19 Ocak 2017 Perşembe20 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:48Güneş 08:18Öğle 13:22İkindi 15:49Akşam 18:12Yatsı 19:37
    • 6°C Adana
    • 3°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 3°C Amasya
    • -1°C Ankara
    • 8°C Antalya
    • 6°C Artvin
    • 7°C Aydın
    • 6°C Balıkesir
  • BIST: 82.779 0.51
  • Altın: 146,779 -0.07
  • Dolar: 3,7701 -0.17
  • Euro: 4,0274 -0.27

Endişeler, cemaat ve cevap...

Hüseyin Gülerce

Türkiye'de artık cemaat denilince akla ilk gelen, Fethullah Gülen'in tavsiyelerini, üslubunu, dine hizmet metodunu benimseyen insanlar oluyor.


Cemaat kelimesiyle, dinî bir oluşum da kastedildiği için "organizasyon" iması ve vurgusu var. Zaten, hareketle ilgili sıkıntı da bu ima ve vurgunun oluşturduğu algıdan kaynaklanıyor.

Dinî bir cemaat olarak Gülen hareketi, AK Parti iktidarının varlığı da hatırlatılarak ve ikisi yan yana getirilerek daha büyük endişe, kaygı ve korkuların kaynağı gibi gösteriliyor. Ve özellikle belli çevreler, Ergenekon davası başladığından beri; öncelikle dine ve dindarlara karşı mesafeli ve önyargılı kesimleri tahrik ediyor, "Cemaat, emniyeti ve yargıyı ele geçiriyor, çok büyüdüler, her yerde onlar var, bu işin sonu ne olacak?" deniyor. Bu söylem, yine belli medya organları tarafından da yaygınlaştırılıyor. Öyle ki, bu hareketi yıllarca dışarıdan tasvip etmiş insanların bile kafası karışabiliyor. Bir "acaba" sorusu da onların gönlüne bir kılçık gibi saplanıyor.

Gülen hareketi, kastedilen manada bir organizasyon değildir. Elbette dünyaya yayılmış, çaplı, üstelik cazibe merkezi haline gelmiş böyle bir hareket, istişare ve organize gayretlerle yürütülmektedir. Bir yurt, okul, hastane, üniversite, kendiliğinden olur mu? Binlerce öğrenciye kendiliğinden burs verilir mi? Dünyanın 160 ülkesinde diyalog merkezleri ve okullar açılır mı? Dernekler, vakıflar, şirketler eliyle yürüyen, gönüllülük esasına dayanan bir hareket bu. Ve hepsi devletin kurumları tarafından denetleniyor. Hem de ne denetleme. 28 Şubat sürecini hatırlatmak yeter...

Ama bu hareket bir "organizasyon" değildir. Çünkü öyle olunca, işin içinde değişmeyen bir hiyerarşi, aklını üst bir iradeye ipotek etme, yani işte o bilmeden kullanılan "biat kültürü" vardır. Hâlbuki böyle bir anlayış, felsefe İslam'ın, mümin olmanın da özüne aykırıdır. Her insan ayrı bir âlemdir. Her mümin, aynı kaynaktan beslendiği halde ayrı bir dünyadır. "Her insan tek nüsha bir kitaptır." Amma, dinimizde, aynı zamanda yüreklerin birlikte çarpması, adımların birlikte atılması, dayanışma, istişare vardır. İslam tek başına yaşamayı değil, halk içinde Hak'la beraber olmayı tavsiye ediyor.

Kısacası bu hareket; muhterem Gülen'in, "kendi mana köklerimize bağlı kalarak yeni bir diriliş sergilemeliyiz" tavsiyesini, sevda ve dava haline getiren milyonlarca insana makul gelmiştir. Bu makuliyetin altını çizmeliyiz. Zira önemli olan, bir fikrin, hareketin millet tarafından benimsenmesidir. Milletimiz Gülen ve arkadaşlarına, isimsiz binlerce muhabbet fedaisine güvenmeseydi, yapılan hizmetleri faydalı bulmasaydı, Gönüllüler Hareketi olur muydu? Bu hareket, aynı zamanda derûnunda, bir toplumsal barış projesi olmasaydı, bu kadar tasvip görüp yaygınlaşır mıydı? Muhterem Gülen'in, cami kürsülerinden söylediği, "Türkiye, dünyanın her yerinde olmadan istediği yerde olamaz" çağrısı, bu insanlara makul gelmeseydi, bugün dünyanın 160 ülkesinde bir destan yazılabilir miydi? Bu insanların, farklı farkı yerlerde, aynı duygu, aynı düşünce üzerinde ittifak etmeleri, aynı hizmet modellerini benimsemeleri, benzer faaliyetler ortaya koymaları yadırganmamalıdır. Organizasyon yok, ama kardeşçe ve aynı hedefe, "Allah'ın rızasını kazanma"ya yönelik birlikte hareket etme var. Ha, illa da bir merkezden bahsedilecekse, 5 kıtada binlerce merkezden bahsedilebilir...

Ancak, meselenin Gönüllüler Hareketi içinde yer alan insanlara dönük bir yüzü de var. Muhterem Gülen, "hizmet ederken, gönüllere girmeye çalışırken, insanları sevaba çağırırken, günaha sokmamak lazım" diyor. Hizmet ederken gıpta ettirmemek, kıskançlıklara, özellikle yanlış anlamalara fırsat vermemek çok önemlidir.

Bu hareket dünyanın dört bir tarafında makul ve makbul bulunurken, kendi ülkemizde hâlâ tasvip etmeyenler çıkıyorsa, kendimizi sorgulamamız lazım. Hangi kusurlarımızdan dolayı yanlış anlaşılıyoruz, yanlış algılanıyoruz, buna bakmamız lazım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.