Utanç Yasası'nda Karar Tarihi Belli Oldu...        İzmir'de silahlı çatışma: 1 ölü, 3 yaralı...        Emniyet'ten Büyükanıt'la ilgili haberlere dava...        Albay Çillioğlunun oğlundan açıklamalar...        T-37 uçaklarının uçuşu durduruldu...        Evlerinin yanışını gözyaşlarıyla izlediler...        Mevlit Kandili İstanbul'daki camilerde kutlandı...        Mardin'de 3 dilde Mevlit programı düzenlendi...        Sudan Devlet Başkanı Beşir'den savaş uyarısı...        Suriye tasarısı oylanacak...        Kız Lisesi’nde ETÖ toplantısı...        "Bildiklerimi Anlatırsam Yer Yerinden Oynar"...        
USD Alış 1.749 USD AlışUSD Satış 1.761 USD SatışEuro Alış 2.292 Euro AlışEuro Satış 2.309 Euro SatışAltın Alış 97.9710 Altın AlışAltın Satış 98.4100 Altın  Satış
 
 
12 R.Evvel 1433

4 Şubat Cumartesi 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Abdullah Büyük - Yeni Akit
2010-06-18

Üç Aylar’ı hakkıyla idrak etmek

Halkımızın dilinde “Üç Aylar” olarak bilinen Recep, Şaban ve Ramazan ayının ilki olan Recep ayına girmiş bulunuyoruz. Yüce Allah, bazı geceleri, diğer bazı gecelere, bazı mekânları, diğer bazı mekânlara ve bazı zamanları da diğer bazı zamanlara üstün kılmıştır. Bunları iyi değerlendirmek zorundayız. Klasik bir anlayış ve geceleri ihya hareketlerini tekrarlamak yerine, bu mübarek ayların Müslümanlar ile irtibatının, bilinmeyen bir yönüne değinmek istiyorum.
Öteden beri şu acı gerçeği her zaman düşünmüşümdür. Biz Müslümanlar, önem ve değer verdiğimiz gece ile gündüzlere noksan veya hatalı bir yaklaşım içerisinde yönelmişiz. O acı gerçek de şudur: “Büyük bir âlimin veya faziletli bir Allah dostunun elini öpen, ancak öğütlerini, tavsiye ve emirlerini dinlemeyen bir kimsenin hali” ile bizim mübarek gecelere karşı aldığımız tavır arasında hiçbir fark yok gibidir.
Mübarek gece ve gündüzlerimizin nafile ibadetlerle ihya edilmesi, bir manada gönül iklimimizin yakıt istasyonlarına benzer. Biz bu konuyu da dile getirmeyeceğiz. Bu yazımızda ele almak istediğimiz mesele, peş peşe gelen bu üç ayın birbiri ile irtibatı ve yapacağımız vazifeler olacaktır.
Sevgili Resûlümüz, mealen, “Ey Allah’ım! Bize Receb’i ve Şaban’ı mübarek kıl. Ve bizi Ramazan ayına ulaştır” buyurur. Ve bu duanın da ümmeti tarafından okunmasını tavsiye eder. Diğer taraftan yine mealen, “Recep Allah’ın, Şaban benim ve Ramazan ayı ise ümmetimin ayıdır” buyurarak, tüm dikkatleri bu aylar üzerine çeker.
Tüm aylar Allah’ın olduğu halde, Recep ayına karşı ayrı bir önem verilmiştir. Çünkü, Ramazan ayında eline Kur’an verilecek olan insanın, Recep ayında Kur’an’ın Sahibi ile sıhhatli bir iletişim içine girmesi gerekiyor. Bu ayda Müslüman insan hayatını gözden geçirir, kendisine ve etrafına çekidüzen verir. Bir ay boyunca tutacağı Ramazan ayı orucunun ön hazırlığını yaparak, Recep ayında aralıklı oruçlar tutar. Recep ayında kalbî faaliyet bir insan için büyük önem arzeder. Kalbî faaliyetin başlaması ile birlikte Allah-Kul diyalogu zirveye çıkar. İmanlar tazelenir. Ramazan ayında emanet olarak teslim alacağı Allah Kelâmı’nın Sahibi’ne güven ve itimadı artar. Bir manada, “Recep ayı kişiyi Allah’a hazırlayan bir aydır” desek, umarız ki hata etmiş olmayız. Yani üç aylar bir günah çıkarma ayı değildir, fakat geride bıraktığımız sekiz ayın muhasebesini yapmak, gevşemiş olan manevi vidalarımızı sıkılamak için birer ilahi fırsattır.
Recep ayından sonra gelen ve Rasulullâh’a tahsis edilen bir ay olan Şaban ayıdır. Şaban ayında Müslüman insan, Resûlünü, Resûlullah’ın Risalet müessesesini tanımalıdır. Diğer adı ile Resûl-Kul ilişkisi devreye girmelidir. Eski ümmet ve toplumların yaşadığı yanlış ve batıl gidişata ortak olmamak için, Yüce Allah’ın katından gelen Kur’an’ın nasıl yaşanacağını ortaya koyan bir insanı, gerçek kimliği ile tanımak gerekir. İrtibata geçeceğimiz, sıkı ilişkilerimizi başlatacağımız Sevgili Peygamberimiz melek değil, insandır. Üstelik O’nun kul kimliği, Resûl kimliğinin önündedir. Melek ve melik Peygamber yok, beşer Peygamber vardır. Kul ve beşer vasfının Peygamberimiz’de olduğunu görünce, ümmeti olarak bizler o güzel insanla irtibatımızı sıhhatli zemine oturtmuş oluruz.
Elbetteki bu irtibat Efendimiz’in fiziki dünyası ile değil, hadis ve sünnetleriyledir. Ancak, O’na melek ve melik gözü veya gözlüğü ile bakacak olursak, O’nunla irtibata girmemiz mümkün olmaz. Şaban ayında kendisini yakînen tanıyacağımız Peygamberimizi, makamını ve mevkiini, etki ve yetkisini Rabbimizin bildirdiği ölçülerle kabullenmiş olacağız ve böylece şahadet kelimesinin ikinci bölümü hak etmiş olduğu sıfata kavuşmuş olacak. Çünkü neyi inkâr ettiğini bilmeyen insan, neyi tasdik ettiğini hiç bilemez. Kelime-i Şahadet ise inkâr ve tasdikten oluşan bir karardır.
Ve şimdi sırada ümmetin ayı olan Ramazan ayı vardır. Receb ve Şaban aylarında istenilen vazifesini, irtibatını gerçekleştirerek belli bir iman ve İslâm kimliği elde etmiş olan Müslüman insanın, rahatlıkla eline alabileceği bir kitabı vardır. O da Kur’an’dır. Ramazan ayında eline Kitab’ını tutuşturan Yüce Varlık, sanki kuluna şöyle diyor: “Kitabıma iyi sarıl, onunla irtibatını sıklaştır. Çünkü, seni cennetimde görmek istiyorum...”
Dolayısıyla Ramazan’ı bir mektep bilerek rıza diplomasını hak etmek için, gerekli özeni göstermeliyiz. O’nun bir Kur’an ayı olduğu bilinciyle diğer aylardan daha fazla Kur’an tilavet edip, mealini de okuyarak onu anlamalı ve yaşamalıyız. Bugünkü Müslümanların sorunu, Kur’an okumama değil, anlayıp yaşamamaktır. Milyonlarca hatimler yapılır, dualar edilir, fakat mealinden anlama ve yaşayarak anlamlandırma yönü tercih edilmez. Son zamanlarda bir kısım duyarlı Müslümanlar bu eksiği anlamış olmalılar ki, “Kur’an-ı Kerim Meal yarışmaları” düzenlemektedirler. Bu, sevindirici bir gelişmedir. Müslümanlar Ramazan ayını fırsat bilerek Kur’an’dan anladıklarıyla amel etmeli, anlamadıkları yeri de uzmanlarından sorarak hayata geçirmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle tüm okuyucularımın üç aylarını tebrik ediyor, sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum.

 
 
 
  Henüz Yorum Yazılmamış
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Arzu Erdoğral Gençliğe Hitabe Ayet değil ama…!
Cemal Nar İşte Can Alıcı Sorular
M. Emin Parlaktürk Mevlid-i Nebi ve Salavat Kampanyası
Ali İlbey "Türkülerle de Hüznümüz Allah'adır Bizim"
Fatih Uğurlu Halil İbrahim Sofrası
Şark Ekspresi'nde cinayet ve Kardan Adam
Mustafa Durdu "Eğitim çökmüş durumda"
 Feyzullah Birışık Sahabe sevdi, gökten müjde indi!
 
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
5 37
Güneş
7 06
Öğlen
12 25
İkindi
15 05
Akşam
17 32
Yatsı
18 54
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Ali Karahasanoğlu Şaşkın Odatv'li: Kitap (söz), Yunan topundan tehlikeli!
Hasan Karakaya Aydın Doğan, ilk önce benim evime gelmişti... Amaaa!
Abdurrahman Dilipak İskilipli Atıf'ı anmak ve anlamak
Yener Dönmez O bir görev kadını
Ahmet Varol Geçiş Döneminin Sancıları
Yavuz Bahadıroğlu 1950 öncesinde din ve devlet ilişkisi
Serdar Arseven Mustafa Başoğlu... Terörist olsaydı!..
Namık Açıkgöz Anayasa yolunda "Türkiye Günlüğü"
LütfüOflaz'la Sohbet Kalemini satan anasını da satar!
 
 
E-Devlet
 
 BİR AYET
Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.
Âl-i İmrân Suresi Ayet 85
 
 BİR HADİS
"Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır." Ebu Sa'îd der ki: "Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: "Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." (Nisa, 40).
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.