Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

Şener bu işi neden bitiremedi?

Şener bu işi neden bitiremedi?

Ortalıkta bir ses kaydı dolaşıyor yine... Hangi yollarla elde edildiğini bilmediğim için, “konuşmacı”nın ismini zikretmeyeceğim.

Bir hanımefendi bu...

Hanımefendi, daha önceki bir eserinde, “Filanca ağır ceza mahkemesi bizden... Keşke Ergenekon sanıkları oraya gönderilseydi” gibilerden laflar ediyordu.

Belli ki, hanımefendi, “bu işlerle” yakından ilgileniyor.

Kendisi de zaten, önemli bir Ergenekon sanığının refikası oluyor. Neyse...

Bu ses kaydını dinlediğimizde ne öğreniyoruz?

Şunu:

Kuvvet komutanı olan generaller, bir dönem, işlerini güçlerini ve kendilerine verilen “sınırları koruma görevini” bırakmış, hükümetle uğraşmışlar.

Hanımefendi, bu hususu, eserinde şöyle dile getiriyor: “O günün bütün komutanları hükümetle uğraştı. Fırtına Paşa süperdi... Yani görevimiz çok zor geçti, çok çetin geçti. Hepsi hükümetle uğraştı, Hilmi ile uğraştı. Hilmi’yi yola getirmeye çalıştılar. Tabii herkes az buçuk hem fikirdi. Hilmi dört kişiyi susturdu. Öyle bir güç var elinde... Yani herkes uğraştı. Yani bütün o günün komutanları bu hükümetle uğraştı. Yani uğraşmadı dersem günah olur. Herkes bu işin bilincindeydi. Fırtına paşa da süper... Hepsi süper. Yani bir canım var diyor, o da gitsin ne olacak, ölecem nasıl olsa...”

Konuşmada geçen “Hilmi”, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök oluyor.

Hükümetle uğraşma işini misyon edinen paşalar, Hilmi’yle de uğraşmışlar. Hilmi çünkü, “Bu işi baştan bitirmeye hazır” Şener Paşa ve arkadaşlarına engel olmuş.

Bunu hanımefendi de belirtiyor: “Şener o zamanlar bitirelim bu işi demişti, dinlemediler...”

Hanımefendinin “bu iş” dediği iş, acaba nasıl bir iş?

Bunu, Ergenekon iddianamesinden, Özden Örnek Paşa’ya ait darbe günlüklerden ve Orgeneral Çetin Doğan imzalı “Balyoz Harekat Planı”ndan öğreniyoruz.

Paşalarımız, darbe yapıp yönetime el koymak istemişler.

Fakat, Hilmi Özkök engeliyle karşılaşmışlar.

Hanımefendinin “şekva” sadedinde söylediklerinden Hilmi’yle ilgili olarak şu kişilik bilgilerine ulaşıyoruz:

Hilmi biraz farklı bir generalmiş.

Hem “kimselere çaktırmadan, kendini belli etmeden, sinsice” komuta kademesine sokuluvermiş, hem de Şener tam “bu işi” bitirecekken araya taş koyup darbeye engel olmuş.

Peki, nasıl olur da, bu “sinsi adam” bu noktalara kadar sızar ve kimsecikler “tehlike”yi farketmez?

Farkedilmiş...

Farkedilmiş de, biraz geç kalınmış...

Diyor ki hanımefendi, “Kıvrıkoğlu, Hilmi’yi geç farketti. Koalisyon olduğu için engelleyemedi. Genelkurmay Başkanı olmaması için elinden geleni yaptı, biz şahidiz. Ama geç kalındı. Ne yaparlardı peki? Kıvrıkoğlu’nun görev süresini uzatırlardı biraz. O da başarılı olamadı. Şimdi Allah var. Kıvrıkoğlu çok çabaladı. Ama yetemedi. Koalisyon vardı biliyorsun. Ecevit kabul etti. Bahçeli kabul etti. Oradan (Sezer’den) çıkmadı.”

Şener’in bu işi neden bitiremediği şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Bu arada, Fırtına Paşa’nın “süper bir insan” olduğunu öğreniyor ve çok mutlu oluyoruz. Zaten diyesiymiş ki, “Bir canım var, o da gitsin yani, ne olacak ki... Ölecem nasıl olsa.”

Fakat, ben hâlâ aynı sorudayım:

Şener, “bu işi” bitirme yetkisini kimden aldı?

Bu paşaların başka işi yok mu?

Bunlar, halkın vergileriyle ellerine tutuşturulan silahları halka doğrultmaktan başka “iş” bilmezler mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Kekeç Arşivi