Bizler icraatın içindeki erkek siyasetçileri görüyoruz hep. Onları yazıyor, onları konuşuyoruz, bazen destekleyip bazense eleştiriyoruz. Ama bir de siyasi aktörlerin pek bilmediğimiz yüzü var ki, orada kadınlar duruyor.
Özellikle gündemde ve polemik çemberinin hep içindeki bazı politikacılarsa neredeyse insan-dışı bir statüde, haberlere, ajanslara bakarsanız... Hatta giderek zihnimizde sanki birer iş makinesi veya sağlam taştan, kayadan inşa edilmiş, yıkılmaz heykeller gibi onlar. Sürekli medyatik dikkatin merceği altındalar, optik bir kuşatmayla onları sadece gördükleri işten ibaret varsayıyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin siyasilere yüklediği ağır misyon, şüphesiz toplumsal refahın, teknik gelişimin, hizmet sektörlerinin iyileştirilmesi için yoğunlaşmış büyük beklentilerle alakalı... Buna bir de bizim gibi demokrasi deneyimi zaman zaman kesintilere uğramış olmak kaderi de eklenince... Siyasileri, gerilimi yüksek bir sırat köprüsünde ve ellerinde sihirli değnekle tahayyül ediyoruz. Onlar her şart altında başarmalı, onlar haklı haksız her türden serzenişimize cevap vermeli, onlar; yukarıda Allah yeryüzünde onlar mesabesinde her daim yüksek hizmet beklentimizin cevabı olmalı, gibi bir bakış... Mükemmelciyiz, atılımcıyız, ciddi beklentilerimiz var geleceğe dair...
Tüm bunlar, siyaseti olduğundan daha sert ve erkeksi kurallara göre işleyen, hatta zehir zemberek bir sınava dönüştürüyor. “Bu söz onu çok güldürdü” veya “Bu söz karşısında gözleri yaşardı” şeklindeki politikacı haberleri, ülkemizde halen reytingi en yüksek haberlerdendir mesela. Biz, politikayla uğraşanların asla gülmeyeceğine ya da asla ağlamayacağına şartlanmış bir milletiz... Politikacının eşine de benzer koşullarda bakarız, çoğu kez basında gözükmemesini veya gözüküyorsa da kurallara uygun kısmıyla (o kurallar pek belli değildir gerçi, işimize nasıl gelirse öyle yazar çizeriz) gözükmesini bekleriz...
6 Mart 2010 günü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Gökçek’in tertip ettiği Kadınlar Günü kutlamasında hep bu şablonları tarttım zihnimde. Melih Gökçek başarılı icraatları ile olduğu kadar, siyasi polemik konusunda da sürekli gündemde olan bir siyasetçi... Yine herkesten evvel kutladığı Kadınlar Günü ile, enformatik bir atağa imza atmıştı. Salondaki yaklaşık bin civarında kadını görünce, heyecanlanmamak imkansızdı. Ama Melih Gökçek, sanırım o gün hayatının en uzun suskunluk gününü de yaşıyordu. Eşi Nevin Gökçek, basının eline düşmemeyi başarmış nadir politikacı eşlerinden birisi olarak, kendi hazırladığı konuşmayı, başarıyla ve en içten haliyle sundu. Tarihten günümüze çizdiği kadınlık rasatında, kadının hayat adına kurucu unsur olduğunu ifade eden görkemli bir konuşmaydı. Nevin Hanım Ankara’da sevilen ve başarılı bulunan öğretmenlik kariyerinin yanı sıra, sosyal yardımlaşma ve dayanışma konusunda öncü isimlerden. Gece gündüz çalmadığı yoksul kapısı bırakmayan, ulaşamadığı yetim, dul, kimsesiz, sahipsiz kişi bırakmayan bir kimlik. Dahası bu yapısı, salt eşinin politik kimliği ile ilintili değil, Melih Bey’den önce de Ankaralılar onu yakınen tanır ve severdi... Sahneye tekerlekli sandalyeleriyle çıkan kadınlar, hayata tutunmanın, yaşam mücadelesinin ve helal lokma bilincinin, emeğin, fedakarlığın simgesiydi ve hepsi de Nevin Gökçek tarafından fark edilerek desteklenmiş kişilerdi...
Programdan beraber çıktığımız Semiha Yıldırım da bir öğretmendi... Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım’ın eşi Semiha Hanım da siyasi gündemin görünmeyen kahramanlarındandır. Onun kendini tevazu gereği saklayarak yürüttüğü yardım ve dayanışma faaliyetleri de siyasetin görünmeyen yüzü dediğimiz kısmına taalluk ediyor. Kendisiyle doksanlık bir ninenin elini öpmeye, halini hatırını sormaya gittik. Belki sizler onu yeterince tanımıyorsunuz. Ama yaşlı ve ailelerinden uzakta kimselerin kaldığı huzurevlerinin her daim beklenen, yolu gözlenen kişisidir o... İhtiyarlara, yetim kızlara, kimsesizlere diktirdiği iç çamaşırları, giysileri kontrol ettik beraberce. Doğu ve Güneydoğu’dan lise okumaya gelmiş, himayesindeki kızları ziyaret edecekti Semiha Hanım. “Yolumu gözlerler şimdi” dediği sahipsiz ihtiyarları o kadar çok seviyor ki, bu yaşlı nine ve dedeler, o geldiği zaman onunla konuşmak, koluna girip sohbet etmek için birbiriyle yarışırmış, hatta bazen mızıkçılık çıkaranları bile olurmuş... Anadolu kadınına has geniş yüreği, misafirperverliği ve hatırnazlığı, onun saygıdeğer öğretmen kimliğine, Bakan eşi olmasına, asla yük olmamış bir hanımdır Semiha Hanım... Ondaki hayat tecrübesi ve hayat bilgisi, hep dikkatimi çekmiştir, örnek aldığım, saygıdeğer bir kadındır.
Politikacıların eşlerini çoğu kez ya süs bebeği misali algılıyoruz veya ikincilleştirilmiş, susturulmuş puslu camlardan etkisiz bir halde geçiştiriyoruz... Oysa “madalyonun arkası” var bir de... Kadın tarihi araştırmalarımda hayretle fark ettiğim pek de yazıya dönüşmemiş bir yüzdür bu... Mesela İstanbul’un tarihi mimari topografyası, adını sanını bilmediğimiz kadın Sultanlar, Prensesler, Hasekiler tarafından belirlenmiştir. Erkekler hüküm sürüp, savaş, barış ve siyasetle uğraşırken, halkla ilişkiler, hep kadınların hayrat ve vakfıyeleri üzerinden inşa olmuştur... Benzeri durumu halen yaşıyoruz...
Mevcut siyasi başarıyı ve halk desteğini tüm hakikatiyle algılamak isteyen araştırmacıların, Semiha Yıldırım ve Nevin Gökçek gibi isimsiz kahramanların izini sürmesi gerekiyor. Çünkü onlar, “kimsesizlerin kimsesi” olmaya adanmış ömürleriyle siyasetin bilinmeyen kadın yüzünü çiziyorlar. Gönülleri, tek tek çaldıkları kapıları, tevazu ile, dervişane halleriyle açıyorlar...
Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler.
İsra Suresi 9. Ayet
BİR HADİS
"Muhakkak ki, en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed (sav)'in yoludur. İşlerin en kötüsü de dine aykırı olarak sonradan çıkarılanıdır. Size vade dilen mutlaka yerine gelecektir. Siz Allah'ı aciz bırakamazsınız."
Buhari, İ'tisam 2