17 Ekim 2017 Salı27 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:45Güneş 07:11Öğle 12:57İkindi 15:57Akşam 18:29Yatsı 19:49
    • 19°C Adana
    • 15°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • -3°C Ağrı
    • 2°C Amasya
    • 2°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 18°C Aydın
    • 13°C Balıkesir
  • BIST: 106.474 0.23
  • Altın: 151,840 -0.28
  • Dolar: 3,6440 0.37
  • Euro: 4,3033 0.16

Almanya'ya ne oluyor? Avrupa kimleri yakacak?

İbrahim Karagül

Ekonomik krizle sarsılan Avrupa, inanılmaz bir şekilde korumacı, dışlayıcı, hoşgörüsüz, agresif bir hal alıyor ve hızla aşırı sağa kayıyor. Son altmış yılda biriktirdiği değerlerden uzaklaşıyor ve İkinci Dünya Savaşı dönemindeki tehlikeli ruh haline dönüyor. Yıllardır birlikte yaşadığı insanları tehdit görüyor, onlarla aralarına kalın duvarlar örüyor, sahiplendiği, övündüğü, model olarak dünyaya sunduğu her şeyi elinin tersiyle itiyor.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinin ötesinde bir sorun bu. Tam üyelik artık her iki tarafta da sorgulanıyor ve "özel ortaklık" denemesi etkisi kaybediyor. Türkiye kendini merkeze alan uzun bir yürüyüşe çıkarken Avrupa, bırakın kültürel sınırlarının ötesine taşmayı, kendi içindeki "farklılıklar"ı bile yok etmeye dönük politikalara yöneliyor.

Birkaç hafta önce, ABD ve İngiltere'den yükselen "yeni terör tehdidi"ne yönelik uyarıları ciddiye almayan, İçişleri Bakanı'nın açıklamasıyla kendileri için böyle bir durumun söz konusu olmadığını duyuran Almanya, son günlerde ısrarlı biçimde terör tehdidi konusunu işliyor. Sanki bir şeyler için böyle bir tehdit algılamasından medet umuluyor.

Alman Federal Meclis binasına biri Türk altı kişinin saldırı düzenleyeceği iddiaları bizzat Başbakan Angela Merkel tarafından teyit edildi. "Tehdit maalesef gerçek" açıklamasından sonra ülkedeki Müslümanlar ve Türkler adeta göz hapsine alındı. Bazı siyasiler, Müslümanların muhbir olması gerektiğini bile söyler oldu. Ardından camilere yönelik tehditler başladı.

Alman siyasilerin ve karar alıcıların böyle bir tehdit algılamasına yönelik tutumları, sokakları belli bir "düşman"a karşı harekete geçiriyor. Almanya için Türkler ve Müslümanlar tehdit sıralamasında listenin en üst sıralarına yükseliyor. Yabancıların Almanya'yı terk etmesine, bu sorunun temelden çözülmesine yönelik bir psikolojik operasyon hali söz konusu.

Bir ay önceye dönelim: "İslam Almanya'nın bir parçası" diyen Cumhurbaşkanı Christina Wulf, Türkiye ziyaretinde sıcak mesajlar verirken aslında Almanya'da keskin bir tartışmayı alevlendirdi. Ancak gündemi belirleyen Wulf'un sözleri değil, Merkel'in açıklamalarıydı. Almanya için esaslı sorunun ne olduğunu ilk kez bu kadar açık ortaya koyan sözleri.

"İslam'ın ve Müslümanların Avrupa'nın parçası olmadığını, olamayacağını, bu gerçeğin hiçbir zaman kabul edilmeyeceğini, bu güne kadarki sessizliğin ve bir arada yaşama söyleminin yanılsamadan ibaret olduğunu, Batı'nın bu yöndeki gerçek niyetinin hep izlendiğini" ortaya seren sözlerdi bunlar...

Merkel; "1960'ların başında ülkemiz yabancı işçileri Almanya'ya çağırdı, şimdi de ülkemizde yaşıyorlar. Bir süre kendimizi kandırmıştık; kalmazlar, giderler diye. Ama durumun böyle olmadığını görüyoruz" diyordu.

Alman halkı onları kabul etmemiş, onlarca yıl suskunlukla, sabırla gitmelerini beklemiş. Ama gideceklerine yönelik beklenti sonuçsuz çıkınca da, hem Alman halkı hem de devleti gerçek niyetini ortaya koymaya başladı. Bütün hesaplar, artık bu sorunun temelden çözülmesine odaklanmış halde. Öyleyse, önümüzdeki yıllarda Almanya'nın en esaslı tartışması bu olacak. Devletin ve kamuoyunun, yabancıların ülkelerine dönmesine yönelik politikalarını, teşviklerini, psikolojik operasyonlarını izleyeceğiz.

2008 yılına dönelim. Türklerin ve Müslümanları evlerinin yakıldığı günlere. 2 Şubat: Ludwigshafen'da, Solingen faciasına benzer bir olay yaşandı. Beşi çocuk dokuz kişi can verdi. Türklerin evi ateşe verilmişti. Yakıldılar...

Elli uzman aylarca saldırıyı çözmeye çalıştı. Kundaklama olduğu kesindi. Ama sonraları Alman makamları kundaklama gerçeğini devre dışı bıraktı. 4 Şubat'ta, Türklerin oturduğu başka bir ev kundaklandı, 16 kişi yaralandı. Saldırılar hızla yayıldı. Almanya'dan Avusturya'ya, Viyana'ya kadar Türklerin oturduğu binalar ateşe veriliyordu. Yüzün üzerinde binaya saldırı düzenlendi. Bunu yapanlar, içindekileri ateşle yüzleştiriyordu.

Uzun soruşturmalardan hiçbir sonuç çıkmadı. Bir tane bile delil bulunamadı. Sokaklardaki hiçbir kamerada görüntü çıkmadı! Alman savcılığı, sonunda bir açıklama yaptı ve bütün dosyalar kapatıldı. Ne garip değil mi! Hepimiz inandık bu açıklamaya. Almanya ve Türkiye'deki insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının hiç birinden ses çıkmadı. Tek bir soru bile sorulmadı.

Oysa o günlerde aşırı sağ, ırkçı gruplar sokaklarda dolaşmıyordu, gösteriler yapmıyordu, yabancıları tahrik etmiyordu. Derin bir operasyondu bu. Sistematik, çok iyi planlanmış çok iyi kamufle edilmiş saldırılar zinciriydi. Bir devlet koruması olmadan hiçbir toplumsal kesimin, örgütün, ideolojik grubun yapamayacağı bir şeydi.

Önceden yabancı düşmanlığı tabandaydı, bazı gruplar kaba bir şekilde bunu yansıtıyordu. Ama işin niteliği değişmişti. Artık çok daha derin, organize güçler, üstelik hiçbir iz bırakmadan bunu yapıyordu ve Türkler'in ve Müslümanların ülkeyi terk etmeleri için ortam oluşturuluyordu. Aslında Avrupa genelindeki terör girişimleri, uyarıları ve saldırılarının genelde böyle bir boyutu vardı.

Öyle görünüyor ki Almanya, bu sefer terör kartına sarıldı. Tehdit algılamalarını yadırgamamakla birlikte, böyle bir ihtimali sorgulamak hiç de anlamsız değil.

Çünkü;

Sadece Almanya'da değil, bütün Avrupa'da aşırı sağ güçleniyor. Ekonomik krizin de tetiklemesiyle başkalarına tahammül yok oluyor. Çok kültürlülük politikası rafa kaldırılıyor. AB içe kapanıyor, kimlik eksenli politikalar öne çıkıyor, Avrupa artık misafirlerini istemiyor.

Krizin bunalttığı, bencilleştirdiği kıta hırçınlaşıyor, ulusal politikalara yöneliyor, siyasi partiler kitleleri ortak düşmana yönlendiriyor, bu düşmanlık üzerinden güç devşiriliyor, bir gelecek projesi uygulanıyor. Avrupalı liderlerin çıkışları, sokakları adeta tahrik eder hale geldi. Dışlayıcı ve tehdit edici söylem, boydan boya bütün Avrupa'yı rehin alıyor.

Fransa'nın öncülük ettiği ayrıştırma politikaları, minare, karikatür, kıyafet gibi her fırsatta öne çıkarılan salgın, Almanya üzerinde etkisini tahminlerden çok daha fazla gösterdi. Avrupa ve dünya artık bu yeni gerçekle yüzleşecek. Almanya'nın terör tehdidine bu kadar sarılması, bu yönden endişe verici. Dar anlamda terör ve terör tehdidinin çok ötelerine giden bir durum söz konusu...

Avrupa, ateşle mi oynuyor? Kimlerin külleri üzerine bir gelecek kuracak? Böyle giderse, camilere yönelik saldırılar, evlere yönelik kundaklamalar yeniden başlar...

Fransa Mağripliler'in, Almanya Türkler'in külleri üzerinden, kanları üzerinden, canları üzerinden mi bir gelecek kuracak? Endişe etmemek mümkün değil...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.