Doğru siyaset için sahilleri anlamak

Doğru siyaset için sahilleri anlamak

İki günlüğüne geldiğim İzmir ve Didim'de nereye gitsem söz dönüp dolaşıp siyasete geliyor. İki konu öne çıkıyor.
CHP'deki değişimi Batı nasıl algılıyor?
AK Parti sahillerden neden beklenen oyu alamıyor ve kendini neden anlatamıyor.
Önce sıcağı sıcağına CHP'den başlayalım. CHP'de 3 Kasım'da başlayan "Yeni CHP" algısı en çok korkulan Batı yakasında da tutmuş görünüyor. Son dönemde "endişeli laikler" olarak kavramlaştırılan kesimler, CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu'nun başlattığı "değişim" çabasını tek cümleyle özetliyor: "Artık yüzümüz gülüyor..."
Bunu biraz açmasını istediğimiz bir belediye başkanı şöyle diyor:
"CHP cumhuriyet değerlerini yaşatan bir parti... Bu değerlerle Türkiye ayakta duruyor. Şimdi önümüzde duran sorun bu değerlerle Türkiye'nin her yanını buluşturabilmek. Kılıçdaroğlu bunu yapıyor ve yapacak. Sadece Güneydoğu meselesiyle ilgili rapor hazırlamamalı, aynı zamanda neden Karadeniz ve Orta Anadolu'dan oy alamıyoruz diyerek de o bölgeler için de rapor hazırlanmalı."
Ankara'dan, İstanbul'dan bakılınca "Yeni CHP"nin Batı Yakası'ndan tepki alacağı kaygısı doğrusu gerçeği yansıtmıyor. Sahiller CHP'nin ihmal edilen bölgelere de açılması için daha cesur adımlar atılmasını istiyor.
Şimdi gelelim AK Parti'nin sahillerle ilişkisine...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, 12 Eylül referandum sonuçlarını değerlendirerek, "Yüzde 42'yi de anlamamız gerekiyor" dedi ve bir araştırma yapılması zorunluluğunu ortaya koydu.
O araştırmanın gereği yapılıyor mu bilinmez ama İzmir ve Didim'deki gezide gördük ki, henüz bir adım atılmış değil.
Sahil insanı AK Parti'yle ilişkisinde ilk sıraya "yaşam biçimi kaygısı"nı koyuyor. İkinci sırada ise Kürtlerin ön plana çıkma meselesi var. Batı sahillerinde bu iki kaygı iç içe geçmiş durumda. Çünkü sahillerdeki Kürtler ağırlıkla AK Parti içinde siyaset yapıyor. Aslında İstanbul Kadıköy'de, Ankara Çankaya'da "endişeli laikler" ne düşünüyorsa İzmir Konak'ta da Didim'de de sahil insanı aynı düşünceyi paylaşıyor.
Referans kaynakları da aynı... Geçmişte özellikle sol gelenekten gelen insanlar daha evrensel düşünce insanlarını, sosyologları, siyaset bilimcileri referans gösterirken, günümüzde daha çok Ertuğrul Özkök'ler, Bekir Coşkun'lar ve o doğrultuda yayın yapan medya organları gösteriliyor.
Bunu şunun için söylüyorum. AK Parti'ye ilişkin kaygıların çoğu medyada yer alan kaygılar. Bir Didimli şöyle diyor:
"AK Parti yüzünü Ortadoğu'ya dönmüş... Türkiye'yi nereye götüreceğini kestiremiyoruz. İçeride de muhafazakârlar ve Kürtlere yaslanıyor."
Öteki devam ediyor:
"Anadolu'da içki içilen yer kalmadı. Bizim burada insanların belli bir yaşam biçimi var. Bu yaşam biçiminin değiştirilmesini istemiyoruz. Herkes bir düzen kurmuş ve bir işi var. İşlerimizin elimizden alınmayacağının garantisi yok."
Bunlar bilinen kaygılar. Ama bir de buradan bakınca daha net görünen bir kaygı var. Bunu da bir emniyet yetkilisi dile getiriyor:
"Ankara buraya yatırım açısından sıcak bakmıyor. Daha çok yüzünü doğuya dikmiş durumda. Bu bölgenin çiftçisine, yatırımcısına destek vermiyor. Burada bütün ekonomik değer kendi içinden üretiliyor. Ayrıca bölge milletvekilleri de Ankara'da bakanlıklarda etkili değil. Vatandaşın basit işleri bile halledilemiyor. Bura insanı, kendi yağıyla kavrulduğunu düşünüyor."
Eski Anavatanlı genç siyasetçi Seçkin Şahin ise AK Parti'nin aday seçimine dikkat çekiyor:
"Aydın'da neredeyse 30 yıl öncenin siyaset mantığıyla hareket eden adaylarla seçim kazanılmaz. İmaj çağında yaşıyoruz. AKP, muhafazakârlıkla köylülüğü birbirine karıştırarak bu bölgelerde seçim kazanamaz."
Son sözü bölgeye birlikte gittiğim sosyolog Dr. Muhammet Çakmak koyuyor:
"Yeni Türkiye'de şifre kelime 'Uzlaşma' kavramı olacaktır. Kim meramını topluma anlatabilmeyi başarırsa kazanacaktır. Değişime direnenler ve uzlaşamayanlar kaybedecektir."

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi