17 Aralık 2017 Pazar26 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:43Güneş 08:16Öğle 13:07İkindi 15:24Akşam 17:45Yatsı 19:12
    • 18°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • -7°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 8°C Ankara
    • 18°C Antalya
    • 9°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 109.330 -0.31
  • Altın: 155,894 -0.46
  • Dolar: 3,8638 -0.70
  • Euro: 4,5501 -0.72

Niçin Milletvekili Olmak İstiyorlar?

M. Şevket Eygi

Dindar (namazlı abdestli) bir Müslüman niçin milletvekili olmak ister? Bunun çeşitli sebepleri ve niyetleri olabilir?

Birincisi: Milletvekili seçilecek, Meclis'e girecek Allah rızası için, ihlâsla, garazsız ivazsız İslam'a ve Ümmet'e hizmet edecek.

İkincisi: Gelirini arttırmak, maddi avantajlar elde etmek, daha sonra kıyak emeklilik haklarından yararlanmak için.

Üçüncüsü: Milletvekilliği maaşından, kıyak emeklilikten, normal ve yasal avantajlardan öte zenginleşmek için.

Dördüncüsü: Hubb-i riyaset için.

Beşincisi: Ün, itibar, alkış, aferin kazanmak için.

Altıncısı: Benliğini tatmin için.

Söylemeye bile lüzum yoktur ki, birinci maddedeki niyetin dışındaki niyetler ihlasa uymayan niyetlerdir.

Allahın rızasını kazanmak için milletvekili olmak isteyenler sırf kendi arzularıyla bu işe girişebilirler mi?.. Kendilerinde birtakım şartlar bulunması, birtakım şartları yerine getirmeleri gerekir:

Birinci şart: Ehliyeti ve liyakati olacak. Olmazsa, milletvekilliğine talip olması haramdır.

İkinci şart: Milletvekili yeminini yapabilmek için icazetli gerçek bir müftüden fetva alması gerekir. Fetvasız, izinsiz, icazetsiz o yemin yapılamaz... Bu icazeti, icazetsiz sahte bir müftü kolayca verebilir ama gerçek müftü verir mi?

Üçüncü şart: Aday olacak zat, bir mürşid-i kamile bağlı ise ona sorması ve ondan izin alması gerekir.

Dördüncü şart: Salih bir zata bu konuda istihare yaptırması gerekir.

Beşinci şart: Salih ve mu'temen birkaç ehliyetli kişi ile istişare etmelidir.

Altıncısı: Vicdanı bu konuda kendisine ruhsat ve fetva vermiş olmalıdır.

Bozuk bir düzene sahip olan Türkiye'de milletvekili olmak, dindar bir Müslüman için ateşten gömlek giymek gibidir. Adayımız bu acı gerçeği iyice bilmelidir.

Her hal ü karda, dindar bir milletvekili için din parti disiplininden önce gelmelidir.

Dindar milletvekili yalan söylemez... Yapamayacağı vaadlerde bulunmaz... Her türlü emanete hıyanet ve ihanet etmez... Asla yağcılık, yalakalık, dalkavukluk yapmaz... Haram yemez... Gayr-i meşru şekilde mal iktisab etmez, zengin olmaz...

Milletvekili oldu, parti disiplini yüzünden (mutlaka protesto edilmesi, kötülenmesi gereken) zulmü ve haksızlığı protesto edemiyor, susuyor. O dilsiz bir şeytandır.

Politikacı olmak hasebiyle zaman zaman yalan söylüyor. O merdut bir yalancıdır.

Seçim kampanyası esnasında seçmenlerine bazı sözler verdi, seçimden sonra onları unuttu, gerçekleştirmek için elinden geleni yapmadı. O, vaadini tutmayan bir sahtekardır.

Milletvekili olarak Meclis içinde ve dışında birtakım vazifeleri ve hizmetleri vardır. Bunları yerine getirmezse, ihmal ederse, kaytarırsa yine hain olur. Vazife haini...

Yaranmak, göze girmek için liderine yalakalık yapıyor, sayın başkanım sayın başkanım diye diller döküyor... O, hadiste bildirilen, "suratına toprak saçılası bir meddahtır."

Milletvekili seçilmek kolay değildir. Seçildikten sonra vazifesini yapmak, o unvanın hakkını vermek, seçilmekten bir kere daha zordur.

Bu T.... sistem ve düzende bir Müslümanın milletvekilliği yapması ancak ve ancak sahih ve geçerli bir fetva ve ruhsatla olur.

Bu işe fetvasız, izinsiz, ruhsatsız, istişaresiz, istiharesiz atılanların işi zorlaşır, hali ve akıbeti kötü olur.

Sırf Allah rızası için, tam bir ihlasla (zaten ihlasın tam olmayanı olmaz), İslam'a ve Ümmet'e hizmet için, gereken fetva, izin ve ruhsatı alarak, salih ve kamil kişilerle istişare ederek, istihare yaparak, talip olarak değil, matlub olarak bu işe girişen ehliyetli ve liyakatli kardeşlerimize ve bacılarımıza hayır dua eder, başarı dilerim. Allah onlara rahmet eylesin...

*(İkinci yazı)
Gerçekler

Bu memlekette herkes az veya çok, şöyle veya böyle, şu veya bu şekilde doğru söylüyor ama... İşte bu işin aması, amaları vardır.

Hemen hemen herkes işine gelen gerçekleri söylüyor.

İşine gelmeyen gerçeği kimse söylemiyor.

Kimisi gerçekleri çarpıtarak söylüyor.

Bir konunun içinde yüzde 25 gerçek olduğunu farz edelim. Bazıları o konunun yüzde 100'ünü gerçek olarak gösteriyor.

Gerçekler arasında sübjektif seçim yapılıyor.

Hırsızlık konusunu ele alalım: Bazı kesimler, başkalarının hırsızlığına karşı yüksek sesle feryat ederken kendi hırsızlarından hiç bahs etmiyor. Benim hırsızım iyi, senin hırsızın kötü felsefesi.

Gerçeklerin, içlerinde bulundukları kontekst içinde mütalaa edilmesi gerekir. Bu kurala riayet edilmiyor.

Ermenilerin kendi gerçekleri var, Türklerin kendi gerçekleri... Bu iki tür gerçek bir araya getirilmiyor, terkib yapılmıyor.

Gerçeklerin çoğu özel gerçek. Bunlar genelleştiril(e)miyor.

Gerçekleri en çok medya çarpıtıyor.

Medyadan sonra politikacılar.

Resmi ideoloji denilen heyula bazı gerçekleri manipüle ediyor.

Sultan Vahidüddin ile ilgili söylenenlerin, yazılanların yüzde doksan dokuzu yalandır, yanlıştır. Bunlar, beyin yıkama metoduyla gerçekmiş gibi öğretiliyor.

Yakın tarihimizdeki bazı güçlü ve ünlü paşalarla ilgili acı gerçeklerin yüzde 99'u halk tarafından bilinmiyor.

İslam en büyük gerçek. Halka, çocuklara, gençliğe doğru dürüst öğretilemiyor.

Bazı kesimler gerçeklerle yalanları karıştırıp halt ediyor.

Gerçekler tahrif ediliyor.

Gerçeklerin tek tek söylenmesi, yazılması yeterli değildir. Gerçek incilerini bir ipe dizmek gerekir, işte o ipe dizme işi yapılamıyor.

Gerçeklerin sadece söylenmesi ve yazılması da yeterli değildir. Onları söyleyenlerin iyi bilmeleri, içyüzünü bilmeleri, onları işitenlerin o gerçekleri idrak edecek (algılayacak) kültüre ve vicdana sahip olmaları gerekir.

Her gerçek mutlak gerçek değildir. Mutlak gerçekle göreceli ve sübjektif gerçek birbirinden ayırt edilmelidir.

İslam hem benim gerçeğimdir, hem de mutlak gerçektir. Onun mutlak gerçek olduğunu, bunu anlayamayan ve kabul etmeyen insanlara anlatabiliyor muyum?

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.