Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Sibel Eraslan - Star
sibeleraslan@stargazete.com
2010-03-19

Çanakkale’yi unutulmaz kılan nedir?

Bu Cuma günü, Çanakkale Zaferi’nin 95. yıldönümünü geride bıraktık. Doksan beş yıl artı bir gündeyiz. Dile kolay, insana zor. Tarihe kolay, hayata zor: 95 YIL.. İnsan ömrünü galakside hüküm süren geniş zamanla kıyas etmenin, büyük bir çaresizlik olduğu ortada. Kelebek kanadındaki tozdan da ince, varla yok arasındayız ihtiyar yıldızların ömürleriyle kendimizi karşılaştırdığımızda...
Bununla birlikte; 95 yıldır hâlâ dün’müş gibi capcanlı duruyor hafızalarda Çanakkale... Ölüm/kalım, Varlık/yokluk dendiğinde, daha eski savaşların da, çok yeniymiş gibi durduklarını biliriz. Sanki Bedir hâlâ devam etmektedir mesela. Sanki Uhud’da okçuların arasından hızla esen rüzgar hâlâ bizi savurmaktadır, Hendek’te atılan tekbir naraları da, hâlâ kulaklarımızda... Nedir bunun sırrı? Çanakkale’yle Bedir’i kardeşmiş gibi birbirine benzeten sır nedir? Niçin Sevgili Efendimizin (sav) hırkası örter tüm yola revan olmuş genç yolcuları?
Belki de “onlara ölü demeyin, onlar diridirler” ilahi sözünün bir tefsiri gibidir, kalbimizdeki bu yeni’lik hissi. Yani 95 yıl sonra da söz Çanakkale’den açılınca, hâlâ yaşarıyorsa gözler, kimimizin büyük dedesi, kimimizin büyük dayısı, bıyığı yeterince terlememiş o parlak nesil, hâlâ Çanakkale Eceabat arasında mekik dokuyorsa, deniz ve uzun kumsallar, ruhlarla dolup taşıyorsa, belki de bundandır. Onların yani şehitlerin sevgisi, asla kapanmayan birer çift göz misali ve hep uyanık, dipdiri halleriyle, omuzlarımızdan doğru bakmaktadır hayata... Omuzlarımızdaki gözler, onlardan emanetmiş gibi... Akıl gözü, kalp gözüymüş gibi...
Sınıflar boşalmış, okullar boşalmıştır 1915 Çanakkalesi için, o günlerde. Onbeş yaşına basmış hatta basmamış binlerce okul çocuğunun, sel olup aktığı o büyük sed... Genç insanların vücutlarından inşa olmuş o mukaddes sed... Küçük cüssesiyle o Yarımada’nın büyük kıtaların önünde sed tutuşu... Bir öğretmen gibi, kurbanlık koçlar misali...
Kalemin kırıldığı, ağaç yapraklarının yırtıldığı, kuş yuvalarının boşaldığı tarihtir Çanakkale. İlmiye’nin Seyfiye olduğu, kalemden kılıcın yontulduğu ince bengisudur Çanakkale. Şiir ve matematiğin, ateş yazıp, kan ölçtüğü o günlerde, mektepler boşalmış, sıralar oluk oluk akmıştır Seddülbahir’e, Conkbayırı’na... Eceabat’ı gördünüz mü hiç Eceabat’ı? Kollarını açarak tüm dağları kucaklayan Ferhatlar gibi orada aşkla yatanları?
Orada bu ülkenin akıl almaz sosyolojisi yatar...
Ölümü gül bahçesine çeviren garip ve çözümü zor bir medeniyet usaresidir bu. Nice şair, nice öğretmen, nice matematikçi, mülkiyeli, hukukçu, tıbbiyeli orada koyun koyuna yatar... Türk, Laz, Kürt, Çerkez, Arap orada birdir, beraberdir.
Salip derler ki Haç’tır, bitmez akınları hep Batı yönünden işlemektedir... Hilal ki yani Kelime-i Tevhid’dir, yani biraz aşk, biraz güldür, Doğu’ya yaslanmıştır sırtı ve yaprakları... Haç ve Hilal, ateş ve gül dahi birbirine geçmiştir Çanakkale’de...
Ve bir ayet; “Allah içiniz ve Allah’a dönücülerden” diye... El Hak, doğrudur bu ayete razı gelenlerin Çanakkale’de yazdığı tefsir.
Niçin daha dünmüş gibi geliyor bize Çanakkale Vak’ası? Yedi yaşımda ellerinden öptüğüm o ihtiyar Gazi dedeyi niçin unutamıyorum? Kalpağı ve matarası bugün olmuş hâlâ dipdiriyken hafızamda, ismi neydi, memleketi nereydi ve bizim kasabamızdaki küçük okulda niçin çocuklarla konuşmaya gelmişti? Hem capcanlı hem de bu kadar isimsiz olabilir miydi bir insan? Sanki cephede takılı kalmış gibiydi bir ucu, öyle zannediyorum ki hâlâ da takılıdır ruhu, orada şehit olmuş arkadaşlarının arasında... İsimsizliğinden bir isim çıkaran: MEHMET diye...
MEHMET, bu yüzden sadece bir erkek ismi değildir. Medeniyetin var ettiği, var olmak için var ettiği, feda ettiği, hediye ettiği, bağışladığı, isimsizlikten isim çıkaran bir iradenin adıdır. Çanakkale, ölü değil diriyse hâlâ... Bundandır...

 
 
 
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.