Rahim Er

Rahim Er

Allah’ın evine hoş geldin!

Allah’ın evine hoş geldin!

O gün sabah 06.10’da kalktım.
Sabah namazını odamda eda ettikten sonra kahvaltıya indim. Oradan Beytullaha geçtim. Ah Beytullah! Etraf Manhattan’a dönmüş. Mekke sanki bir Amerikan şehri olmuş. Düne dair hiçbir iz kalmamış. Ecyad Kalesinin yerinde uzun mu uzun bir otel yükseliyor, Zemzem Tower. Beytullah, kelp dişi gibi binalar kuşatmasında. Kâbeyi şerif ortada sanki bir siyah zeytin tanesi .
Dünyanın kalbine gelince önce iki rekat namaz kılarak dualar ettim. Sonra bir günlük kaza namazının edası, ardından yine alabildiğine dua. Zira bugün 18 Kasım 2010 Perşembe . Bugün hassas günümüz, yoğun günümüz, okyanus ötesinde canlarımız var. Hastanede yalnızlar.
-Yarabbi! Sen davet ettin, evine geldim. Eve gelen misafire ikramda bulunulacağı malumlarındır, senin emrindir, senin hoşlandığın bir güzel âdettir. Dualarımın kabulü senin ikramın olacaktır, cömertlerin en cömerdi sensin! Yarabbi boş gönderme!
Bu dua o an aklıma gelmişti. ‘İstemeseydi, istek vermezdi’ buyurulmuştur. İstek verdiğine göre ve bu duayı kalbimize ilham ettiğine göre umduğumuza kavuşabiliriz...
Beyt, ev demek. Beytullah, Allahın evi.
Mekkeyi Mükerreme’ye intikal edince. Kışları orada ikamet eden bir Allah dostu ağabeyimize geldiğimizi haber verdiğimde ‘Allah’ın evine hoş geldin!’ demişti.
Bundan daha güzel karşılama sözü olamazdı.
Şu an namaz ve dualarımı Kebeyi şerife on metre kadar bir mesafeden yapıyordum. Bulunduğum nokta, Altınoluk tarafıydı. Türkiye’de namaza durulduğunda kıble istikameti Altınoluk’un bulunduğu Kâbe cephesidir.
Vakit öğleden önce , mevsim kışa yakın olmasına rağmen güneş haylice kızgındı. Değişik renk, değişik yaşta, kadın, çocuk, erkek ve ihtiyarlar hemen önümden bir sel gibi akıyorlardı. Herkesin dilinde dualar vardı. Bu insanların hepsi Allaha ve Onun Resulüne inanıyordu. Şu an herkes abdestliydi.
Müthiş bir an.
İnsanın Rabbiyle baş başa kaldığı bir sırlı zaman.
Kâbe örtüsü birkaç yerden atmıştı. Biz Arafat vakfesindeyken örtü değiştirilmiş. Hep böyle yapılırmış. O sırada içeri kimse kabul edilmezmiş. Eski örtü görevliler tarafından kesilip küçük parçalara ayrılarak satılıyormuş.
Saat 10.00’da otelimizde Medineyi Münevvere ile alakalı bir tanıtım toplantısı vardı. Otelimiz Harem’e/Kâbe’ye 700 metre mesafedeydi. Otele dönüşümde saat on birdi. Toplantı’nın olduğu salona girdiğimde konuşmacı, o meşhur sahneyi naklediyordu. Müşrikler, Ebubekr’in -radıyallahü anh- kapısındalar. Üstünlükte bir numara olan büyük sahabi dikkatle dinliyor:
-O mu diyor? diye soruyor.
-Evet, senin peygamberin, bir gecede Mekke’den Kudüs’e, oradan göklere gittim, diyor.
İnkâr ehli bekliyor ki bu akıllı insan, kendi saflarında yer alsın. Fakat o an verdiği cevap gökleri parçalayacak bir şimşek şiddetindedir:
-O diyorsa doğrudur.
Teslimiyet budur ve daha ötesi olamaz. O diyorsa doğrudur! Onun dini doğrudur. Onun Beytullah dediği doğrudur, O’nun, eshabı doğrudur. O doğrudur. Tebliğ buyurduğu her şey mutlak ve mutlak şekilde doğrudur.
Öyleyse nerede O’nun -sallallahü aleyhi ve sellem- izleri?
Hani onun hatıraları?..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Rahim Er Arşivi