19 Ekim 2017 Perşembe28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:47Güneş 07:13Öğle 12:56İkindi 15:55Akşam 18:26Yatsı 19:46
    • 18°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 12°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 108.434 1.41
  • Altın: 151,670 0.16
  • Dolar: 3,6580 -0.38
  • Euro: 4,3278 -0.02

Hani Dogmaya Karşıydınız?

Cemal Nar

Kendi tabiriyle bir “keçi” ile baş edemeyen Sabih Kanadoğlu konuşmaya ve konuştukça da inciler dizmeye devam ediyor.

Aslında davasını savunan adamları severim. Ama savunma deyince akla hemen akıl mantık gelir, bilgi belge gelir. Savunma bunlarla olursa güzeldir. Bütün bunları yok sayarak yapılan bir savunma da savunma olmaz, saçmalama olur. Saçmalayan adam da sevilmez haliyle.

Sabih Kanadoğlu da sonunda bu pozisyona düşüyor. Kalıp yerinde, kelam yerinde, ilim ve tecrübe de var. Neden bu durumlara düşüyor öyleyse?

Cevabı basit, çünkü davası batıl. Öyle olunca da güldürüyor kendisine.

Bir adam kendine güldürmek pahasına böylesi bir davaya bu kadar neden bağlı olur? Bunun bence izahı, korktuğundandır. O korktuğundan kurtulmak içindir. Nedir o derseniz, işte biz de tam olarak onu bilmiyoruz. Sorun da bu değil mi zaten?

Ta Van’a gitmiş ve oralarda konuşmuş. Anayasa Mahkemesi Başkanını kastederek “Biz bir 'keçi' ile baş edemiyorduk. Şimdi 13 hukukçu olmayan üye karşı karşıya kalacağız" demiş. Salonu güldürmüş. Bu kadar kendini beğenme ve kibir, bu kadar meslektaşlarını aşağılama aklı bozar elbette.

Ta oralara gitmiş de neyi anlatmış? İnanmayacaksınız diyemiyorum, çünkü her zamanki çağdışı düşünceler. Şaşmıyoruz artık iddialarına. Yeni bir şey yok sayılır.

“Yok da derdin ne?” diyenler için yazıyorum aslında. Yoksa Sabih Kanadoğlu bizi duymaz, duysa da duymazlıktan gelir. O Osman Can’ı bile duymak istememişti ama kibrinin karşılığını fena bir bozgunla almıştı. Neyse, biz ne diyor ona bakalım:

“Sabih Kanadoğlu, cumhuriyetin kuruluş felsefesini laik, hukuk ve ulus devlet ilkesini bağlandığını belirterek, seçimlerde aldıkları oy yüzdesiyle 4 yıllık iktidara gelenlerin istediklerini yapamayacaklarını, anayasanın belirlediği sınırlar içinde kalma zorunlulukları olduğunu söyledi. Kanadoğlu, öncelikle anayasa değişikliğini gerekli olduğu ancak sorun anayasa değişikliğinin gerekliliğinden ziyade, değişikliğin zamanı mıdır sorusu olduğunu savundu.” (*)

Sabih Kanadoğlu ve cümle taifesi İslam Hukukuna, yani şeriata neden karşılar?

Şundan, güya o hukuk ilahî olunca insan inanmak zorunda kalır. Onu asla değiştiremez. O zaman o dogma olur. Dogmalar değiştirilemez. Değiştirilmesi teklif bile edilemez.

Bu yüzden cumhuriyet ve demokrasi değişmez kanun kabul etmez. Hakimiyet halkındır, iradesi nasıl tecelli ederse, kanunlarını öyle yapar. Bugün yapar, yarın yıkar. İstediğini istediği gibi değiştirir.

Bu düşünce ne kadar doğru, ne kadar yanlış? O uzun hikaye. Şeriatın Kur’anla sabit hükümlerini inkar etme ve aşağılayarak reddetme Müslüman insanı dinden çıkarır ve kafir eder, o belli. Ama ne kadarı değişir, ne kadarı değişmez, Üstat Hayrettin Karaman Hocamız ömrünü bunları anlatmakla tüketti, ama anlamak istemeyenlere ne yapabilir ki?

O yüzden bunu bir kenara koyalım şimdilik ve soralım:

“Sizin görüşünüze göre mevcut anayasanın şeriattan farkı ne? Bak onu da değiştiremiyosunuz?

Baksanıza ne diyorsunuz:

1- “Cumhuriyetin bir kuruluş felsefesi var. O da laik, hukuk ve ulus devlet ilkelerine bağlılık.”

2- “Seçimlerde aldıkları oy yüzdesiyle 4 yıllık iktidara gelenlerin istediklerini yapamayacaklarını, anayasanın belirlediği sınırlar içinde kalma zorunlulukları olduğu.”

3- “Anayasanın baştan 4 maddesi asla değiştirilemez. Değiştirilmesi teklif dahi edilemez.”

Önce basit bir iki soru: “anayasa ve şeriat, her ikisi de değiştirilemezse, ben şeriatımdan niye vaz geçeyim?”

“Değiştirilemeyen dogma oluyorsa, bu bakımından anayasanın şeriattan farkı ne?”

TDK’na göre dogma, “1- Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi. 2. fel. Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas, inak.”

Ve de aynı takımdan bir misal sunmuş: “Dogmaların en geçerli olduğu alan din alanıdır, burada yalnızca inanılır.” (M. C. Anday.)

Siz bunun aslı var mı, varsa ne kadardır düşüne durun, biz bir soru daha soralım: biz niye “cumhuriyetin kuruluş felsefesine mahkum olalım? Onlar da insandı, Müslümanlarına Allah rahmet eylesin, Gayr-ı Müslim olanlarının toprağı bol olsun, yapmışlar bir iyilik. Teşekkür ederiz. Ama kıyamete kadar biz onların felsefesine niye mahkum olacağız?”

Siz düne kadar demiyor muydunuz: “Hayat gelişerek devam ediyor, yerinde sayanlar, değişime ayak uyduramayanlar yok oluyor” diye?

Peki ben niye yok olacak bir yolu tutayım ki?

Nere gitti sizin çağdaşlık?

Biz ille de bir felsefeye mahkum olacaksak, o zaman bu felsefenin güya tenkit ettiğiniz şeriattan farkı nedir?

O zaman bizi niye çağdışı ilan ediyorsunuz?

Hem nereye gitti hakimiyetin hem de kayıtsız şartsız millette oluşu?

Millet istese dahi değiştirilemeyecek yasa olur mu demokrasilerde?

“Evet” derseniz farkınız nedir bizden?

Biz hiç olmazsa bizim gibi fanilerin değil, bâkî olan ve öldükten sonra tekrar dirilerek huzurunda hesap vereceğimiz Allah Teâlâ’nın kanunlarına inanıyoruz. Daha karlı değil mi?

Ne dersin sayın Sabih efendi?


(?)http://www.habervaktim.com/haber/114464/aym_baskani_kilica_keci_benzetmesi.html



www.cemalnar.com

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.