27 Mart 2017 Pazartesi27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:49Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:31Yatsı 20:52
    • 15°C Adana
    • 5°C Adıyaman
    • 10°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • 8°C Amasya
    • 6°C Ankara
    • 13°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 9°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,263 -0.10
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Kutlu'nun yeni kitabı: Zafer Yahut Hiç

Mehmet Şeker

Gide gide şehir bitti. Döküntü minibüs şehrin eteğine yapışmış yaşayan gecekondu mahallesine daldı. Sokakta hortumla kilim yıkayan, yün çırpan, çamaşır asan şalvarlı kadınların; küfür günah top oynayan çocukların, işporta arabalarının arasından geçip bir ufak meydana vardı. Meydanı fırdolanıp bir köşeye park eden öteki minibüslerin yanına yanaştı, durdu.

Kahve az ilerde salkım söğütlerin gölgesindeydi. Dışarıya atılmış masalarda tavla oynayan, altıkol iskambile dalan şoförler, muavinler, yolcular vardı. Döküntü minibüsün şoförü de arabadan atlayıp onların yanına gitti. Garson delikanlı nasıl bir alışkanlıkla soğuk gazozu hazır etmişti ki şoförün eline tutuşturdu. Haftalık tıraşı, ağzına dolan bıyıkları, kocaman kara elleriyle karayağız şoför ayakta bir dikişte gazozu sonuna kadar içip şişeyi garsona verdi. Elinin tersiyle ağzını sildi, bir sandalye çekip tavlacılara yanaştı.

Sıcak, tozlu, yapış yapış bir gün.

Minibüsün içi fırın gibi.

Arka koltukta üç kadın hiç ara vermeksizin bağıra-çağıra konuşuyor. Onların önündeki koltukta oturan kırçıl sakallı adam, kasketini cama, başını kaskete dayamış; top atılsa duymayacak bir uykuya dalmış.

Huzursuz, sabırsız, rahatsız, ter içinde kalmış Doktor Ferit, "Bu araba belli ki burada bekleyecek. Yolcuyu tıkabasa doldurmadan kalkmaz. Bir hamle yapmalı yoksa patlayacağım" diyerek, terden kıçına yapışmış pantolonunu çekiştirip düzelterek arabadan indi.

Doğrudan şoförün yanına varıp tepesine dikildi.

- Bi dakka hemşerim

Şoför ters ters baktı:

- Ne vardı?

- Hareket ne zaman?

Şoför umursamaz bir tavırla omuz silkip tavlaya öndü.

- Gideriz az sonra, araba boş, görüyon.

Ferit üsteledi:

- Gideriz gitmesine de, ben doktorum.

Şoför anında ayağa kalktı. Bu bizim insanımız nedense hakim, doktor ve askerden çekinir:

- Ya! Hasta falan mı var?

- Evet var.

- Arabada mı?

- Yo, Tepeköy'de. Amcam ağırlaşmış, acele yetişmemiz lazım.

Şoför telaşla ayaklanıyor:

- Merak etmeyin, hemen gideriz.

Ferit'e bakmadan hızla kahve kapısına kadar gidip içeriye sesleniyor:

- Tepeköy yolcuları, hadi, gidiyoruz.

Kahveden bohçalı, poşetli, sepetli kadın erkek birkaç yolcu çıkıyor; altıkol iskambil masasından iki kişi kalkıyor. Şoför Ferit'in yanına adeta koşarak:

- Merak etmeyin Doktor Bey, ben sizi yel gibi yetiştiririm.

Birlikte arabaya doğru gidiyorlar. Ferit:

- İnşallah, teşekkür ederim.

HHH

Mustafa Kutlu'nun yeni kitabı "Zafer Yahut Hiç" böyle başlıyor.

Her yıl olduğu gibi, kitabın ilk nüshaları matbaadan çıkar çıkmaz, telefon geldi.

Mustafa Ağabey, "Kitap geldi, bekliyorum" dedi.

Hemen çıktım, kitabımı aldım ve yine her zaman olduğu gibi, sırf size haber vermek için, ilk cümlelerini yorumsuz aktardım.

Yine 200 sayfalık, uzun ve tadına doyulmaz bir hikâye.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.