Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

YSK ve bürokratlar... AK Parti’ye karşı el ele!

YSK ve bürokratlar... AK Parti’ye karşı el ele!

“Sel” gider, geriye “kum” ve “balçık” kalır... “Yangın” olur, “deprem” olur, geriye “harabe” kalır... Peki, YSK’dan geriye ne kaldı?.. “Kocaman bir hiç!..” Önceki günkü gazeteleri görmüşsünüzdür... Manşetler şöyleydi: 72 saate ağır fatura!.. Kaosun bedelini kim ödeyecek?.. Peki bu stresi neden yaşadık? Boşuna gerildik!.. Gerginlik kâr kaldı!.. Elde var kaos!.. Boş yere kriz!.. Kaosa kalkan 11 el, indi!
Gördüğünüz gibi; bütün gazeteler; Ağa ile Kâhya’nın hikâyesine gönderme yapıp; “Biz bu b.ku niye yedik?” demeye getirmişler!..

Evet, boşuna gerildik!.. Evet, “ağır fatura” ödedik!.. Evet, 72 saat boyunca “stres” yaşadık!..

YSK’daki 11 el, gerçekten de “kaos”a kalktı ve ülkeye 72 saat boyunca “azap” yaşattılar.

İlk gün “BDP’nin desteklediği bağımsız adaylardan 7’sinin seçime giremeyeceğini” açıklayan YSK; kararı “protesto” eden BDP’lilerin, ülkeyi “yangın yeri”ne çevirmesinden, Bismil’de İbrahim Oruç adlı bir lise öğrencisinin ölmesinden, mağazaların yıkılıp-yakılmasından, yani “aşırı şiddet” gösterilerinden sonra “geri adım” attı ve dedi ki; “7 bağımsız adaydan 6’sı seçime girebilir!”

KAZANMAK İÇİN YAK!

Tamam, bunu demekle “kriz çözüldü” çözülmesine de, kafalarda oluşan “imaj” ne?..

Bütün millet diyecek ki;

“Eğer başarmak istiyorsan, direneceksin!.. Kazanmak istiyorsan vuracak, kıracak, yakacak ve yıkacaksın!.. Hakkını elde etmek istiyorsan; zor kullanacak, şiddete başvuracaksın!.. Bununla da yetinmeyecek, dağa çıkmakla tehdit edeceksin!

Yoksa, başaramazsın!..”

Kafalarda “böyle bir imaj”ın oluşmadığını hiç kimse iddia edemez!.. Zaten bu imaj oluştuğu için, bazı gazeteler manşet attılar:

“Yaktılar!.. Yıktılar!.. Kazandılar!”

“Devlet teröre boyun eğdi!”

“İyice azıttılar... Nerede bu devlet?”

Peki, böyle bir “imaj”ın oluşmasına yol açan kimdir?... Elbette YSK!..

YSK, sadece “kamuoyu”nun kafasında böyle bir imaja yol açmakla kalmamış, aynı zamanda BDP’lilerin eline de “büyük bir koz” vermiştir!..

Hiç şüpheniz olmasın ki; BDP’li adaylar, belki “miting meydanları”nda açıkça söylemeyecektir ama, “kapalı kapılar ardında”ki toplantılarında “Kürt halkı”na şu mesajı vereceklerdir:

“Gördünüz işte; direnmeyince başarılı olunamıyor... Direndiniz ve kazandınız!.. Seçimlerde de aynı direnci gösterin ve bizleri Meclis’e gönderin!..”

Seçim sürecinde bu “propaganda”yı yapacaklarından, adım kadar eminim!..

Peki, “BDP’li bağımsızlar”ın eline bu kozu veren, devletin yumuşak karnını gösterip, bunun şiddet kullanarak delineceğini, yani “devletin dize getirileceğini” gösteren kimdir?..

Elbette YSK’nın 11 üyesi!..

YSK; “şiddete göre değişen” kararıyla, BDP’lilere “koz” vermiş, “güç” vermiş, “taktik” vermiş ve bir anlamda “BDP’nin ekmeğine yağ sürmüş”tür!..

Göreceksiniz; BDP, bu “koz”u tepe tepe kullanacak, “mağdur edebiyatı”na sarılacak ve Meclis’e “daha çok milletvekili” sokacaktır!..

Yani, “önlenmek istenir gibi” gösterilen BDP, daha da güçlendirilmiştir!..

AK PARTİ’YE KARŞI KIŞKIRTMA!

Bu, olayın bir boyutu...

Gelelim ikinci boyutuna...

Geçenlerde, Akit’in sürmanşetinde bir haber vardı... “Başörtülüye kürsü engeli” başlıklı haberde deniliyordu ki;

“Adana’da Polis Haftası sebebiyle düzenlenen şiir yarışmasında birinci olan Şaziyenur Erdoğan, başörtülü olduğu için kürsüye çıkarılmadı...

Şaziyenur Erdoğan, büyük bir sevinçle katıldığı törende, sahneye çıkarılmayınca gözyaşlarına boğuldu. Şaziyenur’un Polis Haftası dolayısı ile düzenlenen yarışmada birincilik ödülünü kürsüden almasının Emniyet Müdürü Mehmet Salih Kesmez’in talimatı ile engellendiği bildirildi.

Gözü yaşlı öğrenciye ödülü, seyirciler dağıldıktan sonra bir polis memuru tarafından verildi!..”

Haberin devamında, Adana Emniyet Müdürü Mehmet Salih Kesmez’in görüşlerine de yer verdik...

Kesmez diyordu ki; “Resmî bir tören olduğu için böyle bir uygulamaya gittik... Ailenin gönlünü aldık!”

Haberi verdiğimiz gün, “telefon” yağdı Akit’e... “Bu, ne rezalet?” diyordu okurlarımız; “İktidarda AK Parti mi var, yoksa CHP mi?..”

Görüyorsunuz ya;

Bir “bürokrat”ın yaptığı “densizlik”ten, hemen “iktidar” sorumlu tutuluyor!.

Yani, “olgu” başka,

“Algı” başka!..

Sen, istediğin kadar;

“Bir emniyet müdürünün yaptığı densizlikle iktidarın ne ilgisi var?” de!..

Ki, telefon açan okurlarıma; “Ama Müdür Bey özür dilemiş” dedim!..

“Yere batsın onun özrü!” dediler;

“Kim duydu bu özrü?.. Anne duydu, baba duydu!.. Peki, o koskoca alanda, yüzlerce davetli önünde onuru kırılan, hayal kırıklığı yaşayan, dünyası yıkılan genç kız ne olacak?..

Sadece anne-babadan değil, o kalabalık önünde o genç kızdan özür dileyecek ki, kabul edelim özrünü!..

AK Parti, böyle adamları mı Emniyet Müdürü yapıyor?.. Yıllardır aşağılandığımız, horlandığımız, hakarete uğradığımız yetmedi de, AK Parti iktidarında da mı horlanacağız?”

Bu “düşünce”de olan insanlara;

Gel de anlat, gel de “Erdoğan’ın kabahati ne?” de!..

Adam, “Oy verirken, bir daha düşüneceğim” diyor da, başka şey demiyor!..

Haksız da sayılmaz!..

Olayın, “AK Parti” ve “Erdoğan” ile uzaktan-yakından ilgisi yok ama “iktidarın atadığı” bir bürokrat böyle bir “densizlik” yapınca, “fatura” iktidara çıkarılıyor!..

Sizin anlayacağınız;

A.N. Sezer döneminde icat edilen “kamusal alan” saçmalığını devam ettiren bir “bürokrat” yüzünden, AK Parti’nin altı oyuluyor!..

Lütfen dikkat;

Birileri “BDP’nin önünü açmaya” çalışırken, birileri de “AK Parti’nin altını oymaya” gayret ediyor!..

Acaba; “bilerek” mi,

Yoksa “farkında olmadan” mı?..

SALDIRIYA UĞRAYANA GÖZALTI!

Adana’dan söz açmışken, yine Adana’dan, yine Adana Emniyet Müdürü’nden bir örnek daha vereyim...

YSK’nın “veto” kararı üzerine sokaklara fırlayıp “şiddet gösterileri” yapan BDP’liler, bir ara, “Mustazaf-Der” derneğinin “Adana Şubesi”ne de saldırırlar!..

“Cam”ları, “çerçeve”leri indirmekle kalmazlar, “kapı”yı kırıp, içeride ne varsa yıkarlar, kırarlar, dökerler!..

Bir yandan da bağırırlar;

“Bunlara Adana’da yer yok!.. Bunlar Adana’dan kovulsun!.. Bu İslâmcılar bize çok zarar veriyor!”

