Sevda Kahvesi'nden...

Sevda Kahvesi'nden...

Burası Sevda Kahvesi. Eski Saraybosna'nın kalbi, gönlü ve hafızası Başçarşı'ya birkaç adımlık yerde, tek katlı mütevazı bir medresenin ahşap ve cam karışımı ile örtülmüş küçücük avlusunda Boşnak usulü sabah kahvaltısı.
Akordeon refakatinde Sevdalinka havaları...

Hava kapalı ama her an açabilir; burada günlük hayata en büyük sürprizi, mevsimin minik iklim müdahaleleri yapıyor. Hayat asûde. Biz "asûde" kelimesini öyle unutmuşuz ki, hatırlamak için hayli zaman hâfızayı kırbaçlamak gerektiriyor: Trafik, orta halli bir taşra kasabası âhenginde. Şoförler nâzik ve anlayışlı. Elli yıl öncesinden kalma paslı tramvaylar, köhne gövdeleri ve gıcırdayan demir tekerlekleriyle Saraybosnalıları sâkin bir hayatın bir ucundan öteki ucuna taşırken acelesiz.

Boşnakça bilmiyorum fakat Başçarşı'nın Bursa, Edirne arastalarını hatırlatan tek katlı, taş döşeli telâşsız sokaklarında insanların ses tonlarında politik cızırtılardan ve öfke kıvılcımlarından eser yok, anlayabiliyorum.

Nasıl özlemişiz...

THY ile ortak uçuş programına geçen Bosna havayollarına bağlı uçaklar Saraybosna'ya günde birkaç vardiya Türkiye'den yolcu taşıyorlar; uçaklar tıklım tıklım dolu. Bosna'nın en güzel mevsimi diyorlar. Hava, evet latif fakat iklime kim aldırış eder ki; biz burada, adını bile unuttuğumuz bir nimetin varlığını yeniden hatırlıyoruz: Huzur, sükûnet, emniyet, sadelik, abartısızlık.

Böyle bir yerde internet olmasını kendi hesabıma talihsizlik diye niteleyesim geliyor; bizim gazetelerin web sayfalarının alayı birden, "Türkiye bildiğin gibi" haberi veriyorlar. YSK, referandum için dört aylık takvim açıklayınca redci cephe ilk raundu kazanmış sayılıyormuş; 12 Eylül'e kadar geçecek 120 gün içinde AYM rahatça bir karara varabilirmiş. AYM'nin ne yolda karar vereceği hakkında kimsenin bir tereddüdü yok galiba!

Aa, bir son dakika haberi! Kılıçdaroğlu ile Baykal görüşmüşler; Kılıçdaroğlu, "Genel başkanımızla faydalı bir temasta bulunduk; nükleer ihale konusu da görüştük" demiş.

Buraya yazıyorum: Nükleer ihale meselesi, -ki sahte gündemin içinde tek dişe dokunur maddedir- eninde sonunda AYM'ye gider, evvela usulden, olmazsa esasa müteallik bir pürüzden ötürü mahkeme duruma vaziyet eder. Yüksek yargımız herkese ve her şeye karşı ketum bir bağımsızlık tavrı içinde; CHP'ye karşı biraz daha müşfik mi ne; "Seni öyle seviyorum ki sana karşı bağımsız olamıyorum" halleri midir, yoksa bana mı öyle geliyor?

Geçelim; iki gündür Saraybosna'nın sağını solunu kolaçan ettim, bir askeri birliğe, orduevine, kışlaya, hatta sokakta polise, askere bile rastlamadım. Yeni yapılan parlamento binası, standart ve orta halli bir Türk vatandaşı olarak bana çok korunmasız göründü. Ne de olsa Avrupa'dayız. İslâm coğrafyasının en batı ucundaki istasyonu teşkil etse de, parlamento binasını halka, milli iradeyi sivil güçlere karşı korumak Bosnalıların aklına gelmemiş. Tedirginlik içinde bizlere mihmandarlık eden öğrenci kardeşlerime sormadan edemedim,

-Yahu Bosna-Hersek'in CHP'si, bir AYM'si yok mudur? Ne kadar lâkayt bir ülkedir burası?

Yokmuş! İki gün önce Bosna milli müzesinin arkeoloji, tabiat tarihi ve botanik müzesini de gezdim; orada da göremedim. Hakikaten yok galiba.

Bosna muhabbeti uzar gider; şimdilik aklınızda bulunsun: Bosna-Hersek, Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Türkiye'ye göre fiyatlar hayli hesaplı sayılır; fırsat ve imkân bulursanız, teşrif edin, gezin, âsudelik ne imiş fark edeceksiniz ama interneti açmak, TV kanallarını kurcalayıp, "Memlekette neler oluyor" diye pabuca taş kaçırmak yok. Kafa filtrelerini temizlemek için ideal bir memleket.

Ayrıntı bilgileri bir başka yazıya inşallah.


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi