23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 18°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • 4°C Ağrı
    • 6°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 13°C Aydın
    • 8°C Balıkesir
  • BIST: 108.489 0.05
  • Altın: 152,547 0.93
  • Dolar: 3,6704 0.34
  • Euro: 4,3242 -0.08

Fatih de mi zehirlenmişti... Turgut Özal gibi

Aziz Üstel

Dünyada, ölümleri bir sır perdesinin ardında saklı duran nice büyük devlet adamı vardır.

Napolyon’un eceliyle değil de zehirlenerek öldürüldüğü, toprağa verildikten yüz yıllar sonra açığa çıktı. Kennedy’nin ölümü hala ABD’de en çok tartışılan konulardan biri.

Ama bunların içinde biri var ki, sırrını tam beş yüz yirmi dokuz yıldır koruyor.

Fatih Sultan Mehmet’in ölümü!

Fatih’in daha 50 yaşında, 31 Mayıs 1481 günü, öğleden sonra ölümü bugün bile gerek üniversite düzeyinde gerekse de tarihçiler arasında tartışılır. Fatih’in zehirlenerek öldürüldüğü yolunda ortaya atılan üç iddia var:

Bunlardan ilki, Laristanli Acem Hamideddin el-Lari adlı doktor aracılığıyla, cinayeti Şehzade Bayezid’in buyurduğu doğrultusundadır. Sadrazam Kartamani Mehmed Paşa’nın, Cem Sultan yanlısı girişimlerinin sonuça ulaşabileceği kaygısıyla, Bayezid, böyle bir işe kalkışmış olabilir. Fatih, şiddetli karın ağrılarıyla yatağa düşünce, yanına gelen ve tedaviye başlayan Acem Lari’ydi. Sonra gelen, eski başhekim Yakup Paşa, yanlış ilaç kullanıldığını, Padişahı kurtarmanın mümkün olamayacağını söylemişti. Dahası, dört yıl sonra, 1485’de, Acem Lari’nin Edirne’de beklenmedik ölümü, dedikoduların dört bir tarafa yayılmasına neden olmuştu. Halk, Bayezid’ın Acem Lari’ye aşırı miktarda afyon yutturarak öldürdüğünü fısıldadı durdu yıllarca.

Öne sürülen bir başka sav da, Memluk Sultanı Kayıtbay’ın, gene Acem Lari’nin eliyle Fatih’i zehirlettiği yolundadır. Fatih hastalanmadan hemen önce Memluk Devleti’ne karşı sefere çıkmak üzereydi.

Ancak, üçüncü ve en güçlü olasılık, Venedik’lilerin bu haltı yediği yolundadır. Fatih’in yanında otuz yıl görev yapan, hünkarın güvenini kazanan, Vezir rütbeli, Maestro Jacopo yani Yakup Paşa’nın, Venedikliler’ce satın alındığı, ve onun Padişaha zehir içirdiği söylentisi pek yaygındır.

Zaten Venedik 1456-1479 yılları arasında, Fatih’i zehirlemek için tam on iki kez girişimde bulunmuştu. Ama bu girişimlerin çoğu eyleme dönüşemedi, kağıt üzerinde kaldı.

Söylentilere göre 10 bini peşin, 35 bin altın karşılığında Yakup Paşa bu işe evet demiş ve 10 bin altını da Venedikliler’den almış. Ama Fatih’in ölümünden sonra başkaldıran asker, birçok devlet adamıyla birlikte Yakup Paşa’yı da ipe çektiğinden, bu savların gerçek olup olmadığı hala ortaya çıkarılamadı.

Kendini ihbar eden yargıç

MHP asıl davası, Piyangotrpr ve Balgat katlaimları davalarına bakan ve 12 Eylül döneminde 40 kişiyle ilgili idam kakarı veren, Anakara 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi Yargıcı Ali Fahir Kayacan, anayasa değişikliğinin Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdiği gün, Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, “Beni yargılayın!” demiş.

Kayacan 12 Eylül’den önce sıkıyönetim yargıçlığına atanmış olmasına rağmen, 12 Eylül sürecinde de görevini sürdürdüğünden “bazı kişilerce darbe hakimi olarak” nitelendirildiği belirtmiş başvurusunda. Başsavcı Hamza Keleş başvuruyu kabul ederek soruşturmayı başlatmış.
Kayacan’ın başvurusuyla ilgili yaptığı açıklama da çok ilginç: “Darbeciler 12 Eylül’den önceki ortamı ve durumu bahane ediyor. Ancak ortam ve durum ne olursa olsun, bu, suçu ortadan kaldırmaz. Halk, 12 Eylül 2010 referandumuyla, ‘yargılanamama’ kilidini açtı. Ben de kilidi açılan bu kapıyı araladım!”

Bakalım başkaları da bu kapıyı itip içeri girecek ve “Beni de yargılayın!” diyecek mi? Örneğin Diyarbakır Hapishanesi’nin işkencecileri! Örneğin “Kürt müsün, Türk müsün” diye sorup, “Kürdüm” yanıtını alınca tekme tokat girişen acımasız sefiller. Örneğin, üniversite gençliğinin arasına sızıp onları kışkırtan, karanlıkta ateş ederek ortada kaybolan ve de suçu masum 17-18 yaşındaki gençlerin sırtlarına yükleyen ‘görevliler!’ Bunlardan bir tanesi olsun erkekçe çıkabilecek mi ortaya?

Ve de Kenan Evren!

İntihar ederim falan gibi laflar ediyordu. Bıraksın bu lafları da, 12 Eylül öncesi olan bitenin perde arkasını anlatsın, sonra da Marmaris’e dönüp resim yapmayı sürdürsün, yeter!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.