26 Mart 2017 Pazar27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:24Güneş 06:51Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:30Yatsı 20:50
    • 12°C Adana
    • 6°C Adıyaman
    • 5°C Afyon
    • -6°C Ağrı
    • 2°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 9°C Antalya
    • 3°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,409 -0.77
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

İstikrardan maksat ne ola ki!..

Abdulkadir Özkan

İstikrar sanki sadece iktidar partilerinin sorunu... İktidara tek başına kim gelmişse hemen istikrarın peşine takılıyor. Zaten darbeciler de yüzde 10 baraj uygulamasını savunurken de istikrarı gerekçe göstermişlerdi... Yani darbeciler istikrar isterken tek başına iktidar olan siyasetçilerin de ille de istikrar diyerek yüzde 10 barajına sarılması bir çelişki değil midir? Darbecilerin istikrar demesini, bunun için yüzde 10 baraj uygulamasını anayasa hükmü haline getirmelerini anlamak mümkün. Çünkü onların gelişi demokratik yolla olmamış, bir gece yarısı yönetime el koymuşlar, halkın oyları ile seçilip Millet Meclisi'ne girenleri ise evlerinden toplayarak bir yerlere sürmüşlerdi. Bununla da yetinilmemiş hemen tüm siyasi kadrolar ve gençlik örgütlerini yıllarca mahkemelerde süründürmüşler, bir çoklarının hayatını karartmışlardı. Meseleye bu açıdan bakıldığında bu istikrar denen şeyden isteyenlerin ne anladığını net bir şekilde açıklamaları gerekiyor. Bu noktada istikrar uğruna adaletin bir kenara itilmesinin doğru olup olmadığının tartışılması da ayrı bir konu.

Lafı uzatmaya gerek yok... Eğer yüzde 10 baraj konusunda darbecilerle bazı seçilmişler aynı noktada buluşuyorlarsa bu istikrar adına yüzde 10 barajının savunulmasında bir yanlışlık olduğu kesindir. Seçmenin zaman zaman önemli bir kesiminin Meclis'te temsil edilemiyor olması, her fikrin temsilcisinin Meclis'te yer almasının demokrasi ve özgürlükler açısından yararı da ayrı bir tartışma konusu.

Bu noktada yüzde 10 barajı sebebiyle AK Parti iki dönemdir tek başına iktidar koltuğunda oturuyor. Oturmasına bir itirazımız yok da hâlâ istikrar peşinde koşmasını anlamak mümkün değil. İlk seçimlerde tek başına anayasayı değiştirecek çoğunlukla iktidar oldular, ikinci seçimlerde oyları artmasına rağmen ilkinde elde ettikleri sandalyeye ulaşamadılar. Buna rağmen istedikleri her yasayı çıkarma ve anayasa değişikliğini Meclis'ten geçirecek çoğunluğa sahiptiler. Demek istediğim o ki, istedikleri takdirde anayasadaki değişikliği daha geniş tutabilirler, millete sundukları takdirde de millet değişikliğe oy verirdi. Ne yazık ki bu olmadı. Hâlâ başörtüsü zulmü devam ediyor. Hâlâ başörtülüler bir takım yerlerde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor ve inanç hürriyetleri sınırlandırılıyor. Bir diğer ifade ile hâlâ insanların nasıl inanmaları gerektiğine bir takım yetkisiz yetkililer karar veriyor. O zaman istenen istikrarın ne işe yarayacağını sormak hakkımızdır. Kaldı ki yönetimde süreklilik sağlayacağız diye temsilde adaletin bir kenara itilmesi de söylem ile eylem arasındaki ciddi çelişkiyi gösterir.

Seçmene karşı adil olamayan bir anlayışın bir takım özgürlüklerin önündeki engeli kaldırma iddiası havada kalmaz mı? Şu noktada bir anayasa değişikliğinin yapılamayacağını, yapılsa bile bu seçimlerde uygulanamayacağını biliyorum. Sadece ortada bir samimiyet sorunu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Bunu söylerken yüzde 10'luk baraj konusunda sadece iktidar partisini sorumlu tutmadığımı, Meclis'te temsil edilen diğer partilerinde bu konuda net bir tavır sergilemediklerini belirtmek isterim. Yüzde 10'luk barajı aşacaklarına inan partiler nedense bu konuda çekimser davranıyorlar. Kendilerinden başkasına hayat hakkı tanımak, farklı seslerin Meclis'e yansımasını istemiyorlar. Bu farklı seslerin Meclis'e yansımasının millete ulaşması anlamına geleceğini, bunun ise kendi geleceklerini tehlikeye atabileceğine olan kanaatleri sebebiyle istikrar gibi içi tam olarak doldurulmamış bir kavramın arkasına sığınıyorlar. İstikrarı bir partinin tek başına mümkün olduğunca uzun süre iktidarını sürdürmesi olarak anlıyorlar. Böyle bir anlayışın istikrara hizmet ettiğini söylemek ne ölçüde mümkündür? Eğer istikrar olarak takdim edilen tek parti iktidarı özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmıyor/kaldıramıyorsa böyle bir istikrarın topluma yararı nedir? Gibi soruların cevabının verilmesi gerekiyor. Bu soruların cevabı verilmeden istikrar savunuculuğu yapmanın fazla bir anlamı kalmaz. Kaldı ki istikrar için tek parti iktidarının şart olduğuna kim karar veriyor? Avrupa'da koalisyonlara rağmen istikrarsızlık söz konusu değilse ülkemizde bu niçin sağlanamasın? Hemen belirtelim ki ülkemizde istikrarsızlığın sebebini koalisyonlar olarak izah etmek darbecileri aklamak anlamına gelir. Bir diğer ifade ile derin devlet olarak nitelendirilen güçlerin etkisini görmezden gelmek demektir. Türkiye'de istikrarsızlığın sebebi koalisyonlar değil, darbecilerdir. Bu gerçeği unutmamak gerekiyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.