Mustazaf-Der’den rahatsız olmakta haksız sayılmazlar... Çünkü, Mustazaf-Der temsilcileri, özellikle “bölge”de; “PKK’nın önündeki en büyük engel”lerden biridir!..

PKK “Marksist-Leninist Kürtler”i temsil ederken, Mustazaf-Der mensupları “Müslüman Kürtler”i bilinçlendirmeye çalışır!..

İşte bu yüzden;

PKK ve Mustazaf-Der arasında, öteden beri “kıyasıya bir mücadele” vardır!..

Özetleyecek olursak;

Gözlerini “öfke, şiddet ve kan” bürümüş PKK sempatizanlarının Mustazaf-Der binasına saldırması gayet normaldir!..

Normal olmayan ise şu:

“BDP’lilerin saldırısı”nı haber alan Mustazaf-Der üyeleri, hemen olay yerine gelirler ve “saldırgan”larla aralarında “arbede” çıkar!..

Kapışmadan bir süre sonra “polis” gelir ve başlar Mustazaf-Der’cileri “gözaltı”na almaya!..

Karşı çıkarlar tabiî!..

“Saldırıya uğrayan biziz!.. Ama suçlu muamelesi gören de biz!.. Siz niye saldırganları yakalamıyorsunuz da, gelip bizi alıyorsunuz?”

Adamlar haklı!..

Sen, “ortalığı yıkıp-yakan” PKK sempatizanlarının peşine düşmek yerine, kalkmış “saldırıya uğrayan” insanları gözaltına alıyorsun!..

Neyse, kısa süre sonra serbest bırakılmışlar!.. Ama, “PKK sempatizanı saldırganları” ara ki, bulasın!..

Mustazaf-Der yöneticileri, telefon edip, bu durumdan yakınıyorlardı:

“Adana’da saldırıya uğrayan, şubesi tarumar edilen biz!.. Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde molotoflu saldırıya uğrayıp, dernek başkanı A. Latif Durna ölümün kıyısından dönen biz!.. Yani, mağdur olan biz, ama suçlanıp, gözaltına alınan yine biz!”

Ne düşünüyorlar, biliyor musunuz;

“Bütün bunlar, “referandum” oylamasında “Yetmez Ama Evet” dediğimiz için mi geliyor başımıza?.. Polis tarafından “el üstünde tutulmak” için, biz de mi “Hayır” demeliydik, biz de mi “Boykot” uygulamalıydık?..

Öyle ya;

Ortalığı “kan gölü”ne çeviren “PKK sempatizanları” el üstünde tutulurken, “gözaltı”na alınan, hesap sorulan biz oluyoruz!..

İnanın, bize gönül verenler; bütün bunlardan sonra, ciddi ciddi düşünmeye başladı: Acaba seçimlerde hayır mı desek?!?”

Görüyorsunuz değil mi;

Yine Adana, yine aynı bürokrat!..

Ve yine fatura AK Parti’ye!..

Merak ediyorum;

Bir yandan “YSK’nın hakimleri”, bir yandan Adana Emniyet Müdürü Mehmet Salih Kesmez gibi “bürokrat”lar, “el birliği” yapıp, “AK Parti’nin altını oymaya” mı çalışıyorlar acaba?..

Sadece “AK Parti’nin altını oymakla” kalmıyorlar, aynı zamanda BDP’lilerin eline “koz” da veriyorlar!..

Şu hâle bakın;

Hem onların “mağdur edebiyatı” yapmalarına zemin hazırladılar, hem de önlerindeki “Mustazaf-Der engeli”ni temizleyip, yollarını açtılar!..

Dahası; Mustazaf-Der’e gönül verenler ile AK Parti’yi karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar ki; buna, “Bir taşla iki kuş” değil, “Bir taşla üç kuş vurmak” derler!..

Buna yol açanlar “11 el” veya “Emniyet’li el”ler midir, yoksa “gizli bir el” midir, orasını anlayamadım!..

Ama, bir “el” var!..

O el; “PKK sempatizanları”nın sırtını sıvazlarken, “başörtülü öğrenci”nin kürsüye çıkmasını engelliyor, Mustazaf-Der mensuplarının elini-kolunu bağlıyor!..

BAHÇELİ NİYE KÖPÜRDÜ?

Bütün bunlara bakıp, “paranoya” içinde olduğumu, “komplo teorisi” uydurduğumu söyleyebilirsiniz... Ama, elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin; Devlet Bahçeli’ye “o sözü” söyleten kimdir?..

“Türkiye; ülkeyi terörizmle tehdit eden bir avuç çapulcuya teslim edildi... PKK’nın siyasal ucu provokasyon yapıyor!”

Bunu söylemekle kalmadı, baktı ki “çatışma”yla, “terörizm”le sonuç elde ediliyor, o da başladı “tehdit” savurmaya;

“Sayın Başbakan kalkıyor; argo bir üslupla, ‘Bin-iki bin kişiyi şu partiler Taksim’e getiriyor, biz istersek beş-on bin kişiyi karşılarına çıkarırız’ diyor. Kimin karşısına kimi çıkartıyorsun. 9 yıllık iktidarında geleceğin bir devrim ordusuna nüve teşkil edecek milis mi yetiştirdin? Sayın Erdoğan on bin milisinle Taksim’e gel, ben de bin Bozkurtumla oraya geleyim. İnanıyorum ki Kasımpaşa’ya kadar ardına bakmadan kaçacaksın. Onun için aklını başına al, kuru sıkı atma, sözde kabadayılık yapma.”

Bahçeli, acaba niye bu kadar öfkelendi, niye bu kadar celallendi?..

Çünkü, Erdoğan’ın kastı;

YGS’deki “şifre” iddialarını “protesto” eden “bindirilmiş tayfalar”aydı!.. Ki, onların başını da “Perinçek’in İP’lileri” çekiyordu!.. Peki, Bahçeli niye “alınganlık” gösterdi de, aniden kükredi?..

“AK Parti’yi yıpratmak” için herkes bir “bahane” arıyor ya, Bahçeli de baktı ki, “kazanmak için şiddet” gerekiyor, başladı esip-gürlemeye!..

BDP’liler, nasıl ki; “PKK sempatizanı militanlar”ını saldı ortalığa, Bahçeli de “MHP’nin Bozkurtları” ile tehdit etmeye başladı!..

BDP’liler, “tehdit” ve “şiddet”le sonuç aldılar!.. Ama MHP, “Bozkurt tehdidi” ile sonuç alır mı, bilemem!..

Yalnız, itiraf edelim ki;

YSK, “şiddet yolu”nu açmış, “şiddet gösterilerine boyun eğen” kararı ile, “Ne kadar şiddet, o kadar başarı” imajının oluşmasına zemin hazırlamıştır!.. Şimdi de, Bahçeli “o yoldan” yürümeye başlamıştır!..

Gördüğüm, düşündüğüm budur!..

İsterseniz “paranoyak” deyin!..



Cuma namazının kazası!!!

Arkadaşlar “espri” yapıyor sanmıştım... “CHP’li biri”nin, “Cuma namazının da kazası olur” dediğini söylediklerinde; bunun bir “internet geyiği” olduğunu düşünmüştüm...

“İnanmıyorsan, gel dinle!” dediler... Dinleyince kulaklarıma inanamadım... CHP Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş, çıkmış Sky TV ekranlarına; “Cuma namazı saatinde seçim bildirgesi açıklanması”yla ilgili soruları cevaplandırıyor.

Hurşit Güneş; “Kocaeli’ndeki hemşehrilerim beni iyi tanırlar” diyerek giriyor söze ve diyor ki; “Biz CHP’liler özel yaşantımızla, siyasal işlevlerimizi birbirine karıştırmayız!”

Sonra devam ediyor: “Lütfen bunu tartışma konusu yapmayalım!.. Eğer böyle bir sıkıntıları varsa; kaza etsinler!!!.. Cuma namazı kaza edilmez değil, her namaz gibi Cuma namazı da kaza edilir!!!”

Dedim ya, kulaklarıma inanamadım...

Şu hâle bakın; CHP Genel Başkan Yardımcılığı koltuğunda oturan Hurşit Güneş gibi bir profesör, “özür” dileyecek yerde, kalkmış “fetva” veriyor: “Cuma namazı da kaza edilir!”

Yuh artık!.. Adam koskoca profesör olmuş ama, “Cuma namazının kazasının olmadığını” bilmiyor!..

CHP’nin, “dinden kopuk” bir parti olduğunu söyler ama, kimseciklere duyuramazdım... Alın size ispatı!..

Hem de, kendi ağızlarından!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi