29 Mart 2017 Çarşamba1 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Ey îmân edenler! Allâh’tan ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!” (Tevbe, 119)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:18Güneş 06:46Öğle 13:16İkindi 16:45Akşam 19:33Yatsı 20:54
    • 22°C Adana
    • 17°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 14°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 13°C Artvin
    • 20°C Aydın
    • 16°C Balıkesir
  • BIST: 89.113 -1.19
  • Altın: 146,730 -0.35
  • Dolar: 3,6439 -0.11
  • Euro: 3,9308 -0.52

Adalet Bakanlığı izin vermemeli...

Hüseyin Gülerce

Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı, asker için "kâğıttan kaplan" diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum hakkında soruşturma başlatılması için Adalet Bakanlığı'ndan izin istedi. Bence bakanlık bu izni vermemelidir.


Birincisi, bu izin verilirse, konu siyasî bir zemine kayacaktır. Belli medya, ağız birliği ederek, AK Parti'nin, CHP'nin açığını yakalamış bir fırsatçı gibi algılanmasına çalışacaktır. İkincisi, mesele özünden sapacaktır. Meselenin özü; Batum'un, Silahlı Kuvvetler'e; "neden müdahale etmiyorsunuz, size boşuna güvenmişiz, hiç de umduğumuz gibi çıkmadınız, yazıklar olsun" isyanıdır. "Hukukçu" kimliğini ikide bir öne süren bir zatın, aslında militarist, tepeden inmeci karakterini dışa vurmuş olması, demokratikleşme adına bir kazançtır. CHP'nin "yeni" hale getirilmek istenirken, nasıl da İttihat Terakki zihniyetinden hâlâ medet umduğunu göstermek için bundan iyi malzeme olabilir mi? Üçüncüsü, fikir ve ifade hürriyeti açısından, tahammülü zor da olsa, eleştiri sınırlarını da aşsa, ceza verme yoluna gidilmemelidir. Fikre fikirle karşılık verilmelidir. Kem söz, sahibine aittir. Toplum vicdanı, o gibilerini zaten mahkûm eder. Onların kredileri, saygınlıkları biter. Muhatap alınmamak da az bir ceza değildir.

Süheyl Batum, istifa eder mi, etmez mi kendi bileceği iştir. Benim tahminim şudur: Sayın Batum, 13 Haziran Pazartesi günü kendisine siyaset dışı bir iş arayacaktır. Çünkü seçim faturasına ismi yazılanlardan biri de o olacaktır. Bir parantez açıp şunu da söyleyeyim: Sayın Kılıçdaroğlu; "Orduyu eleştirmek ancak CHP genel başkanı katında olur." diyerek, Batum'un devirdiği çamı kaldırmış olmadı. Batum, TSK'ya hakaret ediyor. ABD'nin, ordunun içini oyduğunu, milli kimliği ile oynadığını söylüyor. Üstelik "güvendiğimiz dağlara kar yağdı, neden hâlâ AK Parti'ye bir şey denmiyor, Ergenekon davasında yargıya neden müdahale edilmiyor..." diye, darbe davetiyesi çıkarıyor.

Sayın Kılıçdaroğlu, bunları "eleştiri" kabul edip "eleştireceksem ben eleştiririm" diyerek, meseleyi kapatamaz. CHP yönetimi, demokrasiye müdahale çağrısını kınamalıdır. CHP; "ordumuza hakaret edilmesini, Cumhuriyet'in kurucusu parti olarak kabul edemeyiz" demelidir.

Eskilerin sözü çok güzel: Üslub-u beyan, aynıyla insandır... İnsan, ifadeleriyle, duruşuyla, hareket tarzıyla kendi karakterini sergiler. İnsan neyse, dışarıya o yansır. Tıpkı, testinin içinde ne varsa, dışarıya onu sızdırması gibi. Önemli olan içtir, özdür. O düzeltilmezse; kontrol de etseniz, gizlemeye de çalışsanız, bir gün kendinizi tutamaz, aslınızı açık edersiniz.

Bu, üslub-u beyan meselesi, şimdilerde Türkiye'nin demokratikleşmesine engel olmaya çalışan kesimin ortak meselesidir. Siyasette, medyada, yüksek yargıda, bir kısım barolarda, sendikalarda, sanatçılarda militarist ve totaliter vesayetçi zihniyet durmadan dışarı sızıyor. Bu zihniyet sahipleri, kendilerini, "laiklik ortak endişesi"nin arkasına saklıyorlar. Fakat ortada büyük bir tezat var.

Laik sistemin elden gittiği, AK Parti'nin faşist bir yönetim arzuladığı endişelerini ne giderir? Cevap tek: Demokratikleşme... Yani laikliğin, Avrupa'daki gibi olmasını ister, "demokratik laiklik" çağrısı yaparsınız. Ve faşizmin her türlüsüne, demokrasiye asker müdahalesine de karşı çıkarsınız...

Heyhat. Bizimkiler tam tersini yapıyor. Demokratik laiklik kelimesini ağızlarına bile almıyorlar. Hâlâ dertleri başörtüsü, Kur'an kursları... Ergenekon avukatlığı ile vesayetçiliğin devamı isteniyor. Toprak altından fışkıran silahlar, komutan sesinden indirmeler, bindirmeler, çuval dolusu belgeler ortada iken, onları görmeyerek, "burada da bir sehven", "şurada da bir açık" demeler... Deveyi pire, pireyi deve yapma gayretkeşliği...

Süheyl Batum'un seslendirdiği "laik kesim"in asıl derdi, Türkiye'nin artık o eski, vesayete mahkûm Türkiye olmaktan kurtuluyor olmasıdır. Mesele, vesayetin sağladığı imtiyazların elden gitmesi hazımsızlığıdır...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.