Necmettin Çakmak

Necmettin Çakmak

Cipe binip ‘caka satan’ haramzadelere!

Cipe binip ‘caka satan’ haramzadelere!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığından köşe yazarlığına terfi(!) eden Akif Beki, geçen gün köşesinde Saadet Lideri Numan Kurtulmuş'un "Üç tane sakallı ile başörtülünün cipe binmesi fakirleşmemizi örtmüyor. Böyle söyleyince, ben de solcu mu oluyorum" sözlerine fena takılmış, öfkeyle alay karışımı bir üslupla cevap yetiştirmeye çalışmış.

Doğrusu Selami Güdener Ağabey'in yerinde tabiriyle, ben de kendimi bağına destursuz girilmiş adamın huzursuzluğunda hissettim. Nasıl hissetmem ki? Çünkü bu nevzuhur arkadaşın niyeti 'üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.'

Daha Numan Bey'in ne dediğini bile anlamadan 'çakma' girişimine soyunmuş. Üstüne bir de bol soslu 'sol tanımı' eklemiş ki; yemede yanında yat. Sayın Kurtulmuş'u başörtüsü ve sakal düşmanı yapmakla kalmamış, bir de servet düşmanlığına kadar işi vardırmış. Bir de ne derseniz beğenirsiniz: "Belli ki, bunu solcu bir söylem zannediyor, oysa ayrımcılığın dik âlâsı."

Mazaallah, bu arkadaşın geçirdiği 'evrim süreci'ni bilmesek diyeceğiz ki; hakikaten çok doğru söylüyor. Ama heyhat!

Eski alışkanları hala sürüyor; hala birilerine yamanma peşinde. Hala o'nun yanında olmanın getirdiği 'haramzadelik' üzerinden silinmemiş bir türlü. Yahu, arkadaş söyle de bilelim, sen hala sözcülük mü yapıyorsun? Yoksa 'ezenler' sınıfına geçtiğin için mi bu sözleri üzerine alıyorsun? Ebu Zer'in vird edindiği "Altın ve gümüş biriktirenleri ateşte kızdırılmış bir demirle müjdele" sözlerine mi muhatap olmak istemiyorsun? Nedir derdin senin!

Hele Sayın Kurtulmuş'un şahsında, 'kirli çıkar ağı'na girmeyen ve onlardan hesap sormaya başlayanlara yönelttiğin o acuze suçlamalar var ya, yenilir yutulur cinsten değil: "Söyleminize bakılırsa, sorununuz ciple değil sizin, başörtülü ve sakallıyla. Aşağı sınıf takımı olarak onları layık görmüyorsunuz cipe. 'Eski mücahitler, müteahhit oldu', 'Başörtülü ve sakallılar otobüsten inip cipe bindi' türünden klişeler hakiki solun özgün imalatı mı, yahut başka bir mutfakta pişirilip hazır mı servis ediliyor?"

Bunlar nasıl iftiralar böyle?

Sayın Beki, için rahat olsun; Numan Bey bu sözleri ne sizin gibi başka mutfakta hazırladı, ne de helal yolla servet edinen, malını hak yolda harcayan, sadece ümmetin yetimlerini değil Amsterdam'ın arka sokaklarında uyuşturucu müptelası olmuş zavallıları da gözeten ve kollayan başörtülü ve sakallılarla bir derdi var. Bizim de yok hamdolsun!

Ancak, bizim bazılarıyla derdimiz var ve olacakta. "Paranın dini imanı olmaz" diyenlerle, 'nasıl kazanırsan kazan' diyenlerle ve 'büyük balıklar küçük balıkları yutar' diyenlerle. Ne için biliyor musun? Senin 'tek sınıf' dediğin ezilenler için.

Kurtların yaptığı taksim

Bu efsane bitiyor artık. Kirli çamaşırlar bir bir ortaya dökülüyor. Çıkar ilişkileri nedeniyle birbirine sımsıkı bağlanmış kitleler çözülüyor artık. Onun için fazla üzülme! Liberallerin taşkın özgürlükçü söylemlerine, solcuların merkezi paylaşımcı prensiplerine, kapitalistlerin tüketim çılgınlığına elbette ki bir Ebu Zer isyanı gerekliydi. Hele bu isyan yoksul insanların gözlerinin içine baka baka ciplerine binerek 'caka satan' kapitalizmin esiri olmuş Müslümanlara da gerekliydi. Ve bunu da Numan Kurtulmuş açık yüreklilikle dile getirdi/getiriyor. Nasıl getirmesin ki? Ekonomik bunalımdan kaynaklanan çaresizliğin toplumu nasıl kuşattığını, toplumsal cinnet noktasına nasıl getirdiğini o da biz de görüyoruz. Allah aşkına söyler misin bu ülkede şairimizin dediği gibi "Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul, Kurt yapmaz bu taksimi kuzulara şah olsa!" durumu yaşanmıyor mu?

Şimdi sen kalkıyorsun, böylesi bir durumda; 'servet düşmanlığı yapıyorlar', 'zenginlerden nefret ediyorlar' gibi ipe sapa gelmez cümleler kaleme alıyorsun. Bir de 'zenginlik-yoksulluk' ya da 'solcular bile yapmaz' gibi hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan kıyaslamalar yaparak belden aşağıya çalışıyorsun. Eğer biraz vicdan sahibiysen bugün fakirlerin rızk kaygısı içerisinde yaşadıklarını, zengin Müslümanların da haz peşinde koştuklarını, yemediği şeyleri topladıklarını ve hatta kendi çalışanlarının bile muhasebe defterindeki rakamlardan ibaret olduğunu kabul edersin. Ve niye kabullenmiyorsun, Allah'ın zenginin elindeki fazlalıktan rahatsız olduğunu, buna çok öfkelendiğini.

Sayın Beki, hiç kusura bakma ama öyle bedavadan saltanat sürmek yok. Hele vicdanları rahatlatmak için yoldan geçene üç kuruş vermek hiç yok. Malını Allah yolunda harcadığın gibi, bir de üstüne 'cimri zekâtı' değil, zekâtın hasını vereceksin. Ki, kurtuluşa erenlerden olasın. Artık şunun anlaşılması gerekiyor: Hep birileri zengin olacak ve yoksullara verecek, mesele bu değil... Bilakis zengin-yoksul ayırımı ortadan kalkacak, eşit hale gelecekler. Toplumda yoksul kalmayacak, zengin de olmayacak! Herkes birbirine yakın duracak, arada uçuruma izin verilmeyecek, mesele bu...

Harun ve Karun

Hem telaş etme, servetin el değiştirip değiştirmemesi, 'yandaş' zengin sınıfın türeyip türememesi, hele de 'dünün ikbal sahipleri', 'bugünün ikbal sahipleri'nden pek hazzetmemesi bizi zerre kadar ilgilendirmiyor. Biz, servete Allah'a yaklaştırıp yaklaştırmadığına göre tavır belirleriz. Dolayısıyla bizim için Allah'a yaklaştırmayan servet, düşman olunacak bir şeydir elbette. Bir servet Allah yolunda harcanmıyorsa, sırtımıza yük olur. Böyle bir yükü taşımaktansa, sırttan atmak daha akıllıcadır.

İyi de insanca yaşamayalım mı? Ne yani, Hint fakiri gibi mi olacağız? Size göre, insanca yaşamanın yegane göstergesi, kişi başına harcama miktarıdır. Kaç milyon dolarlık adamsanız, o kadar insansınız ve o kadar insanca yaşamayı hak ediyorsunuz demektir. Bunların kriterlerine göre, günlerce evine hurmadan başka bir şey girmeyen Abdullah'ın oğlu Hz. Muhammed (s.a.v), Kuhafe'nin oğlu Ebubekr, Hattab'ın oğlu Ömer, Ebu Talib'in oğlu Ali insanca yaşamdan mahrumdu. Ama onlar tek kuruş miras bırakmadılar?

Şunu da mealen söylemişsin bizim gibi düşünenlere: "Kendisi züğürt, hıncından böyle konuşuyor."

Valla kendime bakınca ne uzun ne de kısa yoldan Karun kadar zenginleşebilecek tıynette birisiyim. Kıt kanaat geçiniyorum. Bu durumdan da şikayetçi değilim. Lakin bir adamın neden böyle konuştuğu anlamak için geride bıraktığı o uzun yıllar yetmez mi?

"Harun gelip Karun" olup olmadığını anlamak için yetmez mi? Bir de bundan sonraki hayatında böyle olmayacağına 'Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim' diye söz üstüne söz verdiği halde!

Sayın Beki, ne olur boş keseden atıp tutma, sadece cehalet izhar ediyorsun. Sana son tavsiyemiz Hz. Peygamber'in şu sözlerini kulağına küpe etmendir: "Dünya malı bir emanettir, kıyamet günü bir utançtır, pişmanlıktır. Ancak onda hakkı olanı alan ve verilmesi gerekeni veren kurtulur."

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Necmettin Çakmak Arşivi