19 Ekim 2017 Perşembe28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:47Güneş 07:13Öğle 12:56İkindi 15:55Akşam 18:26Yatsı 19:46
    • 16°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • 5°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 10°C Ankara
    • 18°C Antalya
    • 13°C Artvin
    • 20°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 108.434 1.41
  • Altın: 151,343 -0.06
  • Dolar: 3,6580 -0.38
  • Euro: 4,3278 -0.02

Fransız kalmak deyimi nereden çıktı?

Aziz Üstel

Başbakan Erdoğan “Fransız kalmak” deyimini Avrupa’nın göbeğine yerleştirdi yerleştireli, neredeyse bütün yabancı basın bu lafın nereden çıktığını tartışıyor.

Gerçekten, nereden çıktı bu “Fransız kalmak” deyişi, kim söylemiştir ilk kez? Türk insanı ne zaman ve nasıl tanışmıştır “Fransız kalmak”la?

Kimilerinin belirttiği gibi rahmetli Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın, Marksist teori ve pratikle ilgili söylediği, anlatması çok uzun sürecek ama bir bakıma, Fransızların konuyla ilgili bilgisizliğini vurgulayan laflarını Dev-Sol’un, kendi yorumlarını da ekleyerek dilimize soktuğu bir deyim midir? Yoksa Hollanda’da Flamanların, Fransa kökenli Volon’ları aşağılamak için “Yahu lafımı niçin anlamıyorsun? Flamanca konuşuyorum, Fransızca değil!” deyişinden mi kopup gelmiş bizim dilimize girmiştir?

Bilemem.

Ama Fransız kalmak deyimini edebiyatta ilk kullanan Barones Emmushka Orczy’dir. Sokaklarda oluk oluk kan akıtan, 1789 Fransız devrimiyle ilgili yazdığı “Scarlet Pimpernel” adlı romanın kahramanı bir İngiliz soylusudur. Paris’e kılık değiştirerek, sahte kimliklerle girip giyotinin keskin ağzından Fransız soylularını kaçırır, İngiltere’ye götürür. İşte bu eserde İngiliz soyluları, yanlış bir iş yapan, saçmalayan, aptallıklar sergileyenlere “Amma da Fransız’sın!” derler sürekli olarak.

Ha bu romandan, oyundan ya da çevrilen filmlerden mi gelip yerleşmiştir Türkçe’ye, bilen varsa beri gelsin.

Şimdi önemli olan, Sarkozy’den kurtulmak isteyen Fransız sosyal demokratları ve Fransızlar’dan hiç hoşlanmayan milyonlarca Avrupalı için çok güzel bir malzeme oluşturması Erdoğan’ın “Fransız kaldınız!” demesi.

Bayan Popo’nun Türkiye öfkesi

Kim Kardaşyan adında, mabadının büyüklüğü ve de sevgilisinin cep telefonuyla çektiği seks kasetinin internete düşmesi sonucu ünlenen Hollywood yıldızcığı, Cosmopolitan adlı, bir zamanlar dünyanın en çok satan ve de okunan kadın dergisine kapak olmuş. Derginin Türkiye’de yayınlanan tıpkıbasımında tabi bu kadın kapakta boy gösteriyor. Sözde Ermeni soykırımını Türkiye kabul etmiyor diye, resminin Türkiye’de yayınlanmasına pek bozulmuş! Şaka gibi değil mi?

Her şeyden önce, belirli bir saygınlığı olan, Helen Gurley Brown gibi efsane bir genel yayın yönetmeninin elinde, onlarca yıl milyonlarca kadının yaşamına yön veren bu derginin, cinselliği sömürmenin ötesinde hiçbir özelliği olmayan Kardaşyan’ı kapak yapması, Cosmopolitan’ın, nerden nereye geldiğini göstermesi açısından çok anlamlı! Dahası Kardaşyan gibi biri soykırım tezine destek vermez köstek olur. Herhalde konuyu ciddi ve tarihsel boyutlarıyla tartışmak isteyenler, pek üzülmüştür, bugüne değin seks kaseti ve mabadıyla adından söz ettiren Kardaşyan’ın, Ermeni soykırımı nedeniyle gündeme gelmesine.

Devlet Tiyatroları kapatılmalı mı?

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, devlet tiyatrolarıyla ilgili olarak “gelecek olan soru şu: Devlet hala bu kurumu taşımak zorunda mı? Bugünkü Türkiye’de devletin kadrolu sanatçısı olması gerekli mi. Cari giderlerden kurtulsak, özel tiyatrolara destek versek daha anlamlı olur” demiş, çok da doğru söylemiş.

Bu açıklamasını Sümeyye Erdoğan’a geçen akşam Genç Osman oyunu sırasında yapılan saygısızlıkla karıştırmamak gerek. Devlet tiyatrolarının kapatılması, otuz yıldır tartışılır Türkiye’de.

Devlet tiyatrosunun devam etmesi gerektiğini savunanlar, sanatsal yönü ağır basan ama salonları doldurmayacak oyunları ancak ödenekli tiyatroların sahneleyeceğini söylerler. Ama devlet, özel tiyatroların bu tür oyunları sahneledikleri sürece ödenek alabileceklerini şart koşarak bu savı rahatça çürütebilir.

Maaşlı yani memur sanatçı ancak totaliter rejimlerde vardır. Zaten “memur” sözcüğüyle “sanatçı” sözcüğünü aynı cümlede kullanmak bile gerçek sanatçılar için ayıptır. Nasıl “devlet sanatçısı” olmak bir garabetse, sanatçının memur olması da eşyanın doğasına aykırıdır.

Sanatına, yeteneğine güvenen açar tiyatrosunu doldurur salonunu. Vatandaşın vergisiyle oyunculuğu tartışılır onlarca kişiyi maaşa bağlamak saçmalığını daniskasıdır günümüzde.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.