24 Mayıs 2017 Çarşamba28 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:39Güneş 05:32Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:31Yatsı 22:14
    • 24°C Adana
    • 20°C Adıyaman
    • 18°C Afyon
    • 12°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 11°C Artvin
    • 23°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 98.653 0.96
  • Altın: 143,637 -0.11
  • Dolar: 3,5674 -0.03
  • Euro: 3,9918 -0.05

Kin ve öfke toplumsal barışın düşümanıdır

Abdulkadir Özkan

Konuşurken herkes ülkede barış olsun, huzur ve güven olsun istiyor. Diyebiliriz ki huzur, barış ve refah ortak istek. Ancak bu ortak isteğe rağmen toplumumuzda sürekli olarak çatışma hakim. Çatışma derken sadece düzenlenen miting ve gösterilerde ortaya çıkan çatışmadan söz ediyor değilim. Toplantılarda, gazete köşelerinde ve televizyonlardaki bazı programlarda sanki farklı görüşler ortaya konulup insanları ikna etmeye çalışılmak yerine hemen farklı cepheler oluşuveriyor. Bir diğer ifade ile oluşmuş cephelerin temsilcileri ortaya çıkıyor. Cepheleşme beraberinde öfkeyi getiriyor, öfke ise tartışmayı çatışmaya dönüştürüyor. Bunu toplumsal hayatımızın her alanında görmek mümkün.

Halbuki farklılıklarımızı koruyarak ve farklılıklara tahammül kültürünü geliştirerek herkesin barış içinde yaşayacağı bir sistem (ortam) oluşturmak için hep birlikte çalışmak gerekiyor. Çünkü, barışın tek taraflı fedakarlık ile sağlanması mümkün değildir. Karşı kabul edilenleri kendileri gibi yaşamaya zorlamak baskı demektir. Baskı ise bir süre sonra patlamaya yol açar. Bir anda beklenmedik tepkilerle karşılaşılabilir.

Barış içinde yaşamak kesinlikle kin ve öfkeleri diri tutarak, cepheler oluşturarak mümkün olmaz. Herkesin konuşabildiği bir ortam ancak farklılığa tahammül ile sağlanabilir. Cepheler oluşturmak yoluyla elde edilen haklar eğer bir başka kesimin haklarını sınırlandırıyor ya da ortadan kaldırıyorsa bilinmelidir ki bu yolla elde edilen hak hak olmaktan çıkar, zulme dönüşür. Önemli olan hiç kimsenin hakkına saldırı olmamasıdır. Söz gelimi her ne gerekçe ile olursa olsun İslam karşıtlığı bir cepheleşmeye dönüşürse bilinmelidir ki buna karşı da cephe ortaya çıkar. Hangi tarafın güçlü olduğu, şimdilik kimin kazandığı da toplumların hayatında çok önemli değildir. Önemli olan elde edilen hakların kalıcılığıdır. Bu ise farklılığa tahammül kültürü ile sağlanabilir. Hele bir de devlet içinde devlet oluşturulmuş ve bunun kalıcılığını ve sürekli iktidarını sağlamak için her yola başvuruluyor, farklılıklar körükleniyor, öfke köpürtülüyor ve bunun sonunda kitleler karşı karşıya geliyor ve kan akıyorsa o ülkede hiçbir kesimin huzur içinde yaşaması mümkün olmaz.

Bu oyuna insanımız uzun yıllar geldi. Sokaklarda özgürlük yürüyüşleri yapıldı ama bununla darbecilere zemin hazırlanmış oldu. Her halde darbelerin ülkeye daha fazla özgürlük getirdiğini savunmak mümkün değildir. 1960 darbesi dahil tüm dolaylı ve doğrudan darbeleri yaşamış birisi olarak ülkemizin darbelerin her türlüsünden hem ekonomik, hem özgürlükler ve hem de bağımsızlık bakımından çok şey kaybettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Ülkemiz darbe dönemlerinde bir takım devletlere ve odaklara daha çok bağımlı hale geldi/getirildi.

Öyle bir sistem dayatıldı ki insanımız sadece uluslararası finans çevreleri için çalışır hale geldi. Yıllardan beridir ülkemizin kaynakları bu çevrelerin doymak bilmeyen açlığını gidermeye gidiyor. Çünkü, bir ülke uluslararası güçlerin kontrolüne bir defa girdimi bundan kurtulması kolay olmuyor. Çünkü, sisteminizi onlara göre ayarlamış oluyorsunuz. Ekonominiz, iç ve dış politikanızda ister istemez bu yeni duruma göre şekilleniyor. Abdurrahim Karakoç bu durumu bir yazısında, "Bu sistemin adı tokları doyurmak, açları yüzüstü bırakmak olsa gerek" şeklinde tarif ediyor. Eğer bundan kurtulmak için ayağa kalkmaya çalışırsanız söz konusu uluslararası güç odakları içerideki yandaşlarını hemen harekete geçiriveriyorlar. Kısacası onların kontrolünden kurtulmanıza imkan vermiyorlar. Bunu söylerken elbette ülkemiz ve insanımızın buna mahkum olduğunu söylüyor değilim. Sadece mazlumların ayağa kalkması biraz zor oluyor. Ama birde ayağa kalktıklarında onları tutmak mümkün olmuyor. Bunun daha kısa bir süre önce örneklerini gördük. Bu bakımdan toplumlarda kesinlikle mazlum bir kesim oluşturmamak gerekiyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.