13 Aralık 2017 Çarşamba24 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:40Güneş 08:13Öğle 13:05İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:10
    • 10°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • -1°C Ağrı
    • 2°C Amasya
    • 0°C Ankara
    • 11°C Antalya
    • 3°C Artvin
    • 7°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 109.050 -0.10
  • Altın: 153,440 0.10
  • Dolar: 3,8386 0.56
  • Euro: 4,5114 0.14

İnisiyatif

Ahmet Taşgetiren

Bir ara "Hükümet Doğu-Güneydoğu'da inisiyatifi PKK-BDP çizgisine kaptırdı" diye yazdım.


Maalesef o olgu devam ediyor.
Boykot bana göre sınırlı oldu, bölgeden "evet" çıktı, bölgede hâlâ Tayyip Erdoğan etkinliği var vs. ama meselenin akışında, gündemi hükümetin belirleyemediği, tepkisel kaldığı, inisiyatifin "Siyasi Kürtçü" harekette olduğu açık.
Bakın sürecin gelişme seyrine, her gün dünkünden daha iyi durumda gelişmiyor. Hatta hükümetin attığı adımlar bile, istenmeyen sonuçlar ve daha doğrusu, PKK-BDP projelerini besleyen sonuçlar doğuruyor.
Ben hükümetin, bu sorunun çözümünün kaçınılmazlığına inandığına inanıyorum.
Ben hükümetin, bu sorunun sağlıklı çözümünü istediğine inanıyorum.
Ama acaba "sağlıklı çözüm" dediğimiz şey ne ve bu yolda bir stratejik planlama mevcut mu?
Hem sağlıklı çözüm konusunda netleşmiş düşünceler bulunduğunu hem de bunun için sağlıklı stratejiler geliştirildiğini göremiyorum.
Bir şey daha:
-Bu çözümü üretecek ve onu belirli bir stratejik disiplin içinde yürütecek, sırf bu konu üzerinde yoğunlaşmış kadrolar oluşturulduğu kanaatinde değilim.
O zaman da "tepkisel" kalmaya mecbur olunuyor.
Mesela şu "demokratik özerklik" hadisesi karşısında nasıl bir tavır sergilenecek? Buna dair bütün safhaları tayin edilmiş bir değerlendirme ve karşı politika tespiti var mı? "Ateşkes", Demokratik Toplum Kongresi, onun adına yürütülen temaslar, KCK, Ahtisaari'nin temasları nereye doğru akıyor?
Mesela şu, "demokratik özerklik" hadisesinin bir merhalesi olarak devreye sokulan, "Okullarda da Kürtçe eğitim için boykot" uygulaması öngörülmüş bir olay mıdır ve mukabil strateji nedir?
Ya da şöyle sorayım:
Böyle bir sivil direniş karşısında ilk tepki, Milli Eğitim Bakanı'nın "Velileri cezalandırırız" tepkisi midir?
Ya da şöyle sorayım:
Böyle bir durum karşısında Milli Eğitim Bakanı'nın böyle tepki vermesi, Kürt sorununun çözümünde öngörülmüş bir stratejinin gereği midir yoksa Sayın Bakan'ın, spontane, refleksif tepkisi mi söz konusudur?
Şöyle soralım:
-Sayın Bakan'ın "Velileri cezalandırırız" tepkisinin, bölgede nasıl sonuç vereceği hesap edilmiş midir? Bunu değerlendiren hükümet içinde bir yapı var mıdır? Bölgedeki her ilde, on binlerce veli çocuğunu, herhangi bir saikle -baskıyla veya gönüllü olarak- bir hafta okula göndermediği takdirde hükümet herkesi cezalandıracak mıdır? Bu davranış PKK'nın haraç aldığı köylere jandarma zulmü uygulamaktan farklı sonuç mu verecektir?
Bu meselede belki asıl soru şudur:
Hükümet, ana dilin öğretilmesi konusunda gerçekten nasıl bir düşünceye sahiptir?
Bu noktada, klasik "Türkçü" mantığın bir yaklaşımı vardır.
-Dilin öğretilmesi, ayrışmayı ve ayrı devleti getirir. O zaman ne yapılmalı, asla ve kat'a dil öğretimine imkân verilmemeli.
Böyle yaklaştığınızda, iş varıyor ana ile oğulun cezaevinde görüşememesi sonucunu doğuruyor.
Böyle yaklaştığınızda iş varıyor, jandarma komutanının, kendisine Kürtçe seslenen yaşlı kadına "Türkçe öğren de gel" tepkisine ulaşıyor.
Böyle yaklaştığınızda iş varıyor, PKK terör örgütünün oluşumuna dayanıyor.
Ve böyle yaklaştığınızda iş varıp, koca bir bölgede okulların -gönüllü veya dayatma ile- boykot edilmesine dayanıyor.
İşin içinden çıkamıyorsunuz. Zaten bu suretle işin içinden çıkılmaz.
Demek istiyorum ki, hükümetin "Kürtçe'nin öğretilmesi" konusunda bir politikası olmalı ve bana göre her halükarda, bir toplumun ana dilinin öğretilmesi önlenmemeli.
Bir şey daha:
Eğer Kürtçe'nin öğretilmesi konusunda bir politikanız varsa bunu herhangi bir örgütün dayatmasına bağlı olmadan devreye sokmalısınız.
İnisiyatif kullanmak derken bunu söylüyorum.
TRT 6 devreye sokuldu ve bu inisiyatif, hükümetin bölge ile iletişiminde en önemli adımlardan birisi haline geldi.
Diyorum ki, bir politika belirleyin ve hiçbir paket içine sokmadan uygulamaya geçin.
Türkçe'nin resmi dil olması konusunda, hemen hiç kimsenin itirazı yok. O zaman, mesela "seçmeli ders" olarak devreye sokun Kürtçe'yi. Ne kaybedersiniz? Hiçbir şey.
Hadi uçuk bir şey söyleyeyim, Başbakan da girsin bir Kürtçe seçmeli derse öğrenci olarak. Ne kaybederiz? Bir ülkenin cumhurbaşkanının, başbakanının, bilmem şu kadar milyon insanının konuştuğu bir dili anlamak istemesi kadar tabii bir şey olabilir mi?
Son söz: Tepkisellik değil inisiyatif. Değilse Kürt sorunu, kontrol edilebilir olmaktan çıkma riski taşıyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.