17 Ekim 2017 Salı26 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:45Güneş 07:11Öğle 12:57İkindi 15:57Akşam 18:29Yatsı 19:49
    • 20°C Adana
    • 10°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • 1°C Ağrı
    • 2°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 7°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 13°C Balıkesir
  • BIST: 106.474 0.23
  • Altın: 151,840 -0.28
  • Dolar: 3,6440 0.37
  • Euro: 4,3033 0.16

Kürşat Bumin Bence Haksız

Cemal Nar

Kürşat Bumin Milli Eğitim Bakanlı Tebliğler Dergisi'nde yayımlanan ilk ve ortaöğretim kurumlarında "kutlanacak gün ve haftalar"ı gündeme getirmiş. Hepinizin bildiği bazılarından örnek de vermiş.

Maksadı sözü şuraya getirmek:

“Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu imzalı genelgede önce bu yıl uygulanmaya başlanan "Değerler Eğitimi" (?) hatırlatıldıktan sonra, günler ve haftalar listesine dahil edilen yeni "hafta"dan şöyle söz ediliyor:

"Öğrencilerimize, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in temel insani özelliklerinden olan 'merhamet duygusu'nun güzelliğini yaşatmanın yollarını kazandırmalıyız. Diyanet İşleri Başkanlığı'nca kutlanan 'Kutlu Doğum Haftası'nda bu yıl merhamet temasının öne çıkarılması kararlaştırılmıştır. Haftanın önemi dikkate alınarak sevgi, saygı ve merhamet duygusunu ön plana çıkaran ve ekte yer alan etkinliklere örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yer verilmesi için gereğini rica ederim."

Ve asıl amacına geçerek soruyor:

"Kutlu Doğum Haftası"nın bir bakanlık genelgesiyle ilk ve ortaöğretim kurumlarında "kutlama" günleri arasına sokulması yerinde bir karar mıdır?”

Cevabı cebinde hazırdır tabi:

“Gecikmeden ikinci adımda cevabımı vereyim: Yerinde bir karar değildir.”

Neden değildir?

Bunu açıklıyor yazının devamında:

“Türkiye Cumhuriyeti "laik" bir devlet yapısına sahip. Cumhuriyetin bu ilkesinin nasıl bir şey olduğunu hatırlatmaya gerek yok, çünkü üzerinde çok yazılıp çizildi. Ancak biz yine de şunu unutmamalıyız: Bu ülkenin resmi okullarına, adı ne olursa olsun hiçbir din ya da ideolojinin "morali-ahlakı" genelgelerle dayatılmamalıdır.”

Bu konuda dürüstlük ve ciddiyetini de şöyle vurguluyor:

“Laiklik"in doğru anlamıyla anlaşıldığı ve uygulandığı bir ülkede devlet resmi okullarında "laik ahlak"ı da dayatamaz.”

Peki öyleyse “merhamet, yardımlaşma ” ve benzeri değerler hiç işlenmemeli mi?

Yok, öyle demiyor. İşlenmesine işlenmeli, “Ama bu ve benzer erdemler de yine bu çerçeve içinde, yani her türlü ideolojik ve dini referanstan azade biçimde işlenmelidir.”

İlk itirazımız burada başlıyor. Bu değerleri en güzel yaşayan ve anlatanlar genellikle din ve dinlerin azizleri, velileri, alimleri, gönül erleridir. Şimdi bunların verdiği çok önemli bilgiler, tecrübeler ve bilge sözler, sırf onlar “dinî” olduğu için okullarda öğretilmemeli mi?

Bu o değerlere ve onları öğrenmek isteyenlere haksızlık değil mi?

Bir değerden bahsedilirken ille de din ve dindarların dışarda bırakılması ve dinsiz veya din kaygısızların sözlerinin geçerli kılınması, bilgide adam kayırma ve haksız rekabet değil mi?

Sonra bunun laikliğe gerçekten zararı var mı?

Mesela bir Hıristiyan azizinin veya papazının merhamet hakkındaki bir sözünü beğenerek almam, benim Müslümanlığıma ters düşer mi?

Düşmüyorsa, laikliğe neden böyle bakmıyoruz?

İkinci itirazımızı kendisi de düşünmüş, ama eli kolu bağlı, çaresizliğine çare sunmamış. Bizi bir fiili zorbalığa razı olmaya davet ediyor.

Nedir mi o mesele?

Şöyle. Diyor ki:

“Bazı okurlarım burada da şu itirazı dile getiriyor olabilirler: "İyi ama Okullarımız bir 'ideoloji'nin esiri değil mi?" Evet doğru bir tespit bu; ama bunun çaresi o ideolojinin aşıladığı "ahlak"ın yerini bir dinin vazettiği ahlaka terk etmesi değil ki...”

Ya ne? Fiilî yanlışa teslim olmak mı?

Yok öyle yağma Sayın Bumin, sen en azından onların fiili durumunu bozuncaya kadar bizim de dinimizi anlatma fiili durumumuzu istemesen de “mukabele-i bilmisil” olarak almak durumundasın. Yoksa zulüm olur. Buna seyirci kalmak doğru değildir. En azından o zulmü kaldırıncaya kadar, o zulmün dengelenmesine karşı çıkmayacaksın. “Hak zıpırındır” kuralına seyirci kalınamaz.

Bu neye benzer?

Ben ve o koşuyoruz. Benim ayağıma pranga vurmuşlar, onun ayağı serbest. Sen de hakemsin. Durumu hatırlatınca, “ne yapayım, onun ağasına gücüm yetmiyor” demek iş midir Allah aşkına? Sayın Bumin’i bu bakımdan insafa davet ederim.

Yazının sonunda Ak Partiye aba altından gösterilen bir sopa var. Ama ona cevap vermek bana düşmez. Kendilerini savunmaya güçleri yeter.

Ben her halükarda dinimi savunurum, bu benim vazgeçilmez bir vazifemdir.


Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.