24 Mart 2017 Cuma25 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:27Güneş 06:54Öğle 13:18İkindi 16:43Akşam 19:28Yatsı 20:48
    • 7°C Adana
    • 8°C Adıyaman
    • 3°C Afyon
    • -8°C Ağrı
    • 1°C Amasya
    • -2°C Ankara
    • 12°C Antalya
    • -2°C Artvin
    • 12°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.764 -0.05
  • Altın: 145,514 0.17
  • Dolar: 3,6255 0.24
  • Euro: 3,9111 0.07

H. Edip’in Kitabının İngilizce ve Türkçe’sinde Farklı M. Kem

Ahmet Doğan İlbey

H. Edip Adıvar’ın “Türk’ün Ateşle İmtihanı” adlı kitabının İngilizce baskısında başka, Türkçü baskısında başka M. Kemal portresinin yazılmış olması, Türkiye’de kitaplara da darbe yapıldığının çarpıcı bir örneğidir. Kitabın Türkiye’de okutulan baskısının 17. sayfasından bir paragraf:

“Benim ve herkesin Mustafa Kemal Paşa hakkındaki fikrimiz bu devrede şöyle ifade edilebilir: Çanakkale’de Anafartalar kahramanı; padişahı yaveri; ve harikûlâde bir zekâ ve ihtirası olan bir insan diye tanınıyordu. Ben kendisini birkaç defa Babıâli’de görmüştüm. Şahsiyeti ve inkar edilemeyecek bir görünüşü vardı. Doğu Anadolu’ya oradaki kuvvetleri yatıştırmaya gönderdiklerini işittiğim zaman ihtirası hakkındaki fikirlere hiç inanmadım. Türkün istiklâlini koruyacak bir vaziyet aldıktan sonra, Türk milletinin kendisine en büyük mevkii vereceğini tabii görüyordum.”

Şimdi de İngilizce baskısından aynı paragrafı okuyalım:



“ZEKİ VE KURNAZ OLDUĞU KADAR AŞIRI BİR HIRSI DA VARDI”



“Bu dönemde benim Mustafa Kemal Paşa hakkındaki şahsi hissiyatım şöyle özetlenebilir: O, Çanakkale’deki Anafartalar zaferinin parlak örgütleyicisiydi; sultanın yaveriydi; olağanüstü zeki ve kurnaz olduğu kadar aşırı bir hırsı da vardı. Bir toplantı da hiç konuşmaksızın karşılaşmıştım kendisiyle. Sık sık da Bâbıâli Caddesi’nden aşağı yürürken görür ve dikkate değecek kadar güçlü bir yüzü olduğunu düşündüm. Şahsiyet ve kapasite sahibi olduğuna şüphe yoktu. Resmen yatıştırmakla görevlendirildiği Doğu Anadolu’daki Millî harekete katıldığını duyunca şahsi hırsı, despotizm arzuları vesaire hakkındaki muhtelif söylentilerle canımı sıkmadım. Türk geleceği hakkında berrak bir görüş sahibi olduğu sürece ve Türk davasına hizmet etmeyi becerdikçe, ben kendi hesabıma, onun hizmetleri karşılığında Türk ulusundan bir ödül olarak talep edebileceği herhangi bir makama itiraz etmezdim.” (a.g.e., s.17).

Türkiye’de okutulan kitabın 119 ve 120.sayfalarında yer alan başka bir anekdot:

“Trenin kapısı açılınca, Mustafa Kemal Paşa yaklaştı. Bana inerken yardım etti. Bu elin çevik hareketi ve kudreti, bana Mehmet Çavuşla millî mücadele yolunda arkadaşlık etmiş olduğum şahsiyetlerini hatırlattı. Fakat bu kudretli el şekil itibariyle ötekilerden bambaşkaydı. Anadolu’ların elleri umumiyetle kocaman, geniş ve zalimleri gırtlağından yakalamağa kadir görünür; Mustafa Kemal’in gergin derili, uzun parmaklı beyaz eli Türkün bütün hususiyetleriyle birlikte aynı zamanda hâkim bir vasfa sahipti.”

Şimdi de bu paragrafı Y. Hakan Erdem’in İngilizce baskısından yaptığı çevirisinden okuyalım: “Kompartımanımızın kapısı birden açıldı ve Mustafa Kemal Paşa’nın eli bana uzanarak basamaktan inmeme yardım etti. Eli, bu ışıkta belirgin olarak görebildiğim tek uzvuydu ve bütün vücudunun fiziki olarak en özellikli kısmı da bu eldi. Bu, çok ince parmaklı ve hiçbir şeyin karartamadığı ve kırıştırmadığı bir cilde sahip olan ensiz ve kusursuz bir eldir. Efemine değildir ama bir erkeğin eli olmasını da beklemezsiniz. Çevik ve ani hareketleri bana Mehmet Çavuş’u ve varlığından Samandıra’da haberdar olduğum şu yeni devrimci tipi hatırlattı. Bana öyle geldi ki Türkiye’de ki insan-kaplanın amansız avlanması bu elde karşılığını bulmuştur. Son derecede asabi gerilimiyle ve fırlayıp kendine zulmedeni gırtlağından tutacakmış gibi hazır oluşuyla bu el, savaşan Türk’ün iri, enli elinden farklıydı.” (a.g.e., s. 120).

İlkinde M. Kemal’in eli Türk’ün bütün hususiyetleriyle birlikte hâkim bir vasfa sahipken, ikincisinde M. Kemal’in beyaz eli, savaşan Türk’ün iri, enli elinden farklıydı. Totaliter devlet anlayışı yücelttiği “önder”in elinin “savaşan Türk’ün iri, enli elinden farklı” gösterilmesine dahi tahammülü yoktur.



“MÜSTEHZİ, DEMAGOG VE TEZAT KİŞİLİKLİ M. KEMAL”

Bu ara başlık, kitabın İngilizce baskısından çevrilen pasajlardaki ifadelerden oluşturulmuştur. Y. Hakan Erdem’e göre İngilizce baskısında geçen bâzı pasajlar Türkçe baskısında hiç yer almamış. Meselâ şu satırların Türkçe baskısında hiçbir suretle yer almadığını aldatılmanın şoku içinde öğreniyoruz:

“Müstehziliği insanı hasta etmesine karşın yalanlara şiddetle saldırmasına hayran olmamak imkânsızdı. Fakat, adam tam bir tezattır. Hemen biraz sonra, ortadan kaldırdığı yalana göre, huyuna daha çok uyan bir palavrayı yerleştirmeye çalışırken görürdünüz. Herhangi bir kanaati varmış gibi durmuyordu. Ne kadar çelişik olursa olsun kendisine ve dâvaya bir şekilde yararı dokundukça şimdi birini, biraz sonra diğerini aynı şiddet ve enerjiyle benimserdi. Fakat onu, o günlerde çok sert de kınamak olmazdı.” (a.g.e., s. 125).

Türkçe baskısının 153.sayfasından bir pasaj:

“Mustafa Kemal Paşa, fikrini yürütmek için her nevi sistemi kullanıyor, zaman zaman, bir George Washington tavrı alıyor, bazen de bir Napoleon havası yaratıyordu. Fakat ilim sahasında çok yüksek olanlar bile onun kudretine yaklaşamazlardı. İnsan tabiatının en zeki bir mümessili olan Mustafa Kemal Paşa daima mevkiini muhafaza edebilirdi.”

Bu pasaj İngilizce baskısından yapılan çevirisinde ise şöyle:

“NAPOLEON’UMSU BİR TAVIR TAKINIRDI. BAZEN GÜÇSÜZ VE ZAVALLI BİR KORKAK GİBİ GÖRÜNÜRDÜ...”



“Epeyce, fakat orta seviyede bir sahne yeteneği vardı. Kâh, ikinci bir George Washington imişcesine mükemmel bir demagog olur ve hemen sonra Napoleon’umsu bir tavır takınırdı. Bazen güçsüz ve zavallı bir korkak gibi görünür, bazen en üst seviyede güç ve cesaret gösterirdi... İnsanı, konuşmaktan başka hiçbir şey yapamayacak kadar iktidarsız adamlardan biri olmalı şeklinde bir karara ulaştıracak kadar tereddüt gösterir, birden, bir lahza içinde öyle bir karar verir ki bu onu kendi yaşamının efendisi hem de geniş çaplı bir hareketin yaşam gücü yapar.” (a.g.e., s. 153).

