26 Mayıs 2017 Cuma1 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:37Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:17
    • 27°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 18°C Ağrı
    • 20°C Amasya
    • 11°C Ankara
    • 23°C Antalya
    • 23°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 24°C Balıkesir
  • BIST: 97.314 -0.41
  • Altın: 145,314 0.91
  • Dolar: 3,5633 -0.10
  • Euro: 3,9989 -0.04

İnsanın kendisine yaptığıdır...

İbrahim Tenekeci

Niçin eskisi gibi büyük şairler çıkmıyor? Bu soruya çok basit bir cevap vereceğim: Yeni nesil, kiraz ile vişne ağacını bile birbirinden ayıramıyor. Hal böyle olunca, ortaya sahici değil de, mekanik şiirler çıkıyor. İnsan ruhunu titretmeyen, ikna etmeyen, bir yere değmeyen şiirler...

Söz konusu olan şey, aslında sadece şiir değil... Düşünür de çıkmıyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük düşünürlerinden biri, hiç kuşku yok ki, Nurettin Topçu'dur. Nurettin Topçu'nun her fırsatta, bıkmadan usanmadan, subaşlarına veya ağaçlık yerlere gittiğini biliyoruz.

Bildiğiniz gibi, bir kez daha bahar geldi. Neredeyse her pazar, baharı karşılamak için şehir dışına çıkıyoruz. Kimi şairler 'ortak mekân'larda dumanaltı olurken, biz "renk vermeyen çiçek"lerle sohbet ediyoruz.

Şiir, iyilik üzerine kuruludur. Ortak kabul görmüş iyi şairler, aynı zamanda iyi insanlardır.

İnsanın iyi tarafını ortaya çıkaran unsurlardan biri de tabiattır. Evet, doğa, insanın iyi tarafını ortaya çıkarır. Orada, aklınıza kötü bir şey gelmez.

Bu yüzden olsa gerek, suya ve yeşile bakmak sünnettir.

Gelin görün ki, sadece insan olmanın basit özelliklerini değil, tabiatı da yerinden oynattık.

Baharı adeta şehir dışına sürdük.

İki yıl kadar önce, Göynük'teki Sünnet Gölü üzerinden bir dağ yoluna girmiştik. Uzun uğraşlardan sonra nihayet bir köye çıkabildik. Köy tamamen kurumuştu. Yani kimse yoktu. Evlerden de geriye pek bir şey kalmamıştı. Köyün mezarlığını ziyaret ettik. Son defin, 1968 yılında yapılmıştı. Sonra bahçelere geçtik. Elma, armut, kiraz gibi meyve ağaçları bile yabanileşmişti.

Buna benzer bir durumu köylerimizden birinde de görmüştüm. Köyümüzde tek ev vardı. Hane halkı ilçeye göç edince, köyde kimse kalmamıştı. Yıllar sonra tekrar köye gittiğimde, meyve ağaçlarının yabanileştiğini, hatta en kurak mevsimlerde bile suyu kesilmeyen pınarın kuruduğunu gördüm.

Şimdi bunu nasıl yorumlamak lazım?

Bana kalırsa, sadece insanların değil; ağaçların, suların, hatta mekânın bile ruhu var.

İnsan sesine alışık olan meyve ağaçları, bir anlamda evcilleşmiş oluyor. O ses kesilince, artık korkuyor mu, başka bir şey mi oluyor, bilmiyorum. Ama yabanileştikleri kesin...

Kullanılmayan eşyanın daha çabuk eskimesi gibi...

Konuyla ilgili birçok hatıra dinlemişliğim var. Son olarak Yazı İşleri Müdürümüz anlattı. Yaylalarında beş tane çeşme varmış. İnsanlar yaylayla ilişkisini kesince, çeşmeler de peş peşe kesilmiş, kurumuş.

"İnsan çekilince, ona verilen nimetler de çekiliyor" yorumu da ikna edici...

Eskiler, özellikle suya ve meyve ağaçlarına sövmeyi hoş karşılamazmış. Bunu da bir kenara yazalım.

Peki, tekrar başa dönüp şiir bahsine devam edelim mi? Tabii ki hayır!

TÜKENMEYİZ KIRMAK İLE...
İlk olarak İsmail Kara'nın Sözü Dilde Hayali Gözde kitabında dikkatimi çekmişti. Kitapta yer alan portrelerden biri de rahmetli Şinasi Akbatu idi. İsmail Ağabey, onunla ilgili yazısını şu satırlarla bitiriyor:

"Nesli kesilmiş hakiki Melamilerden biri daha tek ü tenha, Tek'e teslim-i ruh edip sırra kadem bastı. Edirnekapı Şehitliği'nde babasının koynuna defnedildi. Kim bilir Muhyi'nin;

Sayılmayız parmağıle

Tükenmeyiz kırmağıle

Taşramızdan sormağıle

Kimse bilmez ahvalimiz

Virdini kime emanet ederek gitti?

Ne bilinir, ne sorulur! Çünkü meseldir: Bilenler söylemez, söyleyenler bilmez."

Neredeyse aynı günlerde, Hüsrev Hatemi'nin Karakavak Şiirleri'nin "Açıklamalar" bölümünü okurken, yine aynı kıtayla karşılaştım. Şöyle:

"Sayılmayız parmağ ile

Tükenmeyiz kırmağ ile

Taşramızdan sormağ ile

Kimse bilmez ahvalimiz.

On yedinci yüzyılda idam edilmeye giden bir grup Melami'nin bu hazin kıtayı okuduğu rivayet edilir. Kıta Muhyi'nindir. Vefatı 1020, Hicri."

Bu dörtlüğün bana çağrıştırdığı şey ise, Birinci Dünya Savaşı'ndaki askerlerimiz oldu.

GEÇMİŞ OLSUN
Kıymetli ağabeyimiz Ali Haydar Haksal'ın başarılı bir ameliyat geçirdiğini öğrendim. Geçmiş olsun diyor, kendisine hayırlı ve bereketli bir ömür diliyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.