27 Mayıs’tan 12 Eylül’e

27 Mayıs’tan 12 Eylül’e

Anayasanın değiştirilemez maddeleri, yaklaşık bir buçuk sene önce yine gündeme geldiğinde şunları yazmıştık:

***

Değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddelerde TC’nin temel nitelikleri sıralanıyor: demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti. (...)

Topluma mal olan değerler için anayasaya, hiçbir demokraside benzeri olmayan “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” kayıtları koymanın hiçbir anlamı ve mantığı yok.

Bu mantıksızlığın gerisinde ise, bu niteliklerin arasına “Atatürkçülük ve Atatürk milliyetçiliği” gibi kavramları sıkıştırma “kurnazlığı” yatıyor...

(29.10.2008)

***

Değiştirilemezlik hükmü ilk kez 1961 anayasasında sadece cumhuriyetle sınırlı olarak yer aldı. Gerçekten, o anayasaya bakıldığında görülür ki, bu konu, “devlet şeklinin değişmezliği” ara başlığı altındaki 9. maddeyle tanzim edilmiş:

“Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki anayasa hükmü—‘Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir’ şeklindeki birinci madde—değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

Devletin niteliklerini “insan haklarına ve ‘başlangıç’ta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî. demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak sıralayan ikinci madde için bu kayıt yok. (...)

12 Eylül ise anayasanın yine ikinci maddesinde cumhuriyetin niteliklerini sıralarken bazı değişiklikler yapmış ve evvelâ—ne işe yarayacaksa—“toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde” ibarelerini koymuş. Bizatihî ihtilâlin kendisi bu kavramların içerdiği mânâlarla tamamen çelişen bir tasallut olduğu halde.

İhtilâl topluma hangi huzuru getirdi, hangi millî dayanışmayı sağladı, hangi adaleti hakim kıldı? Aksine, yol açtığı tablo bunların tam tersi.

Aynı çelişki, temel nitelikler olarak sıralanan demokrasi, laiklik, hukuk ve sosyal devlet için de geçerli. Ve bu değerlerin tamamının canına okuyan bir ihtilâlin, hazırlattığı anayasada bunlardan dem vurması inanılmaz bir ikiyüzlülük.

Geçelim... 27 Mayıs anayasası devletin insan haklarına “bağlı” olmasını öngörürken, 12 Eylül bu “bağlı” ifadesini “saygılı” olarak değiştirmiş.

Uygulamaları arasında fark yok, ama iki darbenin insan haklarına bakışındaki farkı kâğıt üzerinde de olsa ortaya koyan önemli bir nüans.

Bir diğer fark: 27 Mayıs TC’yi “millî devlet” olarak nitelerken 12 Eylül bu ibareyi kaldırmış ve yerine “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” demiş.

“Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan” ifadesi her iki anayasada da mevcut. Ama tabiî, başlangıç metinleri farklı. Bütün bunların ardından gelen “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” kalıpları da 61 ve 82 anayasalarında aynı.

27 Mayıs sadece cumhuriyet olma niteliğini, 12 Eylül ise 2. madde ile, “devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti” ara başlıklı 3. maddeyi de bu kapsama dahil ediyor. (...)

12 Eylül anayasasının “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” dediği 2. maddedeki atıfla dolaylı olarak bu kapsamda sayılması gereken başlangıç 1995 ve 2001’de iki defa değiştirildi.

95 ‘te, metnin 12 Eylül’e övgüler düzülen ikinci paragrafı çıkarılıp, Türk devleti için kullanılan “kutsal” sıfatı “yüce” şeklinde değiştirildi; 2001’de ise “Türk millî menfaatleri, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği, Türklüğün tarihî ve manevî değerleri, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliği karşısında” “hiçbir düşünce ve mülâhaza”nın “korunma göremeyeceği” ibaresindeki “hiçbir düşünce ve mülâhaza” kelimeleri yerine “hiçbir faaliyet” ifadesi konuldu.

95 değişikliği DYP-SHP koalisyonunun, 2001 değişikliği AB’nin zorlamasıyla mecbur kalan DSP-MHP-ANAP üçlüsünün imzasını taşıyor.

(Şimdi) cevap bekleyen soru şu:

AKP neden yapamıyor veya yaptırılmıyor?

(27.11.2008)


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi