23 Mayıs 2017 Salı27 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:41Güneş 05:33Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:30Yatsı 22:13
    • 16°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 17°C Afyon
    • 11°C Ağrı
    • 15°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 97.484 1.12
  • Altın: 144,385 0.09
  • Dolar: 3,5643 0.08
  • Euro: 3,9997 -0.03

Basına af değil yeni düzenleme gerekli

Abdulkadir Özkan

Şu günlerde medyanın bir bölümünde sıkça basın affı gündeme getiriliyor. Çünkü açılmış davaların sayısı binlerle ifade ediliyor. Pek çok gazeteci arkadaşımız bir yandan hapis bir yandan da tazminat cezası ile karşı karşıya. Bir kısmı da ceza almış durumda. Açılmış davların haklı ya da haksız, doğru ya da yanlış olduğu üzerinde duracak değiliz. Dava açılmış ve bunların bir bölümü de mahkumiyet ile sonuçlanmışsa bunların değerlendirmesine girmenin anlamı yoktur. Bunun da ötesinde yeni bir davaya daha konu olma ihtimali vardır.

Sadece bir hususa dikkat çekmek istiyorum; son bir iki yıl içinde açılan davaların dayanağı olan maddeler TCK'da daha önceden de vardı. Ancak, bugünkü kadar çok ya hatırlanmıyor ya da dava açılmaya gerek duyulmuyordu. Söz gelimi Ergenekon'dan sonra bir anda hatırlanan bu maddeler Ergenekon'dan önce de vardı. Mesela medyanın bir bölümü 28 Şubat süreci olarak nitelendirilen dönemde de Ergenekon sürecindekine benzer yayın yapmışlardı. Yani bugün bir bölüm basına karşı açılan davaların gerekçesi o günlerde de basının bir başka bölümü için geçerliydi. Bunu söylerken bugünküne benzer dava bombardımanına medyanın bir bölümü o günde tabi tutulmalıydı diyor değilim. Sürekli yargı tehdidi altındaki bir medyanın görevini tam olarak yapabileceğine inanmıyorum. O yüzden de medyanın kişisel özgürlüklere ve haklara yönelik bir yayını olmadığı, yayınlarında yalan ve iftiradan uzak durmaları halinde mümkün olduğu kadar yargı ile muhatap edilmemesi gerekir diye düşünüyorum.

Dilimizde "Hamama giren terler" diye bir söz vardır. Bu bakımdan meslek olarak gazeteciliği seçmiş olanların başkalarına göre yargıya düşmeleri ihtimali diğer meslek mensuplarına göre daha fazladır. Özellikle de olağanüstü dönemlerde bu ihtimal çok daha fazlalaşır. Ergenekon soruşturması ile başlayan mahkeme safhasına ulaşmış olan süreç ülkemiz bakımından olağanüstü bir dönemdir.

Böyle dönemlerde ister istemez medyada kamplaşma daha keskin bir şekilde ortaya çıkıyor. Diyebiliyoruz ki yargıyı ilgilendiren konularda bile taraflar olayı sanki medya yoluyla ve kendi isteklerine göre çözümleme gayretine giriyorlar. Böyle olmamalı denebilir. Medyanın tarafsızlığının esas olduğu söylenebilir. Elbette medyanın olaylar karşısında tarafsız olması, kendisini yargının yerine koymaması gerekir. Ne var ki ülkemizde bu yanlış anlayış ve davranış sürüp gelmektedir.

Yani Ergenekon sürecinde medyaya yönelik açılmış davaların gerekçesi ne ise aynı gerekçeler 28 Şubat sürecinde de aynen geçerliydi. Ancak o süreçte bugünküne benzer ve bir gelişme söz konusu olmamıştı. Benim itirazım bu noktada ortaya çıkıyor. Yargıda Ergenekon'dan önce, Ergenekon'dan sonra gibi bir görüntünün oluşması yanlıştır. Yani kanun maddeleri her dönemde ve herkese karşı aynı şekilde yorumlanıp hatırlanmış olsaydı bugün binlerle ifade ilden davaların açılmasından kimse rahatsızlık duymaz, yanlış yaptık onun hesabını veriyoruz derdi.

Adalet hepimize lazım. Farklı uygulamalar ister istemez yargıya güveni sarsar, bu ise insanımız ve ülkemiz için en büyük tehlikedir. Haksızlığa uğrayanların haklarını arayacakları tek kapı yargıdır. Lafı uzatmanın anlamı yok. Bu köşede yıllardan beri hazırlık soruşturmalarının gizliliğine vurgu yapar mahkemeye intikal etmemiş bilgilerin medya da tefrika edilmesinin yanlışlığını ve bunun suç olduğunu hatırlatırım. Kısacası medyanın kendisini her ne sebeple olursa olsun polis, savcı ve hakimlerin yerine koymaması gerektiğini belirtirim. Çünkü medyanın görevi toplumu haberlerden haberdar etmektir. Yargılamak değil. Ancak yargının görevi de mevcut yasaları her dönemde ve herkese eşit şekilde uygulamaktır.

Yıllardan beri bir takım yanlış uygulamalar olmuş ve şu noktada medyanın önemli bir bölümü bir yandan maddi tazminat bir yandan da hapis cezası kıskacındadır. Artık görev yapamaz bir noktaya gelinmiştir. Kısacası muhabirinden, sorumlu müdürüne ve köşe yazarına kadar medyanın bir bölümünde çalışan gazeteciler gerçekten kendilerini susmaya zorlanır hissetmektedirler. Buna bir çözüm bulunması gerekir. Bunun yolu ilk planda bir basın affı gibi görünüyor. Ancak bu çözüm değildir.

Mevcut yasa maddelerinde değişikliğe ihtiyaç vardır. Çünkü basın affı sadece hapis cezalarını kaldırma bakımından bir çözüm olabilir.

Ama unutulmamalıdır ki tazminat cezaları da medyanın elini ayağını bağlar. Hemen belirtelim ki bir af yada yasa değişikliği açılmış davaların sonuçlarından bazı gazetecileri kurtarma hareketi olmayacaktır. Yıllardan beri hatırlanmayan bazı maddelerin birdenbire hatırlanmış olmasının oluşturduğu olumsuz havayı dağıtmaktır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.