23 Eylül 2017 Cumartesi2 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:19Güneş 06:45Öğle 13:04İkindi 16:26Akşam 19:09Yatsı 20:28
    • 19°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 12°C Afyon
    • 12°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 12°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 19°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 14°C Balıkesir
  • BIST: 104.123 0.12
  • Altın: 145,809 0.26
  • Dolar: 3,4910 -0.49
  • Euro: 4,1702 -0.46

Gençler evlenmiyor, evliler ayrılıyor

Abdulkadir Özkan

Açıklanan resmi rakamlara göre bir evliliğe karşı 7 boşanma oluyormuş.Yani evlilik kurumu giderek çöküyor. Elbette rakamlar ekonomik ve sosyal gelişmelerin ya da felaketlerin bulunduğu noktayı izah bakımından önemli verilerdir. Ancak, durumu tespit etmek yeterli değildir. Özellikle sosyal olayların ne noktada olduğunu, ne gibi sinyaller verdiğini tespit önemlidir ama meseleyi burada bırakmak sadece rakamlarla oynamak anlamına gelir ki derde derman olmazlar. Bu bakımdan ülke sorunlarını istatistik olarak tespit etmek gerekli olmakla birlikte var olan sorunların nasıl ve neden ortaya çıktığını araştırmak gerekir. Bu yapılmalıdır ki sorunların giderilmesi için nelerin yapılması gerektiği de doğru tespit edilebilsin. Eğer sorunları tespitle meseleyi bırakırsak o sorunlar hızla büyüyecek, kar topu misali yuvarlandıkça çığ halini alacaktır. Aslında medyaya yansıyan boşanma olaylarındaki artış sorunun bir çığ haline geldiğini, toplumsal yapının bu çığ altında ezilme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Sanıyorum insanımızın evlenmeden kaçınmasının -isterseniz buna korkmak da diyebiliriz- sebepleri vardır. Bu sebeplerin neler olduğunu doğru tespit etmek gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki örnek aldığımız Batıya benzeme arzusu ve bu yöndeki telkinler bizi giderek biz olmaktan çıkartarak onlara benzetiyor. Çünkü, en azından 40 yıldır Avrupa ülkelerinde doğumlar giderek azalıyor, bunun sonucu olarak genç nüfus yok olurken yaşlı nüfus artıyor. Çünkü, Avrupalı için evlilik eski önemini ve kutsiyetini kaybetmiş durumda. Evliliklerin yerini birlikte yaşamalar almış, böyle olunca da doğumlar azalmış, kısacası aile yapısı çökmüştür. Ülkemizde de şehirleşmenin, daha doğrusu kırsal kesimden şehirlere göç ile birlikte önce geniş ailelerin yerini anne, baba ve bir ya da iki çocuktan oluşan çekirdek aileler aldı. Çekirdek ailelerin çökmesi ise çocukların yalnız ve sahipsiz kalmasına sebep oldu. Denebilir ki çekirdek ailenin dağılmasının faturasını yavrular tek başlarına sırtlar oldular. Halbuki eski aile yapımızda anne- baba arasında sorunların ortaya çıkması ve ailenin dağılması çocukları ortada bırakmıyor büyükanne ve büyükbabalar torunlarını hemen kanatlarının altına alıyorlar, çocuklar aile sevgisinden yoksun büyümüyorlardı.

Bu bakımdan şehirleşme ve modernleşme olarak takdim edilen Batılılaşmanın en önemli etkisi aile üzerinde ortaya çıktı. Önce aileler küçüldü, sonra bu küçülen çekirdek ailelerde yıkılmaya başladı. İnsanlar artık evliğin sorumluluğunu taşıyamaz hale geldiler. Sadakat ve sorumluluk duygularının zayıflaması ile ferdiyetçilik ön plana çıktı. Eğer çekirdek aile yapısını koruyabilseydik yinede toplumsal sorunlar çok fazla ortaya çıkmazdı. Ne var ki çekirdek ailedeki gerileme ile birlikte sevgisiz, sahipsiz büyüyen çocuk sayısı toplumumuzda artmaya başladı. Sevgisiz yetişmiş bir yavrudan çevresine sevgi saçmasını beklemek haksızlık olmaz mı? O yavruların şu ya da bu şekilde suça bulaşmaları halinde bunun tek sorumlusu olarak o yavruları göstermek doğru olabilir mi?

Demek istediğim o ki medyaya da yansıyan evlilikler azalırken boşanmaların hızla arttığına dair haberler üzerinde devlet olarak durulması, ailenin çökmesinin sebeplerinin araştırılması ve bu sebeplerin giderilmesi için acil tedbir alınması gerekiyor.

Unutulmaması gereken hususların başında aile yapımızdaki çözülme ve dağılmanın kendimizi Batı taklitçiliğine kaptırmış olmamız geliyor. Çünkü, Batı taklitçiliği kendi medeniyet değerlerimizin terk edilmesi, bunun yerine Batılı değer yargılarının oturtulması anlamına geliyordu. Her halde Batı medeniyeti kendi toplumunu ailenin giderek yok olduğu bir noktaya getiriyorsa onun taklitçilerinin de bundan korunması mümkün olmazdı. Olmadı da. Gerçekten ailemizi ve toplumu sağlam temeller üzerine oturtmak istiyorsak bunun tek sağlıklı yolu kendi medeniyetimizin değerlerine dönmek, taklitçilikten vazgeçmektir. Aksi halde her sene açıklanan istatistik rakamları işimizin daha da kötüye gittiğini gösterir ve bize de bunları sürekli tekrarlamak düşer.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.