16 Ocak 2017 Pazartesi18 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:49Güneş 08:20Öğle 13:21İkindi 15:46Akşam 18:09Yatsı 19:34
    • 14°C Adana
    • 8°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 2°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 6°C Artvin
    • 10°C Aydın
    • 8°C Balıkesir
  • BIST: 81.901 0.46
  • Altın: 146,149 1.95
  • Dolar: 3,7772 0.63
  • Euro: 4,0057 0.46

Bunak ihtiyar ölmüyor

Ahmet Kekeç

Marquez ne güzel anlatır: Her pisliği yapmıştır, handiyse ülkeyi işkenceden geçirmiştir, “sürek avları” düzenlemiştir, sonu gelmez cinsel ihtiraslarıyla gencecik bedenleri telef etmiştir...

Ölüm döşeğindedir de, bir türlü ölmez...

Ölemez...

Marquez’in anlattığı bu bunak diktatör, bizim ölmek bilmeyen statükomuza ne çok benziyor.

Hayır, Kılıçdaroğlu’nuza çakmayacağım bugün. Hemen kâğıda kaleme, klavyeye sarılmayın. Bana ayırdığınız zamanı, Marquez’in bunak diktatörü resmettiği “Başkan Babamızın Sonbaharı” romanını söktürmek için harcayın. Hayatta doğru dürüst bir iş yapmış olursunuz.

Haa, “Şu Çılgın Türkler” üslubunun kolaylığını alıştırıldığınız ve soyutlayabilme melekelerinizi kaybettiğiniz için, ilk elde nüfuz edemeyebilirsiniz.

Kazık bir kitaptır.

Üstelik, Tomris Uyar çevirmiştir.

Tomris Uyar’ın öykülerini (ve dil yordamını) bilmiyorsanız, zaten hiç kalkışmayın, anlayamazsınız.

En iyisi, bunak statükonuzla ödeşen yazarlara küfretmeye devam edin...

Daha kolay, daha az riskli bir iş yapmış olursunuz...

Marquez, “adsız çocuklar” üzerinden şöyle bir değinip geçer: Bunak diktatörlerin (devletlerin) hoşuna gitmeyen üç temel günahtan biri, “verili olana” itiraz etmektir. Yani, statükoyu değiştirmeye çabalamaktır.

İtirazcıların başına neler geldiğini görmek için, Latin Amerika’ya, Marquez’e, “büyülü gerçekçilik dünyasına” gitmenize gerek yok.

Etrafınıza bakın...

Menderes, tek parti döneminin doktrine ettiği alışkanlıklara karşı, itirazcı bir tutumu benimsediği ve halkın değer tercihleriyle barışık bir siyasetin izini sürdüğü için kaybetti.

Kaybettirdiler...

Kaç suikast teşebbüsünden kurtulduğunu bilmiyoruz.

Ecevit de, ilk dönem, siyasetini “itiraz” temeli üzerine kurmuştu.

Sistemle (statükoyla) niza halindeydi; gerçek solculuğun resmi ideolojiyle ödeşerek mümkün olabileceğini savunuyor, “devrimlerin yoksul halkın derdine derman olamayacağını” söylüyordu. Şapka devrimine takmıştı mesela... “Şapka devrimi ne getirdi? Hiç...” diyordu.

Fakat, mukavim değildi.

Maruz kaldığı birkaç suikast teşebbüsü gözünü korkuttu. Bir zamanlar, kendisini Şili’nin devrik lideri Allende’ye benzetiyordu. Herhalde Allende’nin akıbetine uğramak istemedi... “Ne kazandırdı?” dediği altıgen kasketin altına gizlendi ve kamufle oldu.

Nurlu Süleyman ise, “yoklama” safahatında kaldı.

Statükonun “derinliğini” ilk görenlerden ve ilk yan çizenlerdendir.

Şöyle bir dokundu ve çekildi.

Daha doğrusu, bütün silahlarıyla birlikte teslim oldu.

Rahmetli Özal savaştı. Ama kaybetti. Kaybettirdiler. Birkaç suikast teşebbüsünden kurtuldu. Sonuncusuna boyun eğdi. Öldü mü, öldürüldü mü, hâlâ muammadır.

Bu arada statükomuz eskidi, yaşlandı, bunadı...

Fakat, ölüm döşeğindeyken bile eylemlerine devam ediyor. Danıştay suikastı, Hrant’ın öldürülmesi, darbe planları, Zirve Kitabevi katliamı, vs...

Ergenekon’dan vuruyorsun, ölmüyor... Anayasayı değiştiriyorsun, ölmüyor... Kuvvet erkleri arasındaki hiyerarşiyi ortadan kaldırıyorsun, ölmüyor... Yasalarla enterne ediyorsun, ölmüyor... AB standartlarıyla köşeye sıkıştırıyorsun, ölmüyor.

Kolay kolay ölmeyecek.

Nitekim, önceki gün “suikastçı” kılığında kafa çıkardı ve “Ben buradayım” dedi.

Maksat, “Kurucu Meclis” işlevi görüp anayasayı değiştirecek 13 Haziran parlamentosunu engellemek ve öldürücü darbeyi bertaraf etmek.

Kastamonu’da, Başbakan’ın konvoyuna yapılan saldırının anlamı budur.

Başka da bir şey değildir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.