En yeni Türk devleti

En yeni Türk devleti

Numaralı Cumhuriyetçi" lâfı, basınımızda hâlâ ağır hakaret cümlesinden muamele görür. Doğan grubunun müfrit vatanperver kalemleri, reâyadan birini dövmekten beter edecekleri zaman onun numaralı Cumhuriyetçi olduğunu imâ ederlerdi vaktiyle.

Cumhuriyetleri, daha doğrusu bir devletin muhtelif hâllerini ve safhalarını numaralandırmak, siyaset biliminde Fransız geleneğidir; ayrıntısına girmeye gerek yok fakat şu kadarını tesbit edebiliriz: Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'ten bugüne hayatiyeti koruyabilmiş pek az şey kalmıştır; kurum isimleri: Meclis, Danıştay, ordu, yargı, vakıflar, TDK, CHP, TTK ve İş Bankası... Ne var ki, İş Bankası hariç, bu kurumların mâhiyeti, başlangıç anıyla kıyaslanmayacak derecede başkalaştı. Her şeyden önce I. Cumhuriyet'e, yani Atatürk'ün kurduğu devlete rûh kazandıran 1924 Anayasası değişti. Biliyorsunuz bu anayasayı 27 Mayıs darbesini yapan cuntacı Milli Birlik Komitesi üyeleri ortadan kaldırıp, "daha iyisi"ni, sonra 1982'de çok daha iyisini yapmışlardı, da düzelteceğiz diye burnumuzdan geliyor!..

Cumhuriyet'in 88. yaşgününü kutlayacağız; hangi cumhuriyetin? O cumhuriyet yok artık; o cumhuriyeti 1960 yılında darbeci subaylar yıktı, yerine başka bir şey kurdular. Bugün sağını solunu onarıp ayakta tutmaya çalıştığımız uzviyet, darbeci ve anayasa yapıcısı askerlerden devraldığımız başka bir kamu idaresidir.

Uzatmayalım, tezim şudur: Biz bugün muasır mânâda ilk defa eli yüzü düzgün bir kamu idaresi, yani bir devlet kurmakla meşgulüz.

İyi-kötü bir devlet ve siyaset felsefemiz, bir hukuk felsefemiz, maarifimiz, lisânımız yok muydu; vardı! Yok saydık, yeni bir şey yapalım, kervan yolda düzülir diye düşündük. Yürümedi. Ârızalar çıktı, darbelerle düzeltmeye kalkıştık. Devleti, milletle değil bürokratik azamet ve tahakkümle ayakta tutmayı tercih ettik. Dış dünya ile hemâhenk olalım derken her adımda tökezledik; kâh biz aksilendik, kâh "Düvel-i Ecnebiye"nin huysuzluğu depreşti, bir türlü aynı telden çalamadık.

Adalet mülkün temelidir derler ya, 88 seneden beridir "Hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn, metîn" duruşlu bir adliye teşkilâtımız olmadı, beceremedik. Hâlâ "Yargıyı ele geçirme" münakaşaları ayyuka çıkmakta. Ordumuz, milleti koruma görevini hiç üzerine alınmayıp, durumdan vazife çıkararak üstlendiği rejimi koruma vazifesini de vara-yoğa darbe yapmaktan ötürü yüzüne gözüne bulaştırınca "Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede" durumuna geldi. Ekonomide "Bürokrat harcasın, millet nasıl olsa öder" formülünden yakayı kurtarmak için hâlâ neler çektiğimizi görüyorsunuz. Birbuçuk asırlık parlamento tecrübemizde dönüp geldiğimiz yer, bütün Temel fıkralarına rahmet okutturacak bir ferâsetle yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması meselesidir. "Bizde de iyi şeyler oluyor canım" diye moral düzeltmek için ara sıra bakıp örnek gösterdiğimiz ÖSYM'ye bile bir haller oldu; meğer tilkilere ciğer emanet etmişiz!

Basın hayatını bu listeye katmıyorum; sansürden nefret eden Türk basını, Cumhuriyet döneminde ilk defa hür yayın hayatıyla 1946'da tanıştı.

Ha, bu arada en mühim unsuru unuttuk; 88 senedir bir "Millet" olabilmek için didinip duruyoruz; 78 sene önce inkılâp yaparak Türkçe'yi berhava edenlerin torunları, bugün Kürtçe'ye anadilde eğitim hakkı meselesini tartışıyor. Sağ elimiz, sol elimizle "barış" görüşmelerini sürdürmekte; ümitliyiz ama, olacak inşallah...

Vesaire, vesaire, vesaire...

Ben cumhuriyete numara vermiyorum; diyorum ki, biz daha yeni yeni doğru dürüst, âdil, halkı adam safına koyan bir kamu idaresi, bir devlet teşkilatı kurmaktayız şu an.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi