Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Anadolu’da Kılıçdaroğlu rüzgârı filân esmiyor

Anadolu’da Kılıçdaroğlu rüzgârı filân esmiyor

Gündem yoğun... “Yargıdaki skandallar”a mı bakacaksın, “siyasetteki entrikalar”a mı?..
Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay’ın “görüşme”leri, “konuşma”ları, “talimat”ları ve bu talimatları alan “yargı mensupları”nın, emirlerin gereğini yerine getirmek için canhıraş gayret sarfetmeleri!..
Bir yanda “Ergenekon hakimleri”nin ilişkileri, diğer yanda “Anayasa Mahkemesi üyeleri”nden bazılarının çevirdikleri dolaplar... İşin içinde “entrika” var, “tehdit” var, “şantaj” var, en önemlisi de “belden aşağı” temaslar var!.. “Bağımsız yargı”dan ve “yargıya siyasal baskı”dan şikâyet eden adamlar, birbirlerine öyle “baskı”lar yapmışlar, öyle “tuzak”lar kurmuşlar, öyle “cinsel objeler” kullanmışlar ki; dudakları uçuklatacak cinsten!..
Hani; “Et kokarsa tuzlarsın, ya tuz kokarsa ne yapacaksın?” deriz ya, burada “tuz”dan kastın “adalet” olduğunu biliriz ya; “mahkeme kararıyla dinlenen telefon konuşmaları” onu gösteriyor ki; tuz, “kokmak”la kalmamış, resmen ve alenen kurtlanmış!.. Öyle kurtlanmış ki, insan iğreniyor, tiksiniyor!..
Tabiî, sadece “yargı”da değil, “siyaset”te de “tiksindirici gelişmeler” yaşanıyor...
Bütün amaç, “AK Parti’yi iktidardan nasıl deviririz”in yolunu-yordamını bulmak!..
Bir yandan İsrail, ABD ve Batı, bir yandan onların “Türkiye’deki uzantıları” ve bir yandan da muhalefet; “AK Parti’nin kuyusunu kazmaya çalışmak”la meşgul!..
2 GÜNDÜR İSTANBUL DIŞINDAYDIM
Bütün bu gelişmeler yaşanırken, bir fırsatını bulup, “İstanbul dışı”na çıktım.. Öyle ya; bizler burada yazıp-çiziyoruz da, acaba “halk” ne düşünüyor?.. Hem “halkın nabzı”nı tutmak, hem de bir “geçmiş olsun” ziyaretinde bulunmak için, iki gün süreyle Adapazarı, Akyazı ve Kuzuluk civarında dolaştım... Buralarda “cami cemaati” ile de görüştüm, “kahvelerdeki vatandaşlar”la da... “Esnaf”la da görüştüm, “köylü”lerle de!..
“Kim” ve “neci” olduğumu söylemeden, yani onları etki altında bırakmadan, hem “Hükümet”le ilgili, hem de “muhalefet” ve “yargı” ile ilgili düşüncelerini öğrenme imkânım oldu...
Dedim ya;
Amaçlarımdan birisi, geçtiğimiz günlerde ameliyat olan Kuzuluk Belediye Başkanı Bilal Soykan’a “geçmiş olsun” ziyaretinde bulunmaktı!.. Ziyaret esnasında gördüm ki, halk Bilal Soykan’ı gerçekten seviyor.
Evi, “arı kovanı” gibiydi!..
Gelenler, gidenler!..
Ev, dolup dolup boşalıyor!..
Gittiğimde Akyazı Kaymakamı Erdoğan Beypınar da oradaydı... Ki, kendisini tanımaktan gerçekten memnun oldum.. Hele, daha önce benim doğum yerim olan Gördes’te de kaymakamlık yaptığını öğrenince, sohbetimiz, ister istemez oralara kaydı...
“Geçmiş olsun”a gelenler arasında Saadet Partisi’nden olanlar da vardı, AK Parti teşkilâtından olanlar da... Ama, en çok dikkatimi çeken ziyaretçiler, “yayladan gelenler” oldu...
Düşünebiliyor musunuz;
Hayvanlarını otlatmak için “yayla”ya çıkan insanlar, işini-gücünü bırakmış, Bilal Soykan’a “geçmiş olsun”a geliyor!..
Demek ki, “başkan”larını çok seviyorlar.
Gerçi, Bilal Bey de sevilmeyecek gibi değil...
Beldeye “çok güzel hizmetler” yapmış...
Yolları asfaltlamış, “köylü pazarı” kurmuş, kısacası beldeye nizam-intizam getirmiş!..
İSTANBUL’DAN ÇIKTIM, RÜZGÂR KESİLDİ
Gerek bu ziyaret esnasında, gerekse de daha sonraki sohbetlerde şunu gördüm... Milletimiz, “siyasî gelişmeler”le çok yakından ilgileniyor!..
Öncelikle şunu söyleyeyim:
Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de veya diğer büyük şehirlerde “estirilmek” istenen “Kılıçdaroğlu rüzgârı”ndan buralarda eser yok!..
Bırakın fırtına veya rüzgârı;
Yaprak kımıldamıyor, yaprak!..
Kılıçdaroğlu’nu hiç kimse ciddiye almıyor!..
Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada çiftçiye her yıl en az 10 milyar lira destek vereceklerini, mazottan Özel Tüketim Vergisi’ni kaldıracaklarını söylüyor ya;
“Köylü”ler ve “çiftçi”ler diyor ki;
“Mazot ne ki; Hükümet bize traktör veriyor, traktör!.. Kredi veriyor, teşvik veriyor!.. Biz, yeter ki iş yapalım!”
BAYKAL’A FENA HALDE ÖFKELİLER
Kılıçdaroğlu deyince; Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, Kılıçdaroğlu ile ilgili sözleri ve Baykal’ın Arınç’a verdiği cevap da konuşuluyor halk arasında...
Malûm; Sayın Arınç, “Tel-Aviv avukatlığı” yapmasından dolayı şöyle demişti Kılıçdaroğlu’na:
“Sayın Başbakan’ın muhatap aldığı yer neresi? İsrail hükümeti. Şimdi doğru olarak bu konuşmaya cevap vermesi gerekenin İsrail tarafından birisi olması gerekmez mi?
Ama çok garip bir şey oluyor... Keşan’da kalabalıkları karşısında görünce Sayın Kılıçdaroğlu coşuyor... O da meğerse Tevrat’ı biliyormuş, ‘9. emirde şöyle, 10. emirde böyle’ diyor. Başbakan konuşmasında Tel-Aviv’i hedef alırken, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Keşan’dan sanki kendisine söylenmiş gibi bunu kabullenip, karşı cevap vermesi çok garip değil mi sizce?
Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Ergenekon’un avukatlığını üstlenmesi, ona pahalıya mal oldu. İnanıyorum ki Sayın Kılıçdaroğlu, bu yanlış düşüncesinde ısrar ederse, ona da pahalıya mal olabilir.”
“Eleştirinin adresi”ne lütfen dikkat edin... Tayyip Erdoğan, son yaptığı “korsanlık”tan dolayı İsrail’i eleştiriyor ama cevap Kılıçdaroğlu’ndan geliyor.
Bülent Arınç da Kılıçdaroğlu’nu eleştiriyor ama cevap Deniz Baykal’dan geliyor...
Baykal, Arınç’a cevabında şöyle diyor:
“Maalesef bu değerlendirme siyasi hayatımızda, gereken biçimde irdelenmedi, ele alınamadı, çünkü bu değerlendirmenin altında bir itiraf yatıyor, bir de tehdit yatıyor. Başbakan’ın bilgisi ve onayı dahilinde birtakım şeylerin yapıldığı kanısındayım. Her geçen gün, bunun böyle olduğu daha çok ortaya çıkıyor. Kemal Bey’e yönelik olarak da tehdit vardır. Yani, senin de başına bir çorap öreriz. Bunlar AKP’nin içine girdiği sıkıntının ifadesidir. Ama CHP buna teslim olmaz, bundan hiç kuşku duymuyorum.”
Kahvelerde sohbet ettiğim insanlar da, Baykal’ın bu sözlerine karşılık, diyorlar ki;
“Anlaşılan, Baykal’da ne rot kalmış, ne balans!.. İyice dağıtmış!.. Şu hâle bak, kendi yaptığı zinadan bile Hükümet’i sorumlu tutuyor!..
Ne yani, senin başına çorap ören Hükümet mi?..
Nesrin Baytok’u Hükümet mi ayarladı?..
Zina Evi’ni Hükümet mi kiraladı?..
Nesrin Baytok’u senin koynuna sokan Hükümet mi?..
Hadi, diyelim ki; Nesrin Baytok’u ayarlayan, onu Zina Evi’ne götüren Hükümet’tir!!!..
Peki, be adam senin kemerlerini çözen, pantolonunu indiren ve yatağa sokan da mı Hükümet?..
Bir halt karıştırmışsın işte!..
Bunu inkâr etmediğine göre, bari susmasını bil!.. Hükümet’e çamur atarak, içinde debelendiğin çamur deryasından kurtulacağını mı sanıyorsun?”
Öyle görünüyor ki;
Vatandaş işi biliyor!..
Öyle “yuvarlak” falan konuşmuyor, düşüncesini sivri ve köşeli dile getiriyor...
Kimseden korkusu veya gocunması yok!..
Söyleyeceğini kıvırmadan, doğrudan söylüyor!..
Sohbetin, en çok hoşuma giden bölümü de şu oldu:
“Senin kemerlerini çözen, pantolonunu aşağı indiren, çıplak halde yatağa sokan Hükümet mi?.. Senin başına çorabı Hükümet değil, sen kendin ördün!”
KOKMAK NE Kİ, KURTLANDI
Vatandaş, sadece “CHP’yi” değil, telefon konuşmalarıyla “Yargı’da ortaya çıkan ilişkileri” de konuşuyor... Seyfi Oktay ile Deniz Baykal’ın telefon görüşmelerini, görüşmelerin diğer ucunda Anayasa Mahkemesi üyesi Fulya Kantarcıoğlu’nun bulunduğunu, Fulya Hanım’a; “Şekil’den değil, Esas’tan görüşün” talimatının verildiğini, yakından takip ediyor...
Artık “televizyon”lardan mı takip ediyorlar, yoksa “kahve masaları”nın üzerinde bulunup, elden ele dolaşan “gazeteler”den mi takip ediyorlar, orasını bilemiyorum... Ama bildiğim o ki; gelişmelerle ilgili teşhisleri, yine “kendi bildikleri dilden” koyuyorlar...
Meselâ, “kurtlanma” tabiri, köylüye ait!..
Hani, “yargı”yı “tuz”a benzetip, “tuz da koktu” diyoruz ya, onların ifadesi şöyle:
“Ne kokması?.. Yağmur yağınca bizim kirazların kurtlanması gibi, yargı da kurtlandı!..
Güya millet adına karar veriyorlar, aslında birbirlerini ağırlıyorlar!.. Tutmuşlar köşebaşlarını, nereye kimi yerleştirecekler, kiminle ilgili ne karar verecekler, onunla meşguller!..”
HÜKÜMETE YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Peki; “CHP’ye” ve “yargıya” yönelik eleştiriler var da, Hükümet’e hiç mi eleştiri yok?..
Hükümet de; “ilk günler”de yapması gereken işlerde “ağır davranmak”la eleştiriliyor...
Hükümet, “bireysel girişim”lerin önünü kesmekle eleştiriliyor...
Meselâ, bir “otobüs sahibi” diyor ki;
“Benim bir otobüsüm var... Eskiden alırdım yolcumu, götürürdüm gideceğim yere... Ama şimdi, büyük firmalardan birine bağlanmak zorundayım... Büyük firmaların ise, zaten yeteri kadar otobüsü var...
Onlarla çalışmak istediğimizde, burun kıvırıyorlar!.. Çalışsak bile, kendi şartlarımızla değil, onların şartlarıyla çalışıyoruz.
Benim gücüm bu kadar... Başbakan, kendi aramızda şirketleşmemizi söylüyor...
Bu şartlarda nasıl şirket olalım?..
Büyük firmalarla nasıl rekabet edelim?..
Otobüsçülük, gittikçe yok oluyor!”
“Köylü”lerden de şikâyetler var...
Ama onlar, biraz haksız!..
“Yatırım” yapacağım diye almışlar “kredi”yi ama “hazır para” yı, sanki “geri ödemesi” olmayacak gibi, hovardaca harcamışlar!..
Şimdi, o “kredi”leri geri ödemekte zorlanıyorlar!..
Kendilerine de söyledim;
“Siz aldığınız krediyi bedava mı sandınız?.. O paraları niye yatırıma harcamadınız da, kendi paranız gibi kullandınız?..”
Onların da aklı başına gelmiş ama, şu anda zor durumdalar... Dilerim, ayaklarını yorganlarına göre uzatmayı öğrenirler!..
Uzun lâfın kısası;
Hayli verimli bir ziyaret oldu...
Hem “halkın düşüncesi”ni yerinde öğrenmiş oldum, hem de güzel insanlarla tanışma imkânı buldum.
Son olarak diyeceğim o ki;
“Üfleme”lerle oluşturulmak istenen “Kılıçdaroğlu rüzgârı”na hiç aldanmayın...
Anadolu’da rüzgâr filan yok.
Güneş var, aydınlık var... Güneşin olgunlaştırdığı “meyve” ve “sebze”ler de çok tatlı!..
“Hormonlu” gıdalardan uzak durun!..
“Vaziyet al!”
Kuzuluk ve civarındaki sohbetlerimiz esnasında, “Hükümet-Asker ilişkileri” de gündeme geldi... Hani, “28 Şubat Süreci”nde, “Askerin, Hükümet’ten habersiz İsrail ile gizli anlaşmalar yaptığı” gazetelerde yazıldı ya, bir vatandaş, bir “fıkra” ile süsledi sohbeti...
Karadenizli Temel askerde... Bütün askerler gibi, o da “komutan”dan “dayak” yemiş!.. Komutan, “çaaat” diye yapıştırıyor tokadı... Temel, bir tarafa savruluyor...
Komutan emir veriyor: “Vaziyet al!”
Temel, esas duruşa geçiyor...
Derken, komutandan bir tokat daha!.. Temel yine savruluyor!..
Komutandan yine aynı emir: “Vaziyet al!..”
Bu durum birkaç defa tekrar edip, komutan yine “vaziyet al” deyince, Temel patlıyor:
“Ben her seferinde vaziyet alayrum da, sen bozaysun komutanım!”
“Millet” de öyle değil mi?..
Her seferinde “vaziyet” alıyor ama, “darbe”ler, “muhtıra”lar, “bildiri”ler derken, her seferinde “vaziyet” bozuluyor!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi