22 Kasım 2017 Çarşamba4 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:22Güneş 07:53Öğle 12:57İkindi 15:25Akşam 17:49Yatsı 19:13
    • 6°C Adana
    • 6°C Adıyaman
    • 1°C Afyon
    • -1°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 1°C Ankara
    • 12°C Antalya
    • 1°C Artvin
    • 7°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 105.964 0.66
  • Altın: 163,264 0.27
  • Dolar: 3,9325 -0.70
  • Euro: 4,6364 -0.29

Asker sivil bürokrat vesayetinin sona ermesi

Abdulkadir Özkan

Tunus'taki iktidar değişikliği ülkemizde fazla yankı bulmasa da Mısır'da yaşananlar kendi sorunlarımızı bile unutturdu. Sanıyorum bu da Mısır'ın bölgedeki öneminden kaynaklanıyor. Yıllardan beri Mısır Arap dünyasının önünde yürümüş, en azından yürümeye çalışmıştır. Kendi kendini Arapların lideri ilan etmiştir. Bunu yaparken de bölgede İsrail'den sonra Amerika'nın ikinci ileri karakolu olmakta bir sakınca görmemiştir. Bugün gelinen noktada Obama'nın ısrarla Mübarek'i çekilmeye davet etmesi sanıyorum üzerinde durulması ve bazılarının ders alması gereken önemdedir. Gerçi kendilerini bir kapıya bağlamış olan yöneticilerin olaylardan ders almaları çoğu zaman mümkün olmamakta, ipleri çekildiğinde işin farkına varsalar da o zaman da iş işten geçmiş olmaktadır.

Her ne ise maksadım sömürgecilerin maşalığına soyunanların durumlarını değerlendirmek değil. Üzerinde durmak istediğim husus radyo ve televizyonlarda Mısır olaylarını değerlendirenlerin genellikle İslam Dünyası'nda Türkiye'nin örnek alındığını belirtmeleri, ısrarla bu hususu vurgulamalarıdır. Bunu da iki sebebe bağladıkları görülüyor. Birincisi Türkiye'nin demokratikleşmesi, ikincisi ise ekonomideki hızlı büyümeyi yakalamış olması. Türkiye'deki demokratikleşmenin ise son yıllarda siyaset üzerindeki askeri-sivil bürokratik vesayetin sona erdirilmesi ile yakından ilgili oluşuna vurgu yapılıyor. Bu değerlendirmelerin sahiplerinin iktidar yanlısı olduklarını sanıyorum söylemeye gerek yok.

Elbette geçmişe göre sivil siyaset üzerinde askeri-sivil bürokrasinin etkisinin ve belirleyiciliğinin önemli ölçüde gerilediği bir gerçek. Ancak sona erdiğini söylemek mümkün değil. Keşke şimdiye kadar bu iş başarılmış, bürokrasi kendi görev alanına çekilebilmiş olsaydı. Bu sağlanabilseydi bugün yargı ya da TSK'da yapılması düşünülen bir takım yeni düzenlemeler karşısında bazı çevreler direniş göstermez, hatta bir siyasi partinin bu direnişi sokaklara indirme gayreti olmazdı.

İşte bu noktada bir hususa dikkat çekmek istiyorum... Askeri ve sivil vesayetten sıkça söz edilmesine karşılık bunun sebepleri üzerinde fazla durulmuyor. Darbe dönemlerinde hazırlanan anayasaların bu vesayete zemin hazırladığı belirtiliyor ve yeni bir sivil anayasaya duyulan ihtiyaç dile getiriliyor. Elbette asker ve sivil bürokrasi bir takım dayatmalar sergileyebiliyor, sivil siyasetin ne yapıp ne yapmaması gerektiği hususunda bir direniş gösteriyorsa bunun sebebi mevcut anayasa ve bazı yasalardır. Yani bürokratik vesayet bu ülkede yasal düzenlemelerle pekiştirilmiştir. Bunun yanında bir diğer sebep ise asker-sivil bürokrasinin siyasi iktidarlara karşı cephe oluştururken siyaset içinde de destek bulmuş/buluyor olmalarıdır. Sanıyorum esas üzerinde durulması gereken husus budur.

Ülkemizde demokratikleşmenin tam olarak hayata geçirilebilmesinin yolu yeni bir anayasa ve bu çerçevede yeni yasal düzenlemelerin yapılması kadar bazı siyasi kadrolarında demokrasiyi içlerine sindirmelerine bağlıdır. Varlığını demokrasiye borçlu olan bazı siyasi kadrolar siyasete siyaset dışı müdahale ve yönlendirme çabalarına destek verdikleri sürece ülkemizde hak ve özgürlüklerin tam olarak hayata geçmesi zor görünüyor. Bu bakımdan diyebiliriz ki siyasiler siyaset üzerindeki vesayete son verme hususunda bir noktada buluşabildiklerinde gerçekten ülkemiz özlenen özgürlükçü demokratik bir yapıya kolaylıkla ulaşabilir. Ancak, bazı siyasi kadroların halka güvensizliği ve inançsızlığı devam ettiği sürece bu uzlaşma mümkün olmayacaktır. Uzlaşma olmayınca da ister yeni bir anayasa yapın ister tüm yasaları yeniden düzenleyin birileri kendi siyasi geleceklerini tehlikede gördükleri sürece gerilimden yarar ummayı sürdüreceklerdir. Bu bakımdan halkın son sözü söylemesi gerektiği inancını önce tüm siyasi kadroların içlerine sindirmeleri gerekiyor. Bunun yolu da yine demokrasiden ve insanımızın ortaya koyacağı iradeden geçiyor. Çünkü, görüldü ki var olan anayasa ve yasal yapı ile toplumun önemli bir kesiminin hak ve özgürlüklerini tam olarak kullanması mümkün değildir. Bu yapının devamını isteyen siyasi kadrolara ise halk oyu ile unutamayacakları bir ders verilmesi gerekiyor. Gerçi halkımız askeri ve sivil bürokrasiden yana ve oralardan alacağı destek ile iktidar gücünü kullanmaya hevesli kadroları hiçbir zaman tek başlarına iktidar yapmamakla gerekli dersi veriyor ama görünen o ki bu ders pek anlaşılamıyor. O zaman anlayacakları bir derse ihtiyaç var. O da söz konusu siyasi kadroları Meclis'in dışına itmektir. Bunu seçmen yapabilir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.