26 Mart 2017 Pazar27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:24Güneş 06:51Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:30Yatsı 20:50
    • 12°C Adana
    • 6°C Adıyaman
    • 5°C Afyon
    • -6°C Ağrı
    • 2°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 9°C Antalya
    • 3°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,409 -0.77
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Tarihin normalleşmesi

Ahmet Taşgetiren

"Tarihin normalleşmesi..." Bu ifade, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na ait.

Erbil'de, Kürt lider Mesut Barzani ile görüşmesi sırasında, "Türkiye'nin misyonu"nu tanımlama sadedinde söylemiş. Tamamı şöyle:

"Bizim bütün meselemiz, tarihi normalleştirmek. Geçen sefer gelmem büyük bir olaydı, şimdi ise normal bir süreç gibi görünüyor."

Türkiye'nin, dış politika hamleleri, dünyada tartışılıyor. Tartışma içine imrenme giriyor, kuşku giriyor, eleştiri giriyor, öfke giriyor. "Eksen kayması" söylemleri de Türkiye'nin dış politikadaki hareketliliği ile ilgili.

Ahmet Davutoğlu'nun bir dışişleri bakanı olarak dünyanın en çok fark edilen simaları arasına girmesi tabii ki Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın yoğun gayretleri ile birlikte Türk dış politikasına, bugüne kadar yürüyegeldiğinden farklı bir muhteva kazandırmalarından dolayıdır.

"Nedir o yeni muhteva" dendiğinde, burada da çok farklı tanımlamalar gündeme geliyor.

"Yeni Osmanlı", "Hilafet politikası" gibi tanımlamalar...

Hem Gül hem Erdoğan ve tabii hem de bütün bu süreçte fikri mimarlık yapan Davutoğlu, bu tanımlamaları kabul etmiyorlar.

Ama ortada Türkiye'nin sahip olduğuna inanılan "stratejik derinliğin" işlevsel hale getirilmesi çabası olduğu bir vakıa.

Belki mesele de, o çabanın adını koymakta odaklaşıyor...

Davutoğlu'nun yukarıda aldığım sözü, yani "tarihin normalleşmesi" hadisesi, böyle bir tanımlamanın ipucunu veriyor.

Tabii ki, bu sözün de bir alt yapısı var.

Bu söz, tarihin içinde yaşadığımız coğrafyada, bir noktadan itibaren anormal bir biçimde seyrettiği görüşünden yola çıkıyor. Ve bu coğrafyanın insanlarına ya bu anormalliğe boyun eğmek ya da "tarihi normalleştirmek" gibi bir tercih yapma sorumluluğu düşüyor.

Tarihin anormal akışı, bu coğrafyanın insanlarına büyük bedeller ödetmiş.

Davutoğlu'nun bu sözünün medyaya yansıdığı gün, Lübnanlı yazar Emin Maaluf'la yapılan bir mülakat yer aldı Habertürk gazetesinde.

Tam da bu soruluyor Amin Maaluf'a ve Maaluf ilgi çekici bir cevap veriyor. Soru-cevap şöyle:

"Bazı uzmanlar Türkiye'nin yeni politikasını yeni Osmanlıcılık olarak adlandırırken bazıları "yeni hilafet politikası" olarak yorumluyor. Sizce?

"Romancı olduğum için, şimdi politik bir kurgu yapacağım... Biraz da dedemin düşlerinden ilham alarak... Hayalindeki, özgür seçimlerin yapıldığı; bütün Osmanlı coğrafyasından, bugünkü Türkiye'den, Arap ülkelerinden, Balkanlar'dan, Yunanlar'dan, Ermeniler'den, imparatorluktaki bütün insanların çokuluslu bir parlamentoda buluştuğu bir ülke... Başındaki kral, bugün İngiltere kralı gibi sadece ülkenin birliğinin sembolü olacaktı. Benim bakış açıma göre böyle bir gelişme imparatorluğun dağılmasıyla yaşanan bölünme/parçalanmaya tercih edilirdi. Bu parçalanmadan Türkiye iyi sıyrıldı çünkü Atatürk'ü vardı. Atatürk gerçek bir devlet kurdu, ülkeyi modernleştirdi... Ama imparatorluğun geri kalanında yaşananlar bir faciaydı. Hâlâ pek çok problem çözülmedi, hâlâ gerçek devletler, milletler kurulamadı, hâlâ Yakındoğu I. Dünya Savaşı'nın sonundan beri kendini arıyor ama bulamıyor ve burası aynı zamanda gezegende en büyük çatışmaların yaşandığı yer."

"Bu yüzden o döneme bir özlem var...

"Şunu biliyorum ki David Ben Gurion (İsrail'in ilk başbakanı, 1886-1973) Osmanlı parlamentosunda milletvekili olmanın hayalini kurardı. Hatta bir keresinde bana, Osmanlı parlamentosunda bir Yunanlı vekilin ayağa kalkıp Lübnanlı bir vekile İlyada ve Odysseia'yı Arapça'ya çevirdiği için teşekkür ettiğini anlattı. Bence her kökenden insanın olduğu böyle bir parlamentoyla, yaşanan parçalanmadan çok daha iyisini yapabilirdik. Tabii tarihi yeniden oluşturamayız. Ama bir gün bağları yeniden kurabiliriz."

Ne diyor Amin Maaluf?

Osmanlı gitti, Türkiye kendini toparlayabildi ama geride bir acılar coğrafyası kaldı.

Şu ifadeler ne kadar yakıcı:

"Hâlâ pek çok problem çözülmedi, hâlâ gerçek devletler, milletler kurulamadı, hâlâ Yakındoğu I. Dünya Savaşı'nın sonundan beri kendini arıyor ama bulamıyor ve burası aynı zamanda gezegende en büyük çatışmaların yaşandığı yer."

Ne olmalı?

Maaluf, Ben Gurion'un bile "Osmanlı parlamentosunda milletvekili olma" hülyasına rağmen, "Yeni Osmanlı" demiyor kuşkusuz.

Ama "Bence, her kökenden insanın olduğu böyle bir parlamentoyla, yaşanan parçalanmadan çok daha iyisini yapabilirdik. Tabii tarihi yeniden oluşturamayız. Ama bir gün bağları yeniden kurabiliriz" demeyi de ihmal etmiyor.

Belki de Türkiye'nin şu andaki çabası, "Yeni Osmanlı" gibi bir iddiaya soyunmadan, tarihi bu anlamda normalleştirmek...

Bu sürece Batı'nın kuşku ile yaklaşması normal. Çünkü bu coğrafyada tarihi anormalleştiren irade onun iradesi. Ama bu coğrafyayı getirip bıraktığı cehennemi de görmesi gerekir.

Türkiye şu anda Irak'ta, "O faciadan nasıl kurtulunur"un gayretini sergiliyor ve bu hayırhah çaba, bölge insanları tarafından görülüyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.