Çim içi, çim içi?

Çim içi, çim içi?



Hava suratını astı ama öğle saatleri itibariyle tık yok kar nâmına henüz. Bre aman, şurada 25. Dünya Üniversiteler Kış Olimpiyatları'na iki gün kaldı.


Vâkıa Palandöken'de durum iyidir yollu haberler geliyorsa da yine de yüreğimiz Selânik. "Ağustos'ta suya girsem balta kesmez buz olur" hesabı bir talihsizlik yaşamayalım sonra...

Naim Hoca durumu aynen tesbit etmiş ama yıllar evvel, "Ne zaman ki kar para eder, o zaman Erzurum'a yağmaz"; Allah rahmet etsin; efsâne değil de doğruysa kerâmet gibi sözdür.

Kar dedim, burnumun direği sızladı; en son 2007 miydi, yarım metreyi geçkin kar yağınca mâaile Etembey'in parkına gidip kuşluk saatinde yere yatarak karda kalıbımızı çıkarmıştık. Fotoğraflarına bakıyorum ama kesmiyor, yaşasın yasaklanan o meşhur video sitesi (İsmini vermem; bana ne; suçtur filan?), arama çubuğuna snow yazıyorsunuz kâfi. Tâ uzaklardan önüne neredeyse üç metre yüksekliğinde domuzburnu şeklinde kar bıçağı takılmış alâmet bir tren katarı oflaya puflaya, karları yara yara gelmekte ki fırtınalı denizde şilep gibi mübârek! Birini tıklayınca yanıbaşında öteki klipler gelinlik kız gibi el bağlayıp sıraya diziliyor haspaların.

Bir ara kendimi öyle kaptırmışım ki gardırobu açıp paltoyla kalpağı kuşanasım geldi desem yeridir.

Farkındayım, gündem yine taş gibi ağır (Hatîften, "Ne zaman hafifledi ki?" sesleri). Gölcük karargâhı'nın taban döşemelerinden çıkan çuvallar dolusu darbe planının hukuki mâhiyeti hakkında köşe yazarları, Agatha Christie'ye parmak ısırtacak, kriminal tahliller geliştiriyorlar; bir başka bölüğü ise Silivri'den Meclis'e tünel açıp bazı Ergenekon sanıklarını vekil seçtirecek ince akıllar üzerinde kafa yormakta.

Hani ortada 27 Mayıs, 9 Mart, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan vesaire cinsinden sâbıka kayıtları olmasa, "Ne cuntası, ne darbesi, tarihler yazmış mıdır ki azizim böyle ithamlarla bigünâh, tanınmış meşhur insanların, aydınların, yurtsever komutanların, yazarların günahına giriyorsunuz?" diye üste çıkacaklar; öyle ya, bizde asker amcalar darbe yapmaz, ehliyetsiz ve beceriksiz siviller zorla darbe yaptırırlar adama. Bir cumhuriyet klasiğidir!

İşte tam bu esnada -kaçıncıydı, 9. muydu?- eski reisicumhurlardan Demirel'in, "Haberal'dan neden korkuyorlar; bu yapılanlar tedhiştir; bir hastane odasında zaten sağlığını yarıyarıya kaybetmiş bir adamın odasında 20 polis 7 saat ne arar?" sözlerini okuyorum. Demirel öteden beri dermiş ki, "Turpun büyüğü heybede". Turp kim, heybe neresi oluyor; bunca yüce ve önemli fikri değerlendirebilecek durumda değilim açıkçası. Daha sıradan şeylere kafam takılıyor; mesela İmralı'da yatan Öcalan hakkında kitap yazan gazeteci'nin, Öcalan'la nasıl görüştüğü, nereden izin alarak röportaj yaptığı gibi basit şeyler. Başka gazeteciler de istese "müşarünileyh"le mülakat yapabilirler mi acaba? Birilerinin bıyıkaltından gülerek, "Adam, yattığı yerden neredeyse bütün Ortadoğu'ya lâf yetiştiriyor, talimatlar yağdırıyor; mülâkatın lâfı mı olur?" dediğini hissediyorum.

Bugün âvâreliğim üzerimde, ciddiyet algım zayıf (Hatîften, "Ne zaman güçlüydü ki?" sesleri!...). Birkaç günden beri, Erzurum'a inşa edilen Körling salonunun (Curling; dilciler, tiz bulun bu siporun öztürkçesini!) muhtemel etkileri kafama takılmış durumda; kaç yıl sonra Körlingde bir Avrupa şampiyonluğu kazanır mıyız diye dertleniyor bu arada Körling'in eski bir Türk sporu olma ihtimâlini de bir kenara yazıyorum!

Naim Hoca Erzurumspor'un maçına gidecek olmuş ama bakmış ki maç dağılıyor. Bir delikanlıya sormuş, "Yegenim maç kaç kaç?" Çocuk "İçi-içi" diye cevap verince Hoca'nın kafası aynen benim gibi karışmış olmalı ki yeniden sormak ihtiyacı hissetmiş,

-Eyi de yigenim, çim içi, çim içi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi