22 Temmuz 2017 Cumartesi27 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:53Güneş 05:44Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:38Yatsı 22:20
    • 27°C Adana
    • 27°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 20°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 29°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 25°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,630 1.09
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

"Nazar etme ne olur..."

Ahmet Taşgetiren

Bu söz, bizde kamyonların, görkemli araçların arkasına yazılan bir söz. Tamamı şöyle:
"Nazar etme ne olur, çalış senin de olur!"
Yani, "kıskanma, kötü gözle bakma, nazar ederek yok olmasını isteme, çalış, Allah sana da verir" anlamına geliyor.
Bu sözü niye hatırladım?
Mısır'da liselerde okutulan "Sosyal araştırmalar" dersi kitabında, "Osmanlı'nın istilası" yorumunun yeniden devreye girdiğini okuduğumda... Katar'da yayınlanan "El Arap" isimli gazeteye göre, o kitapta şu ifadeler de yer almaktaymış:
"Osmanlılar Arap dünyasına hegemonya dayatmayı sürdürmek için dini kullandı."
Bu yaklaşım, Mısır'da öteden beri var olan bir damar. Bu damarda, bölgeye yönelik sömürgeleştirme politikasını, Osmanlı karşıtlığı ile bütünleştirmiş bulunan İngiliz diplomasisinin derin etkileri oldu. Teslim etmek gerekir ki, bu yaklaşımı, bizdeki İttihatçı damarın politikaları da besledi.
Sonraları, "Osmanlı Türk karşıtlığı", Arap dünyasında liderlik politikalarının uzantısı haline geldi. Mısır'ın tavırlarında da bu, önemli ölçüde etkili oldu.
El Arap yazarı Yaser el Zeatire diyor ki:
"Şu an karşımızda, bölge sorunlarında hiçbir başarı elde etmeksizin klasik rolüne tutunan bir Mısır var. İşin aslı şu ki, Mısır'ın konumu, varlığı ve rolü hiçbir zaman son yedi yıldaki kadar gerilememişti."
İşte bu Mısır, Türkiye'nin bölge sorunları konusunda sergilediği hassasiyet önceliğini, Osmanlı üzerinden Türkiye karşıtlığı yürüterek dengelemeye çalışıyor.
Ama burada yanlış yapıyor.
Türkiye'nin bölgede Mısır'la veya bir başka ülkeyle yarıştığı yok. Türkiye, bölgenin tümüne ihlasla-halisane emek veriyor ve tüm bölgenin yükselişi içinde, kendi yükselişini sağlamayı amaçlıyor.
Bu halisane politika semeresini veriyor.
Aslında, doğruyu söylemek gerekirse, Osmanlı'nın da bölgeye yönelik tüm politikalarında o halisane öz her zaman önde olmuştur.
"Hadimü'l haremeyni'ş-şerifeyn" ifadesini dünya literatürüne ilk sokanların Osmanlı devlet adamları olduğunu teslim etmek, hakikat severliğin bir ifadesi olur.
O yüzden Mısır'a demek lazım ki:
"Nazar etme ne olur, çalış senin de olur!"
Osmanlı'ya yönelik sömürgeci jargonu yeniden üretmenin Mısır'a da, bu coğrafyaya da bir faydası olmaz.
Kamerun Dışişleri Bakanı Henry Eyebe Ayissi Ahmet Davutoğlu'na şöyle demiş:
"Siz beyazsınız ama bizdensiniz, sömürgeci değilsiniz."
Cumhurbaşkanı Gül anlatıyor:
"Türkiye'nin özellikle çevresindeki problemlerle ilgili yapıcı, çözüme yönelik gayretleri, inisiyatif alması çok dikkat çekiyor. Bütün bunlar Türkiye'yi çok görünür yapmış vaziyette. Hiçbir dönem Türkiye bu kadar görünür olmamıştı.
"49 tane ülke. Dünyanın en fakir ülkeleri. Buna da ben başkanlık yaptım. Her söz alan ülke, Türkiye'ye teşekkür ederek başladı. Belçika Başbakanı orada, Avusturya Başbakanı orada, İngiliz Dışişleri Bakanı orada. Hepsi de hayretler içinde kaldı. Türkiye hep yardım alan ülke olarak bilinirdi, Türkiye artık yardım yapan bir ülke. Bu müthiş bir şey."
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin devlet ve sivil toplum kuruluşları olarak 1.5 milyar dolarlık yardım yaptığını söylüyor ki, tüm AB ülkelerinin ortak yardımı 1.3 milyar dolarla bunun altında kalıyor.
Yani Türkiye, Açe'den Haiti'ye, Pakistan'dan Filistin'e kadar tüm insani meselelerde en etkili biçimde devreye giren bir ülke. Bunun karşılığı da, bırakın sempati olsun.
Kaldı ki, Türkiye'nin ekonomik alanda gösterdiği başarı da ayrıca "yükselen ülke" görünümünü besleyen bir etken oluyor.
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Gül'ün yanında, Suudi Devlet Başkanı'nın kendisine söylediği sözü naklediyor:
"Türkiye eskiden Avrupa'nın hasta adamı olarak bilinirdi. Şimdi Avrupa'nın en sıhhatli adamı oldu."
Bu sözler, sadece gönül hoşluğu için söylenmiş sözler olarak görülemez.
Her birinin altında Türkiye'nin emeği var.
Onun için, Mısır'ın "Osmanlı sömürgeciliği" gibi bir söylemi yeniden üretmeye yönelmesi ya da bu alt şuurla, bölgede Türkiye ile rol yarışmasına girmesi sağlıklı değil. Bölge, birkaç asırlık bir açığı kapatmaya çalışıyor. Onun için herkes emek vermeli ve herkes kazanmalı. Türkiye'nin birçok riski ve dünyadaki kimi güç odaklarının öfkesini de göğüsleyerek bölgeye verdiği emeğin önünü kesmenin ise hiç kimseye faydası olmaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.