28 Mart 2017 Salı1 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:20Güneş 06:47Öğle 13:16İkindi 16:45Akşam 19:32Yatsı 20:53
    • 14°C Adana
    • 9°C Adıyaman
    • 3°C Afyon
    • 4°C Ağrı
    • 3°C Amasya
    • -1°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 5°C Artvin
    • 7°C Aydın
    • 3°C Balıkesir
  • BIST: 89.695 -0.76
  • Altın: 145,860 1.00
  • Dolar: 3,6136 0.05
  • Euro: 3,9258 0.61

Generallerin Köpek Sevgisi Hakkındadır

Ahmet Doğan İlbey

18 Aralık 2010 tarihli gazetelerdeki bir habere göre, bir generalin çok sevdiği köpeği hastalanınca bir veteriner binbaşıya götürülür. Bütün müdahalelere rağmen generalin köpeği hayatını kaybeder. Köpeğini çok seven general tâlimat vererek, köpeğinin cenazesinin Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Atış Poligonu’nun bulunduğu sahaya erler tarafından mezar kazılarak merasimle defnedilmesini ister.

Köpeğinin mezar yerine gelirken generalin ayakkabılarının çamur olmaması için yolla mezar arasına mucur dökülerek tâli bir yol yapılır ve kazılan mezarın etrafına da ince kum serilir. Böylece generalin köpeğinin cenazesine iki albay, bir binbaşı, birkaç astsubay ve erlerden oluşan cemaat bir merasim nizamıyla katılır ve ayakkabıları çamur olmadan mezar yerine varırlar.

Generalin köpeği dezenfekte edilmiş tabutta özel bir beze sarılarak komutan, astsubay ve erlerin nezaretinde defnedilir. Köpeğini çok seven general hüzün dolu cenazeden ayrılırken Poligon yetkililerine “mezara dikkat edilmesi” tâlimatını verir.

Bu hadiseden epeyce sonra, yani bugünlerde generale kötü bir haber ulaştırılır. Köpeğinin medfun olduğu sahanın askerî lojman yapılması için hemen devredileceği bildirilir ve köpeğinin mezarının taşınması gündeme gelir.

Köpek sevgisi, insanın kendi iç dünyasına ait duygulardır; karışmamak lâzım. Demek ki, askerî erkândaki hayvan sevgisine ait benzer hâller tenasüh ve hulûl ederek devam ediyor. Şöyle ki:

Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” adlı kitabında ( s.455) ve M. Kemal’in uşağı Cemal Granda’nın hâtıralarında (s.112) ilginç bir olay anlatılır. Yıl 1930. M. Kemal’in Foks adlı bir köpeği vardır. Foks, onun yatak odasından çalışma odasına kadar köşkte her yere girer çıkar ve ihtimamla korunur. Paşa, Foks için “âdeta insan, insandan akıllı” demektedir. Onun ne yiyip içtiğinden, nelerden hoşlandığına kadar her şeyiyle yakından ilgilenir.

Bir gün köşkteki odasında Millî Eğitim Bakanı Reşid Galib’le görüşürken, Foks, Bakanı bacağından ısırır. M. Kemal önce bozulur, uşaklarına “götürün şunu” der. Fakat az sonra gülmeye başlar. Aynı şey bir valiyle görüşmesinde de vukû bulur. Foks, valinin kalçasını ısırınca vali düşüp bayılır. M. Kemal şaşırır ve öfkelenir.

Köşke ikinci bir köpeğin gelmesinden sonra Foks, bu kez M. Kemal’in elini ısırır. Elini sararlar; “fenalık yapmak için ısırmadı” der. Bir yakın dostu “sahibini ısıran köpekten hayır gelmez. Foks’u sonsuza kadar uyutalım” diyerek ikna eder.

M. Kemal, bir veteriner ve memurlar heyetine Foks’un zehirlenerek öldürülmesini emreder. İtlaf heyeti, Foks’un postunu yüzüp içini doldurarak sanki canlıymış gibi hâle getirip M. Kemal’in özel sergi odasına asmak için izin isterler. O, bu hâli görünce sinirlenir. “Götürün buradan” emrini verir. Ertesi gün M. Kemal bizzat kendisi Foks’a köşkün bahçesinde mezar yeri tesbit eder ve heyete defnedilmesini söyleyerek ayrılır. M. Kemal çok üzgündür. Günlerce yüzü gülmez.

M. Kemal’in köpek sevgisi 1. Dünya Savaşında Doğu Cephesi’ndeyken başlar. “Alp” adlı bir köpeği vardı. Köpeği onu yatak odasının kapısında bekler. İzinsiz kimseyi içeri bırakmazdı. İstiklâl Savaşı sırasında da bir Yunan generalinin köpeği olan “Alber” ele geçirilmiş ve M. Kemal’e hediye edilmişti. O köpeğini de çok sevmişti.

Şüphesiz ki, köpekleri sevmeyen generallerde var. 1910’da İttihat ve Terakki iktidarında sivil general Talat Paşa İstanbul sokaklarından 30 bin köpeği toplattırıp Hayırsız Ada’da öldürtmüştü.

12 Eylül 1980 darbecilerinin İstanbul sorumlusu bir general, 88 bin sokak köpeğinin tek tek yakalanarak öldürülmesi tâlimatını vermişti. Büyük itlaftan sonra da gururla “yıllarca sivil idarecilerin halledemediği ve çözemediği bir sorunu hallettik” diye basına açıklama yapmıştı.

Generallerin çok imrendikleri ve onların dediklerine göre ilk bin yılın en büyük generali Büyük İskender’in köpekseverliği meşhurdur. Savaşta fillere karşı koyan köpeğini ölünce mumyalatmıştı.

ABD’li generallerin de köpeklere özel düşkünlükleri vardır. Kimi zaman fazla sevilmek ve beslenmekten dolayı “semiz”leşen ve şımaran eğitimli köpeklerini Irak’ta çırılçıplak vaziyetteki esir muhaliflerinin üzerlerine saldırtıp, parçalama kabiliyetini öğrenirlerdi.

Vakt ü zamanında askere ait köpeklerin, C-5 gibi zindanlarda, devleti yıkmaya ve anayasal düzeni değiştirmeye çalışan (!) yarı çıplak duruma getirilmiş siyasî mahkûmlar üzerinde işkence vasıtası olarak kullanıldığını duymuştum.

Dünyada en çok Rus generalleri köpekseverdirler. Borzay adlı Rus köpekleri, Çarlık ve komünist dönemi ile günümüz Rus generallerinin en baş yoldaşlarıdır. Bu köpekler bir aristokrat unsuru olarak görülür. Gözde Rus subaylarının mutlaka bir Borzay’ı vardır. Eğer yoksa, o subay kınanır ve asâletsizliğine kanaat edilir.

Çehov’un “Bukalemun” hikâyesindeki general ve köpek hadisesini okuyan hatırlar. Sıradan bir kuyumcu olan Kuryukan’ın parmağı bir köpek tarafından ısırılır. Adamcağız can havliyle köpeğe lânet yağdırır. “Benim sanatım parmağımın rolü olan zor bir sanattır. Bu lânet köpeğin sahibinin bana tazminat ödemesi gerekir. Cezayı yiyip akıllansın, köpeğine sahip olsun” der. Kalabalıktan birisi, köpeğin sahibinin general Jigalov olduğunu söyler. Kuyumcuda bed beniz kalmaz. Öteden generalin emir eri gelir. Köpeğin, generalin kardeşinin olduğunu söyler. Adamcağızı iyice ter basar, “çıkarın şu paltomu sıcak bastı” der. Emir erine “ne cici bir köpek bu, hiç parmak ısıracak hâli var mı? Ne tatlı bir köpek yavrusu...” diyerek onu götürmesini söyler.

Demek ki ısıran, bir general kardeşinin köpeği olunca şikayet etme hakkı kendiliğinden düşüyor.

Bir Deniz Kuvvetleri Komutanının, “Tarçın” isimli köpeğini çok sevdiğini ve iki emir erinin sürekli bu nazenin köpeğe hizmet ettiklerini okuyunca, “Hayret! Böyle bir rütbelide bu denli bir sevgi neye alâmettir?” demiştim.

Bir Hudut Tabur Komutanının çok değerli köpeği hastalanınca, emir erine “bunu al, ormanlık alana götür, hava aldır ve gezdir” tâlimatı verdiğini ve hasta köpeğin bir cipe konularak âcilen götürüldüğünü okuyunca bir hoş olmuştum.

Bir üsteğmenin şehit olduğu karakolda bir generalin köpeği yavrulayınca helikopterle birliğe götürüldüğünü ve bir Sınır Alayı’nda da bir komutan köpeği hastalanınca yine helikopterle Tümen hastanesine yetiştirildiğini okuyunca bu tutkulu köpek sevgisinin anlamını bir türlü kavrayamamıştım.

“Köpeksever Askerler İçin” başlıklı bir yazı okumuş ve generallerin en çok Avcı (Hond), Spartar, Terrier ve Harday cinsi köpekleri sevdiklerini öğrenmiştim.

Dahası var; emekli generallerin, evlerinde en çok köpekleriyle vakit geçirdiklerini, ara sıra köpek yarışlarında köpeklerini yarıştırarak heyecan depolamaya çalıştıklarını okumuştum.

Ayrıca, Batılı ateist-hümanist anlayışa sahip birinin “Köpek sevgisi olan insanların ırk ayrımı yapmayacağı...” ifadesini okuyunca bâzı köpekseverlerin zihniyetini öğrenmek arzum doğmuştu.

Aslında köpeksever askerler bir fıkıhçıya danışsalar iyi olur. Köpek sevgisi vehbî midir? Yoksa kesbî midir? Manevî midir? Nefsi midir? Güzel bir sevgi midir? Ehven bir sevgi midir?

Köpeğine mektup ve şiir yazanların, hayli para harcayıp her gün üstü başını özel şampuanlarla yıkayanların, köpeklerine özel yatak odası ve mobilya tahsis edenlerin psikolojilerini hep merak etmişimdir.

Dünyanın en büyük Tıp Merkezlerinden Kanada’daki Vanevve Journa Pediatrıc Tıp Merkezi, “Evin içinde köpek beslemenin ve köpeklerle haşir neşir olmanın astım ve akciğer hastalığına sebep olduğu” açıklamasını yapmıştı.

Milletimiz için, köpek değil de at ve kuş sevgisi daha makbuldür. Şair Sâdi, “On insan bir sofrada yemek yer; iki köpek bir leşin başında uyuşamaz” demiş.

Avrupa’dan yayılan ve hayat tarzına dönüştürülen evde köpek beslemenin dinimizce caiz olmadığı açıktır. Hayvanlara eziyet edilmemesini buyuran dinimiz, köpeğe bu şekilde bir sevgi ve alâkaya ihtiyaç olmadığını işaret ediyor. Köpeğin yeri, evlerin bahçesinde, kırda ve arazide bekçiliktir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.