26 Temmuz 2017 Çarşamba29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:58Güneş 05:47Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:35Yatsı 22:15
    • 28°C Adana
    • 27°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 17°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 18°C Artvin
    • 23°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 107.041 0.31
  • Altın: 143,530 -0.01
  • Dolar: 3,5635 0.19
  • Euro: 4,1526 0.34

Yargıyı tartışmayı önlemenin yolu

Abdulkadir Özkan

Devlet sistemini oluşturanlar öyle yapılar kurmuşlar ki atılan her adım, alınan her karar ülkemizde tartışma konusu olmaya devam ediyor. Kamplara ayrışmış bir toplum görüntüsü ortaya çıkıyor. Çünkü, mevcut siyasal ve hukuki yapıyı oluşturanlar daha işin başında topluma karşı duydukları güvensizlik ve kendi halkını tehlike olarak görmeye dayanan anlayışları sebebiyle ister istemez toplumun bir bölümüne karşı tavır oluşturulmuştur. Denebilir ki bir kesim kendisini cumhuriyetin kurucusu ve kollayıcısı ilan ederken toplumun bir kesimi peşin olarak cumhuriyet karşıtı ve tedbir alınması gereken insanlar olarak yaklaşılmıştır. Böyle bir anlayışla oluşturulmuş sistemin demokratik cumhuriyet olarak nitelendirilmesi ne derecede mümkün olabilir?

Netice itibariyle mevcut iç tehdide(!) karşı halk iradesinin sürekli olarak kontrol edilmesi, istenmeyen seçim sonuçlarına karşı sistemin korunması için bazı kurumların oluşturulması ve bu kurumların bir takım özel yetkilerle donatılması gündeme gelmiştir.

Bu kurumları tek tek sıralamaya gerek yok. Ancak, ülkenin dış tehlikelere karşı korunması görevi yanında TSK'nın asli görevi iç tehlikelere karşı Cumhuriyeti korumak olarak belirlenince ister istemez ortaya ayrıcalıklı ve özel statüye sahip bir kurum çıkmıştır.

Halbuki iç tehlikelere karşı toplumun güvenliğinin sağlanması için oluşturulmuş bir emniyet teşkilatı ve yargı kurumu vardır. Ancak bir takım yasal düzenlemeler ve anayasal kurumlar yoluyla bu ülkede birincil belirleyici konumuna TSK getirilmiştir. Denebilir ki siviller potansiyel tehlike olarak algılanınca daha doğrusu sivil iradenin her an yanılabileceği, seçimlerden istenmeyen sonuçlarının çıkabilmesi ihtimaline karşı farklı ve biraz daha eşit sınıflar(!) ortaya çıkartılmıştır.

İşte bu noktada TSK mensupları için var olan sivil yargı kurumunun yanında ayrı bir kurumun oluşturulmuş olması sanıyordum bu anlayışın bir sonucudur. Denebilir ki yargıda iki başlılık ortaya çıkmıştır. Olay bununla da kalmamış TSK mensupları berberinden oturdukları evlere, alışveriş merkezlerine kadar sivillerden ayrıştırılmıştır.

Şu günlerde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin üç general ile ilgili kararının ardından yargıdaki çift başlılık yeniden gündeme geldi. Bu tartışmalar arasında Emekli Yargıtay Savcısı Ahmet Günel, çift başlı yargı tartışmalarının devam edeceğini, bunun için yeni bir anaya hazırlanmasının gündeme gelmesi halinde yargının çift başlılıktan kurtarılması isteklerinin süreceğine dikkat çekerken emekli askeri hakim Faik Tarımcıoğlu, "AYİM, askeri vesayetin sürmesi için var edildi" diyerek şu hususa dikkat çekiyor:

"AYİM'in konumu tartışmalı. 1971 muhtırasından sonra alelacele kaleme alındığı için anayasaya aykırı hükümleri bulunuyor. Bir askeri vesayet olarak öngörülmüştür ve öyle yürütülmek istenmiştir.'Bizim hüküm ve tasarrufumuz altında bir mahkeme olsun' mantığıyla yapılmıştır. Hukuka aykırıdır".

Aslında tartışılmakta olan sadece askeri yargı değildir. Özellikle sivil yüksek yarı etrafında da tartışmalar olmaktadır. Bu tartışmalar bazen yargı bağımsızlığı bazen yargının tarafsızlığı ve siyasallaşması üzerinden sürmektedir. Bu arada bazı kararların toplumun büyük çoğunluğunu rahatsız ettiği de olmaktadır. Kısacası darbe dönemlerinde yapılan düzenlemeler halkın iradesi ile oluşan sivil yönetimi kendilerini cumhuriyetin kurucusu ve koruyucusu ilan eden çevreler tarafından kontrol altında tutulması esasına dayandırılmıştır. Sivillere yönetimde sınırlı ve kontrollü bir alan bırakılmıştır. Elbette bu alanı bırakanlar istedikleri zaman sivilleri bu alandan da söküp atma hakkını ve yetkisini kendilerinde görmüşlerdir. Bugünkü tartışmaların temelinde işte bu dayatmacı anlayışa son verilip verilmeyeceği/verilemeyeceği sorusu yatmaktadır. Bunun ille de açıklanması gerekmiyor. Ancak sorun buradadır.Yeni bir anayasanın hazırlanması gündeme geldiğinde bu durumun giderilmesi gerekiyor. Elbette böyle bir düzenlemeye kendilerini bu ülkenin gerçek sahiplerdi kabul eden çevrelerden tepki gelecektir. Bu tepkilere göğüs germeden demokratikleşme ve özgürleşme istekleri laftan öte gitmeyecektir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.