21 Temmuz 2017 Cuma27 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:51Güneş 05:43Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:39Yatsı 22:22
    • 28°C Adana
    • 30°C Adıyaman
    • 21°C Afyon
    • 23°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 24°C Ankara
    • 29°C Antalya
    • 25°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 24°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,630 1.09
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Milletin hesabını başına geçirmek!

İbrahim Karagül

Şimdi ne olacak? Anayasa Mahkemesi'nin kapatma davasını kabul etmesi ilk bakışta yadırganacak bir durum değil. Bu "kabul"den hareketle sonuca ilişkin kanaatleri kesinleştirmek doğru değil.

Her söylediği gerçekleşen Sabih Kanadoğlu demiyor muydu; "Anayasa Mahkemesi'nin davayı reddetme yetkisi yok" diye! Mahkeme üyeleri de öyle düşünmüş olabilir elbette. Bu esasa ilişkin bir karar değil. Daha davanın başlangıcı. İddialar, savunmalar, süreler ve en sonunda bir karar verilecek. Belki kapatılmayacak. Belki iddialar saçma bulunacak. Belki siyasi yasak gelmeyecek. Hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var!..

Bunlar normal bir yargılama, hukuki sürece ilişkin konular. Şu an için tartışma bu değil. Tartışmaların, öngörülerin, analizlerin hukuki ve demokratik süreç içerisinde değerlendirilmesi şu anki durum için çok da açıklayıcı değil. Türkiye'nin gelecek günlerde nelerle karşılaşabileceğine ilişkin gerçekçi işaretler vermiyor.

"Türkiye'ye özgü gerçekler"den hareketle, olağan dışı dönemlerde olağan dışı yöntemlerin nasıl uygulanabildiğini çok gördük. önceliklerin nasıl da her şeyin önüne geçtiğini gördük. Millet iradesinin, hukukun, demokrasinin, ortak iyiliğin böyle dönemlerde bir anlam içermediğinin sayısız örekleriyle dolu siyasi tarihimiz.

Şimdi de olağandışı bir dönem yaşanıyor. Süreci kapatma davasıyla, yargılama süreciyle, iddialar ve savunmalarla, demokratik ilkeler ve hukuki içerikle anlamak, öyle açıklamak, oradan çıkış yolu göstermek işin niteliği ve muhtemel sonuçları için yeterli değil.

Birileri oyunu yeniden kurmak istiyor. Kartları yeniden dağıtmak istiyor. Türk iç siyaseti yeniden dizayn etmek istiyor. "Devlet iktidarı" denen gücün sadece ve sadece belli çevrelerin münhasır alanında kalmak zorunda olduğunu bir kez daha göstermek istiyor. Türkiye toplumunun çok önemli bir bölümünün bu "iktidar" denen güçle yakın ilişkiye geçmesinin önüne geçmek istiyor. Her olağandışı dönemde olduğu gibi, yeni liderler, yeni koalisyonlar, yeni partiler, yeni iktidar grupları oluşturmaya çalışıyor.

Yazmaya elim varmıyor ama o birileri milletin hesabını başına geçirmek istiyor!

Bu dizayn çabası; hukuka göre değil, demokratik kriterlere göre değil, istikrar göstergelerine göre değil, ekonomik refah arayışlarına göre değil.

Bu dizayn; Türkiye'nin büyümesi için değil, dünyaya açılması için değil. Gücünü ve etkisi daha da artırması için değil.

Bu dizayn içerideki acımasız iktidar tekelinin önceliklerine göre, yakın çevremizdeki coğrafi düzenlemeler ışığında olacaktır. Bu dizayn, onlarca yıldır bu toplumu germek, kamplara ayırmak, çatıştırmak ve gerilim üzerinden iktidar güvencesi sağlamak için geliştirilen "korkular" üzerinden olacaktır.

Bu dizayn için demokrasi de kurban edilir, ekonomi de kurban edilir, istikrar da kurban edilir. Edildi de. Neden bir kez daha edilmesin!

AB üyeliği kesintiye uğrarmış. Kimin umurunda! Küresel ekonomik kriz Türkiye'yi daha kötü vururmuş. Kimin umurunda! Merkez Bankası kriz uyarıları yapıyormuş, kim duyar! Tepedeki iktidar kavgası yüzünden millet mahallelere ayrılır, birbirini yermiş. Daha kötüsü de olmuştu.

"Türkiye'yi hatta bölgeyi etkiler. Türkiye elli yıl geriye gider. Tüm kazanımları vermiş oluruz. İçi kapanık, ekonomisi kötü, büyük ekonomik ve sosyal krizlerle iç içe yaşayan bir ülke oluruz. Demokrasiden bahsedilemez. Türkiye için kıyamet olur…" Böyle diyor AK Parti Başkan Yardımcısı Dengir M. Mehmet Fırat…

Geniş çaplı tasfiye iradesi için bunların hiçbir anlamı yok. Olmayacak da.. Bu sözler ancak beni, bizi, sokaktaki insanı korkutur. Bu korkular gerçeğe dönüştüğünde fedakarlık yapacak olan ancak ve ancak sokaktaki insandır.

çok ciddi istikrarsızlık.. Siyasi deprem… Ekonomik çöküş…

Ve bu büyük operasyonu bir "çete operasyonu" kadar algılayabilen, tezleri tutmayan, "mahalle kavgası" raconunun ötesine geçemeyen akil adamlar grubu…

Bitti mi? Bitmedi. Hiçbir zaman bitmez ki… Daha yeni başlıyor. Böyle bir ülkede yaşıyor olmaktan daha yorucu ne olabilir!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.