26 Mayıs 2017 Cuma29 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:37Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:17
    • 16°C Adana
    • 14°C Adıyaman
    • 10°C Afyon
    • 5°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 12°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 11°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 10°C Balıkesir
  • BIST: 97.713 -0.61
  • Altın: 143,932 -0.12
  • Dolar: 3,5669 -0.18
  • Euro: 4,0007 0.17

Basın özgürlüğü olmadan düşünce özürlüğü olmaz

Abdulkadir Özkan

Bazı gazetecilerin evlerinde ve işyerlerinde arama yapılması arkasından emniyete sevkedilmeleri, oradan savcılık ve mahkeme derken tutuklanmaları ister istemez "Basın özgürlüğü" etrafında tartışmaları da gündeme getirdi. Bu arada medyada önemli bir kesim gazetecilerin tutuklanmasının meslekleri ile ilgili olup olmadığını dikkate almaya gerek duymadılar. Bu noktada elbette ömrünün 41 yılını bu mesleğe vermiş birisi olarak basın özgürlüğünden yanayız, bunu savunmak asli görevimizdir. Bunun ötesinde basın özgürlüğü sadece biz gazeteciler için değil, düşünce özgürlüğünü savunan herkes için gerekli. Çünkü basın özgürlüğü olmadan düşünce özgürlüğünden söz etmek mümkün olmaz. Bir diğer ifade ile basın özgürlüğü düşünce özgürlüğünün olmazsa olmaz şartıdır. Aksi halde siz istediğiniz kadar düşünce özgürlüğünden söz ediniz, varlığının yasalarla teminat altına alındığını ileri sürünüz hiçbir anlam ifade etmez. Olsa olsa ifade edilmeyen, sadece düşünceden ibaret kalan bir düşünce özgürlüğünden söz edilebilir ki, bu da insanı insan olmaktan çıkartır. Sadece hindi gibi düşünmeye ama bunu ifade etmemeye, dillendirmemeye mahkum edilmiş insanlardan oluşan bir topluluk meydana gelir.

Meseleye bu açıdan bakıldığında basın özgürlüğüne toplumun hiçbir kesimi karşı çıkamaz ya da sınırlandırılmasından, gazetecilerin susturulmasından yana tavır koyamaz/koymaması gerekir. Ne var ki ülkemizde garip bir uyulama yıllardan beri sürüp gelmektedir. Şu ya da bu şekilde kamplaştırılmış olan toplumda her fikrin sahipleri sadece kendi siperlerini koruma gayreti içinde olmuşlardır. Karşı kabul ettiklerinin siperleri istendiği kadar top ateşi ile dövülsün, mensupları zayiat versin onları hiç ilgilendirmemiştir. Birgün kendilerinin de aynı muameleye tabi tutulabileceklerini hesaba katmamışlardır.

Bu tespitime rağmen bugün basın mensuplarının susturulmasına yönelik bir hamle nereden gelirse gelsin buna karşı çıkmayı görev bilirim. Ancak aynı hassasiyeti geçmişte göstermemiş/gösterememiş olanlardan da beklemek hakkımızdır.

Bu köşede sıkça dile getirdim. Bazı kesimler haklarının çiğnendiğini, özgürlüklerinin kısıtlandığını belirterek çeşitli eylemlerin içinde bulunmaktadırlar. Bu tepki ortaya koyma basın-yayın yoluyla olduğu gibi çeşitli gösterilerle de gerçekleşmektedir. Elbette herkesin kendisini istediği gibi tarif etmesi gerekir. Bu temel insan haklarındandır. Eğer insanlar kendilerini bir takım baskı ve endişelerle oldukları gibi tarif edemiyorlarsa o zaman ortaya olduğundan farklı görünmek gibi kısaca takiye olarak tarif edebileceğimiz bir durum çıkar ki, bu görünürde farklılıklar yokmuş gibi bir görüntü verse de aslında farklılıklar için için koyulaşıyor, hatta kin ve düşmanlığa, giderek nefrete dönüşüyor demektir. Bugün eğer bazı grupların tepkisi karşısında toplumun bir bölümü, "Düne kadar aramızda hiçbir sorun yoktu. Bugün ne olduda böyle bir tepki ile karşılaşıyoruz" diye düşünüyor, tepkileri anlamakta güçlük çekiyorsa bunun sebebi yıllardan beri baskı yoluyla farklılıkların bastırılarak tek tip insan tipi oluşturma gayetlerinin sonucudur. Bu noktada dikkat çekmek istediğim bir konu sistem tarafından tek tip insan yetiştirmek adına yıllardan beri sürdürülen uygulamalara destek verenlerin de bugün isyan noktasında olmalarıdır. Yani geçmişte karşı tarafın sindirilmesi/susturulması karşısında sessiz kalanlar, hatta bundan zevk duyanlar bugün gelinen noktada sanıyorum şimdiye kadar tabancayı kendi ayaklarına sıktıklarının farkına varmışlardır. Geçmişteki tavırları sebebiylede haklı bazı taleplerine bile toplumun önemli bir kesiminden destek bulmakta zorlanmaktadırlar. Diyebiliriz ki geçmişte sürdürdükleri yanlış tavır bugünde başka bir yanlış şekline bürünmüştür. Hak mücadelesi belli bir kesime karşı öfke, kin ve düşmanlık şeklinde tezahür etmektedir. Taraflar bu yanlıştan vazgeçemedikleri sürece herkes için düşence ve inanç özgürlüğünün sağlanması gecikecektir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.