Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

Bana ‘yandaş’ diyen dilber!

Bana ‘yandaş’ diyen dilber!

Biri, “Benim yolum onun yoludur” diyor... 2011’e kadar onun yolunu gözleyecekmiş... “CHP’ye genel başkan oldu, bakalım lider de olacak mı?” diyor ve ilk seçimde oyunu Kılıçdaroğlu’na vereceğini müjdeliyor.

Bir diğeri, “Kılıçdaroğlu’nu dinlerken kendimi tutamadım, ağladım” diyor.

Neye mi ağlamış?

Kemal bey’imiz, “Basın özgürlüğü, özgürlüklerin en mühimidir” gibilerden bir laf etmiş de... Ona ağlıyor.

Biri, köşesinde coşmuş, “Beni dinlerse, alır götürür bu Kemal” diyor.

Biri, “Coşkun bir ırmak gibiydi. Şimşek gibiydi. Gözlerimi kapatıp dinledim. Sessiz bir devrim gerçekleşiyordu. Tarihe tanıklık etmenin kıvancını yaşadım” mealinde laflar ediyor.

Bir diğeri, “Ahmet Kekeç niçin panikledi acaba?” diye soruyor. Muhtemeldir ki, o da tarihe tanıklık etmenin kıvancını yaşıyor...

Biri, “İşte benim liderim. Bilge, mütevazı, üzerine halk kokusu sinmiş” diyor.

Biri, “Recep Bey asıl şimdi korksun” diyor.

Bunlar bağımsız, bağlantısız, tarafsız gazeteciler...

Biri de, Kılıçdaroğlu konuşurken sandalyeye (bir rivayete göre masaya) çıkıp alkış yaparken yakalanmış... Basın piyasası iki gündür bu haberle çalkalanıyor.

Bir değil, iki kişi bunlar.

Nöbetleşe mi çıktılar sandalyeye? İtiştiler mi? Hiyerarşiye uygun mu davrandılar?

Biri (yaşlıca olanı), bir basın kuruluşunun başkanlığını yapıyor. Eski bir gazeteci. Derler ki, 27 Mayıs darbesine katkılarından dolayı MBK tarafından ödüllendirildi, Londra’ya “basın ataşesi” olarak atandı.

Hizmetinin karşılığını bugün de almaya devam ediyor: VIP’te seyahat ediyor. Gazetecilikten emekli olmasına rağmen, “milletvekili emekli maaşı” alıyor. Sayılıyor, seviliyor, itibar görüyor...

Bir ara, Kenan Evren’in “olur”uyla açılan SODEP’te siyaseti denedi, genel başkan yardımcılığına kadar yükseldi. Başarısız oldu. Siyasi hevesini başkanı bulunduğu basın kuruluşunda “siyasi yargılamalar” yaparak gideriyor. İyi bir adamdır... Benim de ahbabımdır...

Diğeri “alkışçı gazeteci” daha genç...

Doğu aksanıyla konuşuyor.

Daha doğrusu, doğu aksanıyla Nişantaşı Türkçesinden elde edilmiş tuhaf bir lehçeyi temellük etmiş durumda. Biraz militan bir arkadaşımız. İktidar partisinin yapıp ettiği her şeye karşı... Açılıma karşı, demokratikleşmeye karşı, AB’ye karşı, Recep Bey’e karşı, Abdullah Bey’e karşı.

Karşı olmadığı tek şey, “CHP taraftarlığı...”

Bir ara (Baykal döneminde) siyasete girer gibi oldu, tutturamadı.

Kendisine sorsanız, “tarafsızım” diyecek.

Fakat işte, ustasıyla birlikte, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını alkışlarken enselendi ve yandaşlığın kitabına “kapak” oldu.

Dün bir haber portalında beyanatını okudum. “Alkışlamadım” diyor.

Bir başka yayın portalında ise tersini söylüyor: “Alkışlamış olabilirim de, olmayabilirim de... Hatırlamıyorum...”

Kurultay’ı izleyen Elif Çakır da diyor ki (bu arada hoş gelmiş) “Tam önümdeydiler. Ayakkabılarını çıkarıp masanın üzerine fırlamış, Kılıçdaroğlu’nu alkışlıyorlardı. Tam da, ‘bir foto muhabiri yok mu bunları çeken, hani Anayasa oylaması esnasında milletvekillerinin pusulalarına kadar fotoğraf çeken Milliyet muhabirleri nerde’ diyecektim ki, bir anda kendilerini kaybettiklerinin farkına vardılar ve hemen toparlanıp yerlerine oturdular.”

Buyurun işte... “Yandaş” mı dersiniz, “candaş” mı dersiniz, “yoldaş” mı dersiniz, “partizan” mı dersiniz!

İşte size el değmemiş, gün yüzü görmemiş taptaze yandaşlık örnekleri.

Kılıçdaroğlu’yla kifayet etseler, öpüp başımıza koyacağız.

Darbe dönemlerinde de masadan inmiyor bunlar...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Kekeç Arşivi