Bu iki pasaja dikkat edildiğinde, Türkiye baskısında olumlu ve güçlü, İngilizce baskısında biraz olumsuz ve zaaflı şeklinde mâna farkları olduğu âşikar.

Şu pasaj Türkiye’de okutulan baskısından:

“Çevresinde zekâ ve ahlâki duruş açısından ondan üstün, kültür ve eğitim açısından ise kat kat daha üstün adamlar olduğunu tabii ki hep bilirdiniz. Fakat, onları incelikte veya orijinallikte geçemese de hiçbiri onun hayatiyetiyle başa çıkamazdı. Onların ne meziyeti varsa, aşağı yukarı normal ölçüler içindeydi. Onun hayatiyeti ise değildi. Ve onu tek başına baskın kişi yapan buydu... Onu hâlâ görebiliyordum: Odanın ortasında ayakta duruyor ve herkesi takatsiz düşürmüşken o başladığı dakikadaki kadar canlı. Ve kendi kendime şöyle söylerken hatırlıyorum: ‘Ne kadar şaşılacak bir adam.’ Yıkım kılığına bürünmüş bir doğa kuvveti mi acaba? İnsana ait herhangi bir şeyi var mı? Peki, ulus amacına ulaştığı zaman bu kasırga nasıl durulabilir ki?” (a.g.e., s. 159).

Bu paragraf, H. Edip’in İngilizce olarak yazdığı orijinalinde maalesef (!) yok. Kemalist tarihin yalanlarının peçesini sıyırmaya niyet etmiş sayısı gayet az tarihçilerimizden Y. Hakan Erdem, kitabının adını boşuna “Tarih-Lenk”, yâni Topal Tarih koymamış.

H. Edip, Kemalistler gibi Batıcı’dır; dahası Anglo-Sakson kültürü hayranıdır. 1923 sonrası cumhuriyet devrimlerine kökten değil, biçim olarak karşıdır.

Bu sahanın erbabı bilir ki, H. Adıvar’ın fikrî ve siyasî kişiliğiyle mâzisi “muasır Avrupa” dan mülhem birçok mozaikten meydana gelmektedir. İstiklâl Savaşı arifesinde M. Kemal’e Amerikan mandacılığını teklif eder ve sonra Millî Mücadele’yi destekler.

İlk Meclis’in ve hükümetin kurulması sırasında M. Kemal’e bazı konularda katılmadığını söyler ve M. Kemal’in sert bir şekilde “benim emrimi dinlemek mecburiyetindesin” demesi üzerine Ankara’yı terk eder.

1924’de kurulan Terakkiperver Fırkası’nın programının yazılmasına ciddî mânada yardım ettiği ve desteklediği malûmdur. Devrin gazetelerinde M. Kemal ve Cumhuriyet Halk Fırkası aleyhinde yazılar yazar. Millî Mücadele sırasında kırılmış olan ip, bu tavrıyla tamamen kopar. En başta M. Kemal’in sert tepkisine sebep olur.

Aynı yıl içinde Takrir-i Sükun Kanunu çıkar çıkmaz hakkındaki kanaatleri sezerek “yüzellilikler” listesi hazırlanmadan önce “gönüllü sürgün olarak” Avrupa’ya gider. 1939’da ülkeye döner ve Menderes’in Demokrat Partisinden milletvekili seçilir. Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu çıkaran bu partinin hükümetini meclisteki konuşmasıyla ağır bir şekilde eleştirir.

M. Kemal’i mübalağa ederek olduğundan farklı gösterip naslaştıran Altı Ok cumhuriyetinin kendinden bir parça olan aydınına dahi tahammülü yoktur.

Çünkü Kemalist cumhuriyet millete rağmen oluşturulmuş despot bir “tek adam” cumhuriyetidir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.