Hiddink gitsin; ben geleyim!

Hiddink gitsin; ben geleyim!

Özellikle spor tâbiri olarak kullanılan temel teknik bir kavram var; Frenkçesi "Fundamental". Dersimiz futbol olduğu için oradan örnek vereyim derin bir futbol bilgesi olarak! Bir gencin futbolla nisbetini ölçmek için 5-6 metreden topu ona doğru sertçe gönderiyorsunuz ve topa karşı tepkisini gözlüyorsunuz.


Topu sanki vücudunun tabii bir uzantısı gibi durdurup en kısa zamanda yeniden hareketlenmeye hazır hale getiriyorsa başlangıç dersinden iyi not almış demektir. Güzel Türkçemizde bu harekete "istop" adını veriyoruz. Şimdi efendim, bu "istop"un kralını Arif Kocabıyık diye -galiba- İzmirli bir futbolcu kardeşimiz yapardı. Vücudunun her noktasıyla, hızı ve momentumu ne olursa olsun Arif Bey topu en kısa zamanda etkisiz hale getirir ve sâkinleştirirdi. Mâruf lakabı, yeni açılım hamlesi çerçevesinde artık "Cıss" sayılan ve jübile maçının 10. dakikasında kırmızı kart görerek bırakan Arif Bey, bu mükemmel özelliğine rağmen temel tekniğin diğer şıklarına karşı lâubali davrandığı için asla yıldız seviyesine yükselememiş, kesintilerle süren spor hayatı verimsiz geçmişti.

Almanya maçını, "Kimin temel tekniği daha iyi?" sorusuna cevap arayarak seyrettim; cevap belliydi ama cevabın nasıl tecelli ettiğini bir kere daha görmek istiyordum. Sonuç mâlum, çok acı oldu.

Biz temel tekniği, sadece top tekniği zanneden bir zihniyet mektebinin evlâtlarıyız; halbuki temel teknik, futbolda, topla ve topsuz oyunda nerede bulunmak gerektiğini, en azından iki hamle sonrasını görecek seviyede oyun zekâsını, atletik esneklik ve dayanıklılığı da gerektirir. "Bizim top tekniğimiz iyi" vecizesi içi boş bir lâftır. Almanların temel tekniği de, top tekniği de, futbolu her şeyden önce zihnî bir problem olarak algılayıp çözen kafa kapasiteleri de bizden daha iyiydi; nitekim biz böyle takımlarla, sadece kendimizi gaza getirip oyunu irrasyonel bir didişme şekline büründürerek kora kor oynayabiliyor, ama nâdiren yenebiliyoruz.

Maçtan önce eski futbolcu-yeni yorumcu bazı arkadaşlar, Mesut'un kendi ülkesine karşı iyi futbol oynamaması gerektiği hakkında ekranda dakikalarca bıdıbıdı yaparken, futbol düşüncesinin temel tekniğinde çaka çaka başı dönmüş, gariban bir zihniyeti seslendiriyorlardı. O an maçın sonucunu görür gibi oldum; daha akıllı olanlar, zihnen daha süflî olanları yeneceklerdi. Yendiler, çünkü bu yorumcu arkadaşlarımız henüz meslek ahlâkı (pardon "etik"i) denilen şeyin nasıl hayata geçeceğini tahayyül edememişlerdi.

Uzatmayayım, Mesut'u zevkle seyrettim; gururlandım fakat buna hakkım olup olmadığını da düşündüm; buna hakkım yoktu elbette; Mesut, Zonguldaklı bir ailenin evladı olabilir ama oyunculuğu ve temel tekniği ile Alman futbol sanayiinin ürünü. Top Mesut'a geldiğinde ıslığa başlayan Türk seyirciler, Avrupa'daki üçüncü kuşağın en parlak temsilcisini aslında alkışlamaları gerektiğini öğrenmeliler, sadece bir sebepten: Mesut'ta mükemmel bir profesyonel ahlâk var ve işini çok iyi yapıyor.

Almanya maçında şapkasından tavşan çıkaran "Uçan Hollandalı"mız Mr. Hiddink için, "İşini iyi yaptı" diyebilir miyiz? Ona sadece Nihat'ı kaleye geçirmediği için şükran duyuyoruz; doğrusu aklına gelseydi herhalde şapkasına tüy diye bu tuhaflığı da yapmaktan çekinmezdi. Vakıa yediğimiz 3. gol, bu berbat şapkaya takılan tüy gibiydi, acı acı güldük...

Meseleye geliyorum; milli takıma her maçta en az üç farklı mağlubiyeti garanti ediyorum; bunu yapabilirim. Üç aşağı beş yukarı aynı işi yapan Hiddink'ten farkım, benim bu hizmeti bedava yapmayı vaadetmemdir.

Size bütün maçlarda bedavaya acı, gözyaşı, kan ve onurlu yenilgiler vaadediyorum ey milletim. Böylece her sene en azından 10 milyon küsur Euro kârınız olacak; e daha ne istiyorsunuz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi