24 Eylül 2017 Pazar3 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:20Güneş 06:46Öğle 13:03İkindi 16:25Akşam 19:07Yatsı 20:27
    • 30°C Adana
    • 30°C Adıyaman
    • 23°C Afyon
    • 26°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 24°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 31°C Aydın
    • 25°C Balıkesir
  • BIST: 104.123 0.12
  • Altın: 145,971 0.37
  • Dolar: 3,4910 -0.49
  • Euro: 4,1702 -0.46

Çözüm, dağdakileri vesayetçi yapmak mı?

Hüseyin Gülerce

Hafta sonu Diyarbakır'da yapılan çalıştayda, "Demokratik Özerk Kürdistan İnşası"nın, en önemli çözüm projesi olarak gösterilmesi, Kürt sorununun çözümüyle ilgili tartışmaları yeniden sertleştirdi. Konu döndü dolaştı, üzerinde ısrarla durduğumuz, "güven, samimiyet ve üslup" meselesine dayandı.


Artık herkes biliyor ki, sorunun çözümünü istemeyen pek çok çevre ve odak var. Her fırsatta devreye giriyorlar. Mesela, seçime giderken AK Parti'yi köşeye sıkıştırmak isteyen iç ve dış merkezler, bu işin neresindedir? BDP, seçim öncesinde bir siyasi manevra mı yapmaktadır? PKK içindeki Ergenekon bağlantıları, konuyu alevlendirmek için hangi yollarla devrededir?

Siyasi Kürt hareketinin temsilcileri (Öcalan, dağ kadrosu, Avrupa'dakiler ve BDP) sürekli kafa karıştırıcı hamleler yapıyor. Bir bakıyorsunuz makul, demokratik bir hava estiriyorlar, bir bakıyorsunuz dayatmanın, kabadayılığın, kafa tutmanın harmanlandığı bir gösteri sergileniyor. Üzerlerine gidilince de, "öyle demek istemedik de, çözüm Parlamento'da da..." diyerek yelkenleri indirme ve kafaları bir daha karıştırma halleri... Kürt meselesi evet, Türkiye'nin en önemli meselesi... Bu ülkede Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren Kürt kimliğini yok sayma ve asimilasyon politikaları uygulanmış. Bugün, yapılan yanlışların, vesayet sisteminden kaynaklandığı, sadece Kürtlere değil, potansiyel tehlike olarak görülen her kesime baskı ve haksızlık yapıldığı ortada. Tam da bu ülkenin demokratikleşmesini isteyen insanlar, ortak bir irade ortaya koymuşken, çözüm adına, özellikle referandumda çıkan "evet"le ümitler tazelenmişken, bu "Kürdistan", "ayrı bayrak", "komün uygulaması" çıkışları, kimin değirmenine su taşıyor? Siyasi Kürt hareketinin temsilcileri, şayet çözüm adına samimi iseler, neden bu demokratikleşme iradesini reddediyor ve anayasal sistemi, Parlamento'yu bir kenara bırakıp, "bizim çözümümüz bu, işinize gelirse" diyorlar?

Kürt meselesi, sadece Kürtlerin meselesi değildir, Türklerin de meselesidir. Bu, Türkiye'nin meselesidir ve Türklere rağmen çözümü yoktur. BDP sözcüleri, "Kürtleri yok sayamazsınız, 20 milyon Kürt var" diyor. Ben üzerime alınmıyorum, çünkü benim Kürt kardeşlerimi yok saydığım falan yok. Tam tersine, çözüm için gönül köprüleri kurulmasından yanayım. Ama siz böyle konuşursanız, o zaman makul çoğunluk bile, "iyi de arkadaş, sen de 50 milyon Türk'ü yok sayamazsın..." diye haykırmaz mı?

Kürt sorunu, Kürtlerin hassasiyetleri kadar, Türklerin endişelerini de giderecek sağduyulu, gerçekçi ve üslup hatası taşımayan yaklaşımlar ister.

Bu mesele, zikzak kabul etmez. "Ortak vatan" deyip, "ayrı bayrak, komünler, öz savunma gibi" ne olduğu belli olmayan, kurnazlıklar barındıran çıkışlarla çözüm olmaz. Ayrılmak istemiyoruz deyip, Türkiye'yi adım adım bölünmeye götürecek hamleler, çözümün en önemli unsurunu, güven konusunu bitirir. Provokasyona açık taleplerin, çözüm arayışlarını sabote edeceğini görememek, iyi niyetle bağdaştırılmaz... Tamam, şiddet içermediği takdirde her şeyi tartışalım. Ancak kimse kendini bütün Kürtlerin temsilcisi görmeden konuşmalı. Tek taraflı projelerle, Güneydoğu'da yaşayanları; dağdakilerin Marksist, totaliter, eskinin komünist modellerini çağrıştıran, üstelik vesayetçileri aratmayacak toplum mühendisliği ile "dünyadan soyutlamak anlamında özerk" bir cendere içine hapsetmeye kalkmanın, kimse tarafından çözüm sayılmayacağını da bilmek gerekir. Dağdakileri, siyasî çözüme dâhil etmekten anlaşılan, onları öz savunma gücünün militer kuvvetleri yapmak ise bu koskocaman bir hayaldir. Özerklik deyip, çözüm sunuyormuş gibi yapıp, totaliter bir yönetim teklif etmek, yeni bir çatışmanın zeminlerini hazırlamak demektir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, katılımcı ve çoğulcu demokrasi, eşit ve onurlu yurttaşların birlikteliği çerçevesinde, yerel yönetimleri güçlendirme zemininde neden çözüm aranmak istenmiyor?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.