Abdulkadir Özkan

Abdulkadir Özkan

Çokkültürlü Toplum Çorba mı, salata mı?

Çokkültürlü Toplum Çorba mı, salata mı?

Almanya Başbakanı Angela Merkel geçenlerde ilginç bir itirafta bulundu ve ülke olarak çok kültürlülüğü başaramadıklarını söyledi. Merkel'in bu itirafı, bir süredir Almanya'nın kendi içinde konuştuğu "başka kültürden, dilden, dinden ve ırktan insanlarla bir arada yaşamaya mecbur muyuz?" tartışmasının bir sonucu olarak da yorumlanabilir.

Almanya'da 16 milyona yakın göçmenin ülkede nasıl algılandığı ile ilgili bir araştırma yapan Friedrich Ebert Vakfı'nın ulaştığı sonuçlar hayli çarpıcı...

Mesela Almanya halkının yüzde 30'u ülkesinin "yabancılar tarafından istila edildiğine" inanıyor.

Almanların çoğu, göçmenlerin büyük oranda sosyal yardım hizmetleri için ülkelerini tercih ettiğini savunuyor.

Göçmenlerin dini ibadetlerinin kısıtlanmasını isteyen Almanların sayısı ise yüzde 50'yi geçiyor.

Almanya'da göçmenlik konusu öylesine gerilimli ve sert tartışmalara neden oluyor ki, kimi politikacılar Türkiye'den ve Arap ülkelerinden artık hiç kimsenin Almanya'ya kabul edilmemesini bile isteyebiliyor.

Almanya'daki göçmen nüfusun beşte biri Türk... Almanya'yı inşa etmek için zor zamanda bu ülkeye giden, emeğini ülkenin kalkınmasına harcayan milyonlarca insan, aradan geçen yarım asırdan sonra şimdi tartışma konusu yapılıyor, "istenmeyen insanlar" olarak görülüyor, ülkelerine dönmelerinin daha yararlı olacağı söyleniyor.

Almanya Başbakanı Merkel'in "bir arada, çok kültürlü bir ortamda yaşamayı beceremedik" itirafının gerekçelerine bakmakta yarar var.

Acaba Almanya niçin farklı kültürlerle birlikte yaşamayı başaramadı? Neden ülkesini imar eden, kalkınmasına yardımcı olan başta Türkler olmak üzere diğer ülkelerden gelen göçmenleri mutlu etmeyi başaramadı?

Bunun cevabını, Berlin'den Hürriyet'e yazan İrem Köker, Asyalı bir akademisyenin şu sözlerini hatırlatarak veriyor: "Eskiden uygulanan politikalar, koca bir kazanın içinde çorba pişirmekti. Farklı tatlar yok olup, homojen bir yapı elde edilecekti. İşe yaramadı. Şimdi ise salata yapılıyor. Bütün malzemeler karışıyor ama hepsi tadını ve kimliğini koruyor...."

Çok ilginç bir saptama...

Gerçekten de Almanya on yıllardır göçmenlerden bir çorba yapmaya kalkıştı.

Hepsini aynı kazana koyup birlikte kaynattı; hepsinin renginin, kokusunun, tadının birbirine karışmasını istedi.

Ama bu mümkün olamayacağı için ortaya çıkan çorba "içilebilir" özellik taşıyamadı.

Göçmenlerden çorba yapmaya kalkışan Almanya, elbette çokkültürlü bir ortamda yaşamayı da başaramadı. Herkesi kendisine benzetmeye kalkışınca, ne kendi halkını ne de göçmenleri mutlu edebildi.

Oysa Almanya, göçmenlerden çorba değil de salata yapsaydı; yani herkesi kendi dili, dini, ırkı, dünya görüşü ile kabul edip bir arada yaşamayı amaçlasaydı, Almanya bugün tartıştığı sorunların belki hiçbirini konuşmuyor olacaktı.

Göçmenlerin enerjisinden, kültüründen, farklılıklarından daha üst düzeyde yararlanabilecek, ekonomik ve sosyal kalkınması için göçmenlerden daha çok yardım alabilecekti.

Almanya'nın başaramadığı çokkültürlü yaşamı, aslında Avrupa Birliği'nin kendisinin de başarabildiğini söylemek mümkün değil. AB'de çorba yapmaktan yana; tüm ülkeleri aynı kazanda kaynatıp tek tip bir anlayış ortaya çıkarmak istiyor. Salata yapma niyetleri olsaydı, Türkiye'nin AB ile ilişkileri böylesine çetrefilli olmazdı, kapısında uzun yıllar beklemezdi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdulkadir Özkan Arşivi