20 Eylül 2017 Çarşamba 23 Zilhicce 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:16Güneş 06:42Öğle 13:05İkindi 16:29Akşam 19:14Yatsı 20:34
    • 28°C Adana
    • 30°C Adıyaman
    • 30°C Afyon
    • 23°C Ağrı
    • 28°C Amasya
    • 28°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 31°C Artvin
    • 29°C Aydın
    • 33°C Balıkesir
  • BIST: 105.324 0.39
  • Altın: 146,628 -0.28
  • Dolar: 3,4727 -0.58
  • Euro: 4,1687 -0.32

Herkese şefkatle muamele

Abdulkadir Özkan

Günlerden beri iki dil, iki bayrak ve özerklik istekleri tartışılıyor. BDP'lilerin gündeme getirdiği bu konular toplumun önemli bir kesiminde tepkiyle karşılandı. Çünkü endişe ve tedirginlik oluşmasına yol açtı. Özellikle iki bayrak ve özerklik söylemleri ayrılığın ilk adımları olarak nitelendirildi. Bu nitelendirmenin yanlış olduğunu söylemek de mümkün değil. Özellikle özerklik ve iki bayrak isteklerinin birlikte telaffuz edilmesi akla bu düşünceyi getiriyor.

Artık iki dilli hayata herkesin hazır olması gerektiği söylemleri ve Millet Meclisi kürsüsünden BDP'li bazı milletvekillerin Kürtçe konuşarak bu isteklerini tekrarlamaları üzerine oluşan tepkiler karşısında, "Resmi dil elbette Türkçe'dir. İki dil Meclis'te istemiyoruz. Günlük hayatta istiyoruz. Eğitimin ana dilde yapılmasını söylüyoruz" şeklinde biraz geri adım, biraz söylediğinde ısrar anlamına gelebilecek açıklamalar ile gerilim azaltılmaya çalışıldı. Bütün bunlar Kürt sorununun halli için BDP tarafından ileri sürülen çözümler olarak takdim edildi.

Aslında günlük hayatta Kürtçenin konuşulmaması gibi bir durum bu ülkede hiç söz konusu olmadı. Belki yıllar önce Kürtçe konuşulmasından dili bilmeyenlerde rahatsızlık oluşabiliyordu. Hatta konuşanlar da tedirginlik duyabiliyorlardı. Artık, böyle bir durum söz konusu değil. Zaten bir kimsenin ana dilini konuşup konuşamayacağının tartışılması bile yanlıştır. Çünkü hiç kimse anne ve babasını, dolayısıyla ırkını seçme hakkına sahip değildir. Kaderin ve yaratılışın bir sonucu olarak dünyaya gelinir. Böyle olunca da sen niçin şu dili öğrenmedin de öbürünü öğrendin gibi ya da benim ırkın senin ırkını döver gibi bir yaklaşım gerçeğe ters düşer. Bir diğer ifade ile hayatın akışı içinde ortaya çıkan farklılıklar üzerine kavga etmenin anlamı yoktur. Üstünlük taslamanın yaratılışa ters düştüğünü söylemeye bile gerek yoktur.

Bu kendini farklı hisseden ve takdim eden tarafların tamamı için geçerlidir. Bir taraf kendi hakkını ararken karşı tarafın haklarını iptal gibi bir yola giremez. Zaten insanoğlunu standart bir hale getirmek mümkün değildir. Böyle bir yaklaşım çatışmayı, hatta geçmişte yaşanmış acı olayları gündeme getirir.

İşte bu noktada bazı kesimler hak arayışına kalktıklarında bu ülke üzerinde bir takım planları olan emperyalist güçlerin tahrik ve telkinine kapılmamaya dikkat etmelidir. Bu husus ülke yönetimini yönlendirenler için de, yönetilen tüm kesimler için de geçerlidir.

Kaldı ki, ülkemizde yaşananlar hatırlandığında görürüz ki bu ülkede birtakım haksızlığa uğrayanlar sadece şu ırka ya da inanca bağlı olanlar değildir. Her kesim bir takım zorlamalar ve yasaklamalara muhataptır. Kısacası sistem dayatma üzerine kurulmuş, toplumun her kesimini belli bir şekle sokmak için aynı boya ile boyanmaya zorlanmıştır. Bu dayatmanın bugün de hala devam etmekte, dayatmayı kırmak için atılan adımlar her seferinde karşı saldırıya muhatap olmuştur. Hatta, toplumun şefkate ihtiyacı olduğunu savunan ve bunun sağlanması için birtakım adımlar atanlar, yasal düzenlemeler yapmaya kalkışanlar ağır bedeller ödemek durumunda kalmışlardır. Bu bakımdan bugün toplumun tüm kesimlerin birlik halinde var olan dayatmaları -sadece kendileri ile ilgili gördüklerini değil- ortadan kaldırmanın gayreti içinde olmaları gerekir. Erbakan Hoca'nın ifadesi ile, "Bizim bölgesel dengesizliği ortadan kaldırmak ve bütün vatandaşlarımıza şefkatle muamele etme meselemiz var". Ve yine Haber Vaktim İnternet Sitesinden bir okuyucunun hatırlatmasını aktarmak istiyorum. Erbakan Hoca'nın Kürt sorunu ile ilgili açıklamasının yer verildiği sitede haberin altına bir okuyucunun şu hatırlatması yer alıyordu:

"Erbakan Hoca yıllar önce Millet Meclisi'nde yaptığı bir konuşmasında, 'Sömürüldükten sonra Kürt olsan ne olur, Türk olsan ne olur. Önemli olan sömürülmemektir."

Evet... Önce ülke olarak emperyalist güçlerin, özellikle de Siyonizmin ülkemiz üzerindeki planlarını etkisiz hale getirmek için birlik içinde olmamız gerekiyor. Aksi halde iç çatışmalarla güçsüz ve yutulması kolay küçük lokmalar haline gelinebileceğini unutmamak gerekiyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.