26 Temmuz 2017 Çarşamba29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:58Güneş 05:47Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:35Yatsı 22:15
    • 32°C Adana
    • 34°C Adıyaman
    • 28°C Afyon
    • 25°C Ağrı
    • 28°C Amasya
    • 28°C Ankara
    • 34°C Antalya
    • 26°C Artvin
    • 29°C Aydın
    • 30°C Balıkesir
  • BIST: 107.406 0.34
  • Altın: 142,615 -0.63
  • Dolar: 3,5605 -0.08
  • Euro: 4,1415 -0.27

Rüzgar ekme, fırtına biçme

Ahmet Taşgetiren


Ne denilmiş:

"Rüzgar eken fırtına biçer."

Bu söz, Kürtçü siyasetle terör arasındaki ilişkiyi düşününce aklıma geliyor.

"Kürtçü siyasetin Kürt sorununun çözümü için nihai hedefi nedir" diye sorulduğunda neler söylenebilir?

Denebilir ki, güçleri yetse ayrılığı düşünebilirler.

Ama güçleri birkaç açıdan yetmiyor.

Bir, dünya konjonktürü böyle bir imkânı vermiyor.

İki, Kürtler ve Türkler o kadar birbirine kaynaşmış ki, bu yapıyı ayrıştırmak, büyük acıları davet etmek anlamına geliyor.

Ve üç, sırf Kürtler'in yaşadığı bölgenin sınırlarını çizmek kolay değil, ayrıca ülkenin doğusunda Kürt yoğunluğu olsa bile, Batı'daki birçok şehirde de yaygın Kürt nüfusu var ve bunların, bir mübadele ile yer değiştirmesi korkunç bir proje niteliğinde.

O zaman, geriye en nihai hedef olarak, yer yer özerk bölge formülü uygulamakla birlikte, yine de bir arada yaşama formülü kalıyor.

Yani ne yapsanız, Türkler'le Kürtler'i birbirinden koparamayacaksınız.

Buna bir de, kaçınamayacağınız komşuluk ilişkilerini eklerseniz, iç içe yaşamaya mahkumiyet diye bir şey ortaya çıkıyor.

Bu durumda, "rüzgar ekmek" aklı başında bir politika olarak görülüyor mu?

Türkiye'nin geldiği noktada şöyle bir vakıa var:

AB ile uyum süreci içinde, siyaset üzerindeki askeri vesayet önemli ölçüde azaldı. Kopenhag kriterleri, bunu kaçınılmaz kılıyordu.

Ama Kürtçü siyasette durum farklı.

O siyasetin üzerinde gittikçe artan bir terör örgütü baskısı bulunduğunu kim inkâr edebilir?

Ben, terör örgütünün baskısının, bir devletin silahlı gücünün vesayetinden çok daha vahşi sonuçlar vereceğini düşünürüm. Çünkü ne de olsa devletin askeri gücü, hukukla bağlı kalır. Nitekim, Ergenekon davalarında birçok olayın asker kökenli zanlısı hesap veriyor.

Ama bunu terör örgütü için düşünemezsiniz.

O zaten başına buyruk bir güçtür. Tamamen illegalite alanındadır. Kendi iç yaptırımlarından başka sorumluluk duymaz.

İşte o güç, PKK olarak, KCK olarak, şimdi, Kürt siyaseti üzerinde ve oradan yola çıkıp Türkiye siyaseti üzerinde terör estiriyor.

Sorun, siyaset alanındakilerin bu olguya nasıl baktıkları ile ilgili?

Şu anki görüntü, BDP ve onun çizgisinde siyaset yapanların, terör örgütü ile kol kola durduğu şeklinde.

Son veto olayında örgütün uzantıları, BDP'nin milletvekilleri ile yan yana, toplum üzerinde terör estirdiler.

Polis panzerlerinin yanında, kamu binaları, otobüsler, bankalar, iş yerleri kundaklandı.

Bir banka şubesine atılan molotofkokteyllerinin çıkardığı yangında, hamile kadınlar, çocuklar, yanma, dumandan boğulma tehlikesi atlattılar. İşyerlerine verilen zararın haddi hesabı yok.

Ekranlara yansıyan görüntülerde elinde molotofkokteyli taşıyan yüzü maskeli militanlarla, BDP'li milletvekilleri ya da bağımsız adaylar yan yana yer almaktaydılar.

Ne yaptı siyasetçiler?

Hakşinas olalım:

Olaylar yatıştıktan sonra, mesela Selahattin Demirtaş, tepkilerin demokratik çerçevede kalması gerektiğini, mala-cana zarar verilmesini onaylamadıklarını söyledi.

Peki bu yeterli mi?

Bence değil.

Görünen şu ki, BDP cenahı, bu sokak terörünü elde bir gibi tutmakta yarar görüyor. "Bunlar olmasa, veto geri alınmazdı" gibi bir mantık devrede tutuluyor.

O yan yana fotoğraflar, maalesef bir birlikteliği resmediyor.

Ben işte buna "Rüzgar ekmek" diyorum. Rüzgar ekildi, ekiliyor, bunun fırtınaya dönüşmesi kaçınılmaz. Üstelik bu fırtınanın, zaman içinde, rüzgarı ekenleri de alıp sürüklememesi mümkün değil.

Evet, orada çılgın bir yapılanma oluşuyor.

Genç insanlar, öfke yüklene yüklene, kontrol edilemez hale geliyor.

Bu işin sorumluluğunun bir kısmı, belki önemli bir kısmı devletin de payına düşebilir.

Ama, terörize edilmiş bir genç topluluğu, siyasi malzemeye dönüştürme hesabını da görmezden gelemeyiz.

Ben diyorum, bu gençlere yazık oluyor.

Ben diyorum, bu gençlerin içinden bir tane yetişmiş insan çıkmaz.

Bunlar kayıp nesildir.

Ne yazık ki, bu kayıp neslin oluşumunda, Kürt siyasetçilerin hesapçılığı da rol oynamaktadır.

Ve şunu da söyleyelim, üretilen canavar, yarın onu üretenleri de yiyecektir.

Bu terörize edilmiş kitleyi hangi durumda ne yapacağınızı tasarlamak zorundasınız.

Derim ki, hâlâ etkileyebilme gücünüz varsa, bu gençleri sokaktan çekin ve onlara, kendilerini yetiştirme vasatı hazırlayın. Devleti, iktidarı böyle bir imkânı hazırlaması için zorlayın.

Türkiye, gök ekinleri biçile biçile gelen bir ülke. Yetsin artık.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.