27 Mayıs 2017 Cumartesi1 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:36Güneş 05:30Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:18
    • 16°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 10°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 10°C Ankara
    • 17°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 13°C Balıkesir
  • BIST: 97.533 -0.18
  • Altın: 145,745 1.21
  • Dolar: 3,5801 0.37
  • Euro: 4,0019 0.03

İstanbul efsaneleri

Aziz Üstel

Bu gün çoktan unutulmuş, ama yüz, yüz elli yıl önce dillerden düşmeyen İstanbul Efsaneleri vardı. Dededen toruna, ondan da kendi çocuklarına aktarılan bu öyküler kış gecelerinde, soba başında anlatılır da anlatılırdı.

Beyazıt Camii:

Beyaz Camii’nin temeli atılırken Mimarbaşı, Sultan Beyazıt’a,”Padişahım mihrabı nasıl yapalım?” diye sorar. Beyazıt Veli (1481-1512) “ayağıma bas mimarbaşı!” der. Mimarbaşı da padişahın ayağına basınca Kabe’yi görür. Hemen padişahın ayağına kapanır, mihrabı, Kabe’yi gördüğü yönde yapmaya başlar. Beyazıt Veli, mihrapta iki rekat hacet namazı kılar ve güzelce camiinin tamamlanması için dua eder.

Çubuklu:

Beyazıt Veli Hazretleri, şehzadeleri I. Selim’e (1512-1520), bir kızılcık çubuğu vererek bu günkü Çubuklu’ya diktirir. Şehzade Selim, “Yarabbim bu ağaç meyve versin ve meyvesi yeryüzünde herkesce beğenilsin!” diye dua eder. Bu duaya babası Beyazıt ve Şemseddin Hazretleri de amin der. Çubuk yeşerip meyve verir ve kızılcığının her bir tanesi tartıda beş dirhem çeker. Bu keramet Beyazıt’tan mı, Şemseddin’den mi yoksa şehzadeden mi bilinmez. Çubuklu’da yetişen kızılcıklar dünyada başka yerde yetişmez, Medine hurması kadar iri ve lezzetli olurdu...

“Diriler Yemeden Ölüler Yemez!”:

Efsaneye göe Yorgo’nun meyhanesinde toplanan kabadayılar kendi aralarında cesaret ve yiğitlik diye atıp tutarken, içlerinden biri, “öyle tanıdığınız, bildiğiniz bir yiğit var mı?” diye sorar. Kabadayılardan biri atılır hemen: “Ben varım. Ne istiyorsun?”

“Güvenebilir miyim?”

“Neye?”

“Cuma gecesi Karacaahmet Mezarlığı’nda helva pişireceğine!”

“Güvenirim. Hazırım helva pişirmeye.”

Mangalda kül bırakmayan kabadayı Cuma gecesi gerekli malzemeyi toplar, mezarlığın kuytusuna çöker, ateş yakar, helva pişirmeye başlar. Helva kıvamına gelince, yanıbaşındaki yer yarılır, mezarlıktan bir el uzanır tencereye doğru.

Kabadayı kılını bile kıpırdatmaz, kepçeyi kaptığı gibi mezarlıktan uzanan ele indirir var gücüyle, sonra da mırıldanır kendi kendine: “Diriler yemeden, ölüler yemez!”



İstanbul fıkraları

Yıllarca “İstanbul fıkraları” dillerden düşmez, İmparatorluğun en uzak köşelerinde bile ağızdan ağıza dolanırdı.

Aşısını alayım:

Adamın biri bahçesindeki inciri kesiyormuş. Komşusu görmüş, sormuş: “Niçin kesiyorsun?” Adam: “Nasıl kesmeyeyim? Şu dalında birinci karım kendini astı, ötekinden ikinci karım düşerek öldü. Sizin bahçeye sarkan dalda üçüncü karım fenalık geçirdi, dördüncü günü göçtü bu dünyadan. Şimdi de dördüncü karımı, ağacın dibinde yılan soktu!” Komşu hemen atılmış: “Allah aşkına sabret; aşısını alayım! Benim karıdan otuz yıldır çekiyorum!!”



Merhum bundan anlar

Tiflizade Efendi Kadıköy’de içtikten sonra Karacaahmet youluyla eski yaver Halil Paşa’nın kabri başına varmış. Kendini tutamayıp bir nara atmış! Olacak ya, devriye kolu yakındaymış. Gelip götürmüş Tiflizade’yi, Selimiye Komutanı’nın karşısına çıkarmış. Komutan bakmış, sakal yerinde, kerli ferli, yaşlıca bir adam:

“Orada ne yapıyordun?” diye sorar Tiflizade’ye.

“Fatiha okuyordum.”

“Bu nasıl fatiha?! Sen düpedüz nara atmışın be adam?!”

Tiflizade omuz silker:

“Siz Paşayı taımazdınız. Merhum bundan anlardı!”



Rakıdan efendi rakıdan!

Efendinin biri her akşam kafayı çeker öyle eve gider, yemeğini yer, yatarmış. Sabah uyanınca da “midem ağrıyor!” dediğinde, eşi alaycı bir gülümsemeyle “rakıdan efendi rakıdan!” dermiş. Adam tırnağını biraz derin kesse, cıgarayı ters tutup dudağını yaksa, saatinin direği kırılsa, içine sıkıntı bassa karısı, “rakıdan efendi rakıdan!” diye sırıtırmış. Adam kadının tutumundan, tavrından pek sıkılmış. Gene kadın bir gün çatmasını çatmış ve kocasının karşısına dikilmiş:

“Para isterim!” demiş.

“Yok!”

“Neden yok!”

“Rakıdan hanım rakıdan...”



Hoca yandı mı onu söyle?

Hoca yılgını çocuğun biri okulda uyuya kalmış. Arkadaşları onu korkutarak uyandırmak için bir yandan dürterek öte yandan da “Kalk, kalk!! Okul yanıyor oğlum okul yanıyor!!” diye bağırmaya başlamış.

Çocuk gözlerini açıp arkadaşlarına bakmış mahmur mahmur:

“Hoca yandı mı? Boş verin okulu; hoca yandı mı onu söyleyin!”

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.