Mahir Kaynak

Mahir Kaynak

Dış dinamikler

Dış dinamikler

Ülkemizi etkileyen dış dinamikler konusunda birbirine zıt iki görüş vardır. Birincisi yabancı güçlerin Türkiye’yi yok etme amaçlarını gerçekleştirmek için uyguladıkları politikalar olarak görür, ikincisi tüm gelişmelerin iç kaynaklı olduğunu, dış etkilerin bir paranoya olduğunu söyler. Oysa dış etkileri dostça ya da düşmanca olarak tanımlamak yerine ne olduğunu anlamaya çalışmak ve ülkemize etkilerini hesap etmek, ona göre bir tavır takınmak gerekir.
Bugün türban üzerine koparılan fırtınaları anlamsız buluyorum ve bunu doğal bir süreç olarak görüyorum. Çünkü Türkiye’deki ideolojik değişmenin dünya şartlarının bir gereği olduğunu ve bunun ülkemiz aleyhine olmadığını düşünüyorum.

16 mart 1990 tarihinde Nokta dergisinde çıkan bir söyleşide “Türkiye’ye Lozan’dan sonra belirli bir rol verildi. Adeta belirli bir politika izlemesi istendi. Bu politika; çevre ülkelerle ilgilenmemek, içeride İslamcı bir tavır takınmamak şeklinde özetlenebilir. Oysa bugün dünya şartları Türkiye’nin bu politikayı izlemesine imkan vermiyor. Daha doğrusu dünya dengeleri bizden başka roller bekliyor. Bu rolü şöyle özetleyebilirim: Türkiye Ortadoğu’da çevresiyle ilgilenen, İslam camiasının merkezi ve önderi olmak durumunda olan bir ülke konumuna gelecektir” diyor ve bu rolün hem ABD hem de Rusya tarafından destekleneceğini söylüyorum.

Dünyada mevcut olan çok sayıdaki devletin kendi kararlarını uygulayan güçler olmadığını, dünyanın birkaç güç odağı tarafından yönetildiğini ve yönlendirildiğini düşünüyorum. Bununla bağlantılı olarak, ülkelerin içindeki huzursuzlukların da bu güçlerin kontrolünde olduğunu kabul ediyorum. Yani eğer Türkiye bölünür ve bir Kürt devleti kurulursa bunu bir örgütün başarısı olarak değil bu güçlerden birinin projesinin gerçekleşmesi olarak görürüm. Ama bugün böyle bir projenin etkin güçlerce desteklenmediğini, bu amacı güden güçlerin kaybetttiklerini düşünüyorum. Terörün boyutu ve kullandıkları araçların sınırlı olması amacın bölünme değil Kürt kimliğinin kabul ettirilmesi amacını taşıdığını gösteriyor.

Bugüne kadar ülkemiz yönetenlerle yönetilenler arasındaki sınırdaydı. Bugün kesinlikle yönetenler arasına girme imkanımız var. Ancak bu kategorideki ülkelerin belli vasıflara sahip olması gerekiyor. Yani esen rüzgara göre hareket eden değil rüzgarın yönünü belirleyen konumda olmak gerekiyor. Bu konuma geldiğimiz zaman iktidar ve muhalefet aynı amaca farklı yollardan ulaşmak isteyen güçler haline gelecek; türban, Kürt kimliğinin tanınması, farklı inanç ve kimliklere eşit biçimde davranılması ortak tavır olacak ve bu konudaki tartışmalar bir şov düzeyinde kalacak.

Dış politkadaki duygusal söylemler bir amaç değil amaca ulaşmak için kullanılan araçlar olarak görülecek ve çıkar amaçlı değil dünyayı biçimlendirecek eylemler yapılacaktır. Böyle bir politikanın ülkemize getirecekleri tüccar zihniyetiyle hareket etmekten çok daha büyük olur.

Bugüne kadar kendimizi hep hedefte gördük ve savunmadaydık. Şimdi saldıranlar değil ama inşa edenler arasında olmanın zamanı geldi.



Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahir Kaynak Arşivi