H.Celal Güzel

H.Celal Güzel

Terör ve politika

Terör ve politika

Evvelâ bakış açımızı tespit edelim:
Türkiye’de Türkler ve Kürtler 1000 yıldır bir arada kardeşçe yaşıyor ve müşterek bir kültürü paylaşıyorlar. Çeşitli istatistikî araştırmalara göre, Kürt nüfusunun yüzde 9 civarında ve 6,5-7 milyon arasında olduğu anlaşılıyor.
Aslında Türkiye’de etnik temelli ve ayrımcılığa dayanan bir ‘Kürt Sorunu’ yok. 19. asrın sonundan itibaren dış kaynaklı kışkırtmalar, birkaç münferit aşiret isyanı haricinde tesirli olamamış. Cumhuriyet’in tek parti döneminde uygulanan yanlış politikalar sonucunda farklı sebeplere dayanan isyanlar ortaya çıkmışsa da bu hareketler 1960 sonrası döneme kadar etnik bir ırkçılık hâline dönüşmemiş. 1960’tan sonra TİP’in kurulmasıyla, önce marksist temelli bir ‘Kürtçülük’ hareketi başlatılmış; 1970’li yıllardan itibaren bu hareket marksist hüviyetini de muhafaza ederek etnik ırkçı-bölücü bir özelliğe bürünmüş.
Daha sonra PKK’nın kurulmasıyla 1984’ten itibaren terör eylemleri başlatılmış ve zaman zaman artış ve azalış göstererek günümüze kadar devam etmiştir. Diğer taraftan, 1990 yılında terör örgütü PKK’nın legal gösterilen yüzü HEP kurulmuş, çeşitli defalar kapatılarak günümüzdeki BDP’ye kadar gelinmiştir. Aradan geçen çeyrek asırlık terör eylemleri döneminde 30 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve 5 binden fazla şehit verilmiştir.
Türkiye’de, dıştan da desteklenen, etnik bölücü ve ırkçı Kürtçülerin, bazen taktik değiştirseler de stratejik hedefleri açıktır: Türkiye’yi bölüp parçalamak ve topraklarının üzerinde bağımsız bir Kürdistan kurmak... Bunun için önce masumâne sosyal ve kültürel talepler gündeme getirilmekte, bu arada bol bol ‘demokrasi’ ve ‘barış’tan söz edilmektedir. Daha sonra, Kürtçe’nin eğitim dili olarak kullanılması, ‘Anayasal güvence’, ‘özerk yönetim’, ‘federasyon’ ve teröristbaşının affı istenmektedir. Nihayet, sıranın ayrı devlet kurmaya geleceği de apaçık ortadadır.
Burada önemli olan nokta, terör eylemlerinin, Kürtçülerin hedeflerinin gerçekleştirilmesinde en önemli araç olarak kullanılmasıdır.
Terör meselesini gerçekçi bir açıdan incelediğimizde, bu meselenin çözümünde sadece ekonomik, sosyal ve kültürel taleplerin karşılanmasının yeterli olmayacağı, terörist kanadın siyasî hedeflerine ulaşıncaya kadar eylemlerine devam edeceği bilinmelidir.
***
AK Parti iktidarının, bir ‘Devlet Projesi’ olarak altını çizdiği ‘demokratik açılım’ın iki yönü vardır: Birincisi, millî birlik ve bütünlükten tâviz vermeden makûl sosyal ve kültürel taleplerin karşılanmasıyla gerginliğin azaltılması; ikincisi, uluslararası konjonktürün sağlayacağı avantajlar ve güvenlik güçlerinin de mücadelesiyle terörü sonlandırmaya çalışmak...
Hükûmet, Türkiye’nin üniter yapısından hiç tâviz vermeden ve tâvize yol açacak uygulamalara gitmeden, demokratik açılım kapsamında önemli adımlar atmıştır. Diğer taraftan, örgüt elemanlarından bir kısmının dağdan inişi de gerçekleştirilmiştir. Ancak, bu dönüş sırasında PKK-DTP’nin olayı bir zafer şovuna çevirmeleri ve silâhlı mücadeleyi kazandıkları mesajını vermeleri, kamuoyunda şiddetli tepkilere sebep olmuş; bu konuda iyi niyetli olan AK Parti iktidarına da puan kaybettirmiştir.
Kamuoyunun tepkisini değerlendiren CHP ve MHP, millî bütünlükten hiçbir tâviz ihtiva etmemesine rağmen, demokratik açılımı muhalefet politikasında kullanmış ve açılımın hız kaybetmesine sebep olmuşlardır.
Diğer taraftan, ABD’nin terör örgütünün dağdan indirilmesi konusundaki yardım teklifinin üzerine yatması ve Apo-PKK-BDP üçlüsünün açılım paketini istismar edemeyeceklerini görmesi, terör eylemlerinin tırmanışa geçmesi sonucunu doğurmuştur.
***
Şurasını unutmamak lâzımdır ki, ırkçı-bölücü PKK terörü, Türkiye’nin iç siyasete âlet edilmemesi gereken ortak bir meselesidir.
Son çeyrek asırda terörle mücadelede hükûmetler ellerinden geleni yapmışlardır. Güvenlik güçlerine her türlü yetki verilmiş ve imkân sağlanmıştır. Güvenlik güçleri de şehitler vererek bütün gayretleriyle mücadeleyi sürdürmüşlerdir.
Bu dönem zarfında terörle mücadelede hatâlar ve noksanlıklar yapılmış olabilir. Bunları telâfi etmenin çaresi, terörü istismar ederek terör üzerinden siyasî kazanç sağlamak değildir. Kaldı ki halkımız, terör konusunda en çok bağırana oyunu verecek kadar şuursuz kabul edilemez. CHP ve MHP’nin Başbakan’ı ve iktidarı bu konudaki ithamları, eleştiri seviyesini çoktan aşmış, en ağır hakarete varmıştır. CHP liderinin ‘Al açılımı başına çal!’ demesi ve MHP liderinin AK Parti’yi teröristle kolkola göstermesi, mâşerî vicdanı kanatmaktadır.
BDP, PKK terör örgütünün TBMM’deki temsilcisidir ve PKK gibi o da teröristbaşının uşaklığını yapmaktadır. BDP’nin tek hedefi, terörün tırmanmasını sağlayarak 2011 genel seçimlerinde, şiddet ve korku yoluyla oylarını arttırmaya çalışmaktır.
CHP ve MHP ise, Başbakan’ı ve iktidarı tahkir etmeyi bırakarak terörle mücadele konusunda somut tekliflerini getirmelidirler. Bunun haricindeki eleştiriler lâfügüzaftır ve terörün politik istismarından başka bir mâna ifade etmeyecektir.
Son bir noktayı da unutmayalım:
12 Eylül öncesindeki şiddet olaylarının tırmanışı, darbecilere gerekçe teşkil etmiş ve demokratik rejimi kesintiye uğratmıştır. Terörün politik istismarının demokrasi düşmanlarının ekmeğine yağ süreceğini gözden uzak tutmamalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
H.Celal Güzel Arşivi