29 Mart 2017 Çarşamba1 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Ey îmân edenler! Allâh’tan ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!” (Tevbe, 119)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:18Güneş 06:46Öğle 13:16İkindi 16:45Akşam 19:33Yatsı 20:54
    • 24°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 17°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 23°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 89.412 -0.85
  • Altın: 146,694 -0.37
  • Dolar: 3,6411 -0.18
  • Euro: 3,9163 -0.89

İhlâs

M. Şevket Eygi

İSLÂM hukukunun temel prensiplerinden biri de âmellerin niyetlere göre olduğudur. Namaz kılan bir kimse, bu ibadeti ihlâsla Allah için, Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa o, namaz olur. Başka bir niyetle yaparsa, meselâ insanlar kendisine "Ne dindar adam, namaz da kılıyor..." desinler diye yaparsa o, namaz olmaz, gösteriş olur.

Bir Müslüman Yâsîn-i şerif okuyor. Bu tilaveti niyetine bağlıdır. Allah'ın rızasını kazanmak için okuyorsa sâlih (iyi) bir amel (iş) yapmış olur ve inşallah sevap kazanır, Allah'ın rızasına nail olur. Para kazanmak için okuyorsa o bir mürâîdir (onda riya vardır, iki yüzlüdür), sevap kazanmaz, günah kazanır.

İlim öğrenmiş bir kişi Kur'ân tercümesi, meâli, tefsiri yazmak istiyor... Acaba niyeti nedir?..

Allah'ın rızasını kazanmak, İslâm'a ve Müslümanlara hizmet için yapacaksa bu işi o iyi niyetli, ihlâslı bir Müslümandır.

Zengin olmak, mal mülk edinmek, gelirine gelir katmak için yapıyorsa niyeti bozuktur.

Adam gece namazına kalktı, birkaç rekat nafile namaz kıldı. Niyeti temizse, ihlâslı bir Müslümansa bunu gizli tutması gerekir. Ertesi günü "Ben dün gece teheccüde kalktım da, namaz kıldım da, Allah kabul etsin de..." edebiyatı yapıyorsa o münafık ve müraî bir kimsedir.

Nafile oruçlar da böyledir. Nafile oruç tutan samimî ve ihlâslı bir Müslüman bunu kimseye duyurmaz, reklâmını yapmaz, dindarlık havalarına bürünmez, pazartesi perşembe orucu tutuyorum diye davul çalmaz...Sadece ev halkı bilir, başkaları bilmez.

Bir politikacı, Müslümansa elbette namaz kılacaktır ama bu namazını siyasî, dünyevî, şahsî, nefsanî çıkarlarına âlet etmez. Namazını oy toplamak için kullanan politikacı mürâîdir, münafıktır, bozuk niyetlidir.

İmamlık, müezzinlik, müftülük, vaizlik, Kur'ân kursu hocalığı gibi dinî hizmetler ederken, geçimini temin edip ailesine bakabilmek için maaş alınmasına fetva ve ruhsat verilmiştir ama bu hizmetleri zengin olmak, köşeyi dönmek için yapmak asla caiz değildir.

Ondört asırlık İslâm tarihinde gerçek ulemâ, gerçek fukaha, gerçek meşayih (şeyhler), gerçek mürşid-i kâmiller, gerçek mücahidler maaş ve ücret karşılığında hizmet etmemiştir.

Hüccetülislâm ve Zeynuddin İmamı Gazalî hazretleri muhalled (kalıcı) eseri İhyâu Ulûmi'd-Din'i telif ücreti karşılığında mı yazdı? Asla!..

Müceddid-i Elf-i Sâni imamı Rabbanî Efendimiz Mektubat'tan telif ücreti mi aldı?

Bugün öyle kişiler görüyoruz ki, yazdığı veya tecrüme ettiği kitaplara "Her hakkı mahfuzdur (saklıdır). Kopya edilemez, iktibas edilemez. Eden mahkemeye verilir, ondan tazminat istenir, çırası yakılır" gibi uyarılar koyuyor. Fesubhanallah!.. Faydalı bilgilere böyle kayıtlar konur mu?

Kimin ihlâslı, kimin ihlassız olduğunu biz kullar yüzde yüz bilemeyiz, karinelere bakarız, Allahu Teâlâ ise kesinlikle bilir. Dinimizin kuralı şudur:

Bütün ibadetler, hayır hasenat, hizmetler, cihadlar, yardımlar hep Allah rızası için tam bir ihlasla yapılmalıdır. İhlâs lügat mânâsı itibarıyla katışıksız demektir. İhlâs kesir kabul etmez. Ya yüzde yüz tam olur, yahut olmaz.

İhlâsla eda edilmeyen ibadetlerin, ihlâssız hayır hasenatların, ihlâssız hizmetlerin Allahu Teâlâ'nın dergah-ı izzetinde makbul olmayacağına dair sahih hadîsler vardır...

İnsanların yanında, cemaat içinde pek dikkatli, doğru, ciddî namaz kılıyor, tâdil-i erkana riayet ediyor; tek başına iken döküntü bir kıyafetle, paldır küldür, yalap şalap, tavuğun yerden yem toplaması gibi kılıyor... Böyle kişi acaba ihlâslı mıdır?

Hepimiz ihlâs konusunda kendi muhasebemizi yapmalıyız.

*(İkinci yazı)

Zerdeci Dükkânı

KARAKÖY'den Beşiktaş'a giden tramvay caddesinde, Mimar Sinan Üniversitesi civarındaki ışıklardan Cihangir tarafına sapınız, bir müddet ilerledikten sonra sola giriniz, Akyol caddesinde (47/A) beyaz tenteli bir dükkân göreceksiniz. Zerdeci dükkanı...

Zerde kaybolmaya yüz tutan tatlılarımızdandır. İstanbul kültürüne sahip bir bey ve hanımı burada dört beş çeşit zerde, yine birkaç çeşit su muhallebisi, portakallı irmik helvası yapıp damak kültürü olanlara sunuyor.

Mönüleri sadece bunlardan ibaret değil. Çoğumuzun ismini bile bilmediği unutulmuş sarı leblebi helvası...Hakikî İstanbul bozası... Gül yaprağı şerbeti... Ev yapımı gerçek limonata... Muhallebi kurabiyesi...

Çok çeşit yok ama orada yemek de yiyebilirsiniz. İki çeşit nefis çorba... Yine etli nefis kurufasulye... Tavuk ızgara, et kavurma... Pilav... Söylemeye hacet yok, çaylar kahveler...

Beyazın hakim olduğu zevkle döşenmiş bir mekan... Önceden telefon ederseniz sizin için hazırlık yaparlar. (0212/292 92 88)

Benim selamımı söylemeyi lütfen unutmayın.

Yaşlandım ama İstanbul keşiflerine devam ediyorum...

Yozlaşan, geleneklerini kayb eden, hele damak tadı hayli erozyona uğrayan İstanbul'da böyle bir Zerdeci dükkanı açılması ne güzel bir gelişmedir.

Giderseniz hiç olmazsa bir tane sarı leblebi helvası yemeden çıkmamanızı tavsiye ederim.

Bayram'dan önce Dolmabahçe'de Saat Müzesi açılışına katılmıştım. Bu helvalardan yedi sekiz adet götürdüm. Birini Meclis Başkanı sayın Mehmet Ali Şahin beyefendiye takdim ettim, diğerlerini de yanındakilere. Pek beğenildi.

İstanbul'da nice böyle zerdehaneler, bozahaneler, şerbethaneler, çayhaneler, Osmanlı çorbaları yapan çorbahaneler, yine geleneksel İstanbul yemekleri sunan aşhaneler açılması ümidiyle...

Çocukluğumda lokantalarda Elbasan tavası bulunurdu. Şimdi bu güzel ve lezzetli yemeğimiz unutuldu gitti. Beyinli Beykoz kebabı da...

Elimden gelse, imkanım olsa Arnavutluk'tan, Makedonya'dan, Yunanistan'dan börek ustaları getirir, İstanbul'da bir börek sarayı açarım. Mis gibi kokan kaliteli buğday unundan yapılmış kıymalı, peynirli, pazılı, ıspanaklı, ısırganlı börekler. Hepsi de gerçek tereyağlı (Siz tereyağının sahtesinin de olduğunu biliyor musunuz?).

Yine Özbekistan'dan Buhara pilavı ustaları getiririm... Buharda pişen, etleri satırla döğülmüş Özbek mantıları...

1950'lerin sonunda Erzurum'da yedeksubaylık yaparken orada nefis yemekler yemiştim. Bunların en lezzetlisi dövme kebabı idi. Görüştüğüm Erzurumlulara soruyorum, ismini bile bilen kalmamış. Bu yemeği de İstanbul'da yapmak gerek.

Bu isteklerim ve hayallerim niçin gerçekleşmesin?.. On sene önce seyyarların sokakta sattığı simit şimdi saraylara kurulmadı mı?

Zerdeci dükkanını açan İstanbul kültürlü, nazik, kibar beyi ve zarif hanımını tebrik ediyor hayırlı, helâl, bereketli kazançlar ve başarılar diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.