mühimmat” da; örgütün bir “kanlı kalkışma”ya hazırlandığını ortaya koydu...
Bu süreçte, “en büyük engel”lerden birisi, maalesef “yüksek yargı”dan geldi!..
HSYK, Danıştay ve Yargıtay üyelerinin başını çektiği bir grup, “Ergenekon soruşturması”nın önünü kesmek için; “kendi ilkelerini çiğneme” pahasına ellerinden gelen gayreti gösterdiler!..
Ne acı ki, bu durumu hiç yadırgamadık!..
Çünkü biz, bu filmi görmüştük!..
Evet, İtalya’da görmüştük...
İtalya’nın siyasi ve toplumsal istikrara kavuşmasında tarihi rol oynayan Gladio dâvâsının ünlü savcısı Felice Casson, diyordu ki;
“10 yıl süren Gladio araştırması sırasında en büyük engellemeyi yargı mensuplarından gördüm!.. 26 yaşında olduğumdan, tecrübesiz denilerek, davayı elimden almak için büyük gayret sarfettiler!.. Başka bir mahkemeye tayinimi çıkarıp, davayı engellemek istediler. Operasyonlar üst düzey yetkililere uzanınca, ‘devlete hizmet etmiş kişilere bu nasıl yapılır?’ diye kıyamet koptu. Fakat sonunda generaller ve üst düzey görevliler suçlu bulunarak mahkûm oldu.”
FERHAT SARIKAYA’YA YARGISIZ İNFAZ!
Dikkat ederseniz;
Gladio Savcısı Felice Casson’un İtalya’da maruz kaldığı muamelenin aynısı Türkiye’deki “savcı”lara da uygulanıyor!..
Hem de, “linç” şeklinde!..
Dahası “yalan ve iftira”larla!..
Meselâ Ferhat Sarıkaya’nın başına gelenler... Malûm, “Şemdinli İddianamesi”ni hazırlayan, iddianamesinin içinde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın adını zikreden Van Savcısı Ferhat Sarıkaya; HSYK kararıyla sadece “savcılıktan atılmak”la kalmadı, “İddianame”de adı geçenler tarafından açılan bir dâvâda, “40 milyar lira tazminat ödemeye” mahkûm edildi!..
Bunun adı “linç” değil de, nedir?..
Ama, durun!.. Dahası da var...
“Ergenekon suçlaması”yla gözaltına alınıp tutuklanan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in avukatlığını yapan İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan; Van olayının, “iktidarın, muhaliflerini ezmek için yargı formatını kullandığı bir model” olduğunu iddia edip, Savcı Ferhat Sarıkaya’nın da bir anlamda “tetikçi” olarak kullanıldığını ileri sürdü.
Hatta “yargısız infaz” yapıp, dedi ki;
“Şimdi soruyorum; o savcı nerede?..
Gören var mı?..
Kasabasında ya da mahallesinde gören varsa, bana ulaşsın!.. Görevden atıldı ama o savcı şimdi nerede?..
O savcı ABD’de!.. Utah’ta!.. Ben 46 yıllık avukatım, Utah’a gitmeye kalksam, param ancak bir hafta-on gün yeter!..
Utah’ta kimler varsa, onlarla birlikte!..”
Bu ülkede “İstanbul Barosu Başkanlığı” gibi önemli bir makamı işgal etmiş bu kafa, 19 Nisan 2009’da işte bu “yalan”ları, işte bu “iftira”ları savurdu!..
Oysa, “yargısız infaz” yaptığı o savcı, yani Ferhat Sarıkaya; ne ABD’ye gitmişti, ne de Utah’a!..
Görevden atıldıktan, yani “avukatlık” yapması bile yasaklandıktan sonra “geçim derdi”ne düşmüş, “otomobil”ini satmış ve Ankara’ya yerleşmişti... Bir süre Eryaman’da ve Sincan’da kalmış, daha sonra da Çukurambar’a taşınmıştı...
Turgut Kazan’ın palavraları da havada kalmıştı...
Sarıkaya diyordu ki;
“Ne ABD’ye gittim, ne de Bosna’ya!”
Gidemezdim, çünkü pasaportum yok!..
Ve ayrıca Fethullah Gülen’i de tanımıyorum!”
Bu olayı özellikle aktardım ki; Türkiye’de nasıl “yalan”lar söyleniyor, nasıl “palavra”lar sıkılıyor ve nasıl “yargısız infaz ve linç”ler yapılıyor, iyi göresiniz!..
Söyleyin Allah aşkına;
Turgut Kazan’ın yaptığı bir “onur cellatlığı” değilse, nedir?..
İşin garip tarafı;
Halen “Ergenekon zanlısı İlhan Cihaner’in avukatlığı”nı yürüten Turgut Kazan, hâlâ sürdürüyor “hakaret”lerini!..
Malûm, Cihaner’i tutuklatan Savcı Osman Şanal’a da “militan” dedi!..
Ama, bizler çok çok iyi biliyoruz;
“Militan”ın kim olduğunu!..
OPERASYONUN ADI: ERGENEKON’A BALYOZ!
Gördüğünüz gibi; kısa “anekdot”lar aktararak, “bir zihniyetin fotoğrafı”nı sunmaya çalıştım.
Bu fotoğraf, “Ergenekon zihniyeti”nin fotoğrafıdır... Bu fotoğraf, “cuntacı kafalar”ın fotoğrafıdır!..
Bu “kafa”lar, “ceberrut baskı”larla, “dayatma”larla, “yıldırma”larla, “korkutma”larla, “yalan”larla, “iftira”larla, “yargısız infaz” ve “linç”lerle bugünlere kadar geldiler!..
Ama “çıkmaz sokak”ta sıkışıp kaldılar!..
Arkalarında “güçlü bir sivil irade” bulan savcı ve hakimler, bir anlamda “kelle koltukta” mücadele verip, “demokrasiyi tesis etme, Türkiye’yi cuntacılardan arındırma” yolunda “kararlı adımlar” atmaya başladılar.
Dün Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa’da düzenlenen operasyonlar, işte bu “demokratik kararlılığın göstergeleri”dir!..
Malûm, dünkü operasyonlarda 17’si emekli general, 4’ü muvazzaf general, 27’si subay ve 1’i astsubay olmak üzere “toplam 49 kişi” gözaltına alındı!..
Ki, aralarında Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek, Ordu Komutanları Ergin Saygun ve Çetin Doğan gibi ünlü isimler var...
Bu operasyon için, biz “Gözaltı Fırtına’sı” dedik... Tabiî, “Ergenekon’a Balyoz” da denilebilirdi... Çünkü operasyon; “Kafes” ve “Balyoz” darbe plânlarını hazırlayanlara yönelik olarak yapıldı!..
Malûm, “Balyoz Darbe Plânı”nın hedefinde;
“Fatih ve Beyazıt Camilerini bombalamak” vardı!.. Plâna göre, Ege üzerinde bir “Türk savaş uçağı düşürülecek” ve böylece “Yunanistan’a savaş” ilân edilecekti... Yine bu plâna göre; “irtica” ile yaftalanacak onbinlerce insan “stadyum”lara doldurulacak, ilk iş olarak “Vakit’ten 8 yazar”ın da aralarında bulunduğu “36 yazar tutuklanacak”tı!..
Malûm, en büyük itiraz, “cami bombalama”ya yapıldı... Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ başta olmak üzere, bir kısım çevreler; “Allah Allah diye hücuma geçen bir asker, hiç cami bombalar mı?” dediler!..
Ama “taşeron örgütler” kullanarak “sinagog” bombalatanların, pekalâ “camileri de bombalatabileceği” ihtimalini hiç düşünmediler!..
Oysa, böyle bir “savunma” yapmak yerine, haklarında “iddia” bulunanlar, hiç olmazsa “soruşturmanın selâmeti” açısından, geçici olarak görevden alınsalardı, belki de bugün bu manzarayı yaşıyor olmazdık!..
“Yerden fışkıran silahlar” için “boru” denilmeseydi, “firkateynden mesaj” verilmeye kalkışılmasaydı, dün “generallerin evleri”nde arama yapılıp, “polis otoları”na bindirilmelerine hiç gerek kalmazdı!..
“Gereken” ne ise “zamanında” yapılmış olsa, yani “çürük elma”lar zamanında ayıklanmış olsaydı, ne bu “operasyon”lara lüzum kalırdı, ne de “TSK’yı yıpratıcı görüntü”lere!..
Ama bu “operasyon”lar yapılacak...
Yapılmak zorunda...
Dün yapıldı, belki yarın da yapılacak!..
Çünkü Türkiye, “geçmişiyle yüzleşmek” ve “geçmişiyle hesaplaşmak” zorunda!.. Eğer “demokrasi” diyorsak, eğer “faili meçhul cinayet”ler istemiyorsak, “cuntacı yapılanma”ları dağıtmak zorundayız!..
Operasyonlar bunun içindir!..
Ve bunu, “hükümet” değil, “yargı” yürütmektedir!..
Hiç kimse, gerçeği çarpıtmasın!..
=================
Yüce ordunun cüce adamları!
Hayret.. Genelkurmay, ilk defa “Yalan!.. Saçma!” demedi... Tam aksine, “haber”i doğrulayıp, “soruşturma” açıldığını bildirdi...
Ve yine hayret ki; bunca “gözaltı”ya, bunca “tutuklama”ya rağmen, “TSK içindeki cuntacılar” hâlâ akıllanmamış olmalı ki, “hakaret”lerini hâlâ sürdürüyorlar!..
Efendim, dünkü Taraf’ta yer alan “belgeli” bir habere göre; Erdek Deniz Üs ve Garnizon Komutanlığı’nda “nöbet” tutacak erlere, “parola” olarak “Adi” kelimesini, “işaret” olarak da “Başbakan” kelimesini kullanmaları emredilmiş!..
Kurmay Albay Bülent Keçeci’nin talimatına göre; “Adi” diye seslenecek nöbetçi ere, “Başbakan” cevabı verilecek!.. Sizin anlayacağınız, iki askere “Adi Başbakan” dedirtilecek!..
İşin garibi, Albay Bülent Keçeci’nin bu talimatından Erdek Mayın Filo Komutanı Tümamiral Atilla Kezek’in de bilgisi varmış!..
Söyleyin Allah aşkına; “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı”na “adi” dedirtecek kadar “adileşen” insanların bulunduğu bir TSK’yı, “başkasının yıpratmasına” hiç gerek var mı?..
TSK’yı asıl yıpratan işte bu kafalardır!..
Org. Başbuğ bu gerçeği görmeli ve artık “gereğini” yapmalıdır!..
Yüce Türk Ordusu, bu “cüce”lerden bir an önce temizlenmelidir!